Röportaj

İran Kürdistanı Demokrat Partisi’nden Ayrılan Bir Kızın Anlatısı: 16 Yaşında Örgüte Katılımdan Güvensizlik, Şiddet ve Desteksizlik Deneyimine

Parisa Feyzi’nin IKDP karargahlarındaki çocuk askerlik olgusu, kişisel veri incelemesi, firarilere sığınak sağlanması ve tecavüz ile cinsel şiddet faillerine tanınan cezasızlık üzerine ifşaat dolu tanıklığı.

Bu mülakat, Mahabad şehrinin eski mahallelerinin birinde, sakin ve gerilimden uzak bir ortamda gerçekleştirilmiştir. Görüşme, genç kız ile İran Kürdistanı İnsan Hakları Gözlemevi (IKHRW) muhabiri arasında samimi bir anlatı şeklinde gelişmiş; doğrudan müdahale olmaksızın kişinin kendi ham deneyimine sadık kalınarak kaydedilmesi amaçlanmıştır. Bu röportajın görüntülü versiyonu da arşivlerde mevcuttur.

Parisa Feyzi, kimliğinin bilinmesinde bir sakınca olmadığını belirtmesine rağmen, yüzünün net bir şekilde gösterilmemesini tercih etmiş; ses kaydının veya yazılı metnin yayınlanmasını daha uygun bulmuştur. Kendisinin ifadesine göre bu tercih, tamamen kişisel mahremiyetini koruma ve geçmişteki o karanlık ortamdan uzaklaşma isteğiyle ilgilidir.

Mülakat sırasında babası da evde hazır bulunuyordu. Kızının anlatımının bazı bölümlerine bazen sessiz kalarak, bazen de başını sallama ya da üzüntülerini dile getirme gibi kısa tepkilerle eşlik etti. Babanın bu varlığı, görüşmeyi yalnızca bireysel bir anlatı olmaktan çıkarıp ailevi bir tanıklığa yaklaştırdı.

Feyzi, partide bulunduğu döneme ait elinde hiçbir fotoğraf veya belge olmadığını belirtiyor. Ayrılmadan önce cep telefonundaki tüm bilgilerin örgüt sorumluları tarafından incelendiğini ve silindiğini söylüyor; genç kız bu durumu, kişisel iletişim ve bireysel veriler üzerindeki sistemsel kontrolün bir parçası olarak tanımlıyor.

Soru-Cevap Bölümü

  • Soru: Kendinizi tanıtır mısınız ve bu yola nasıl girdiğinizi anlatır mısınız?

  • Cevap: Ben Parisa Feyzi, Mahabadlıyım ve şu an 18 yaşındayım. Partiye girdiğimde henüz 16 yaşındaydım. İran Kürdistanı Demokrat Partisi (IKDP) ile Instagram üzerinden tanıştım. Bir süre sonra benim ve başka bir kızın arkasından birini gönderdiler; Piranşehir güzergahı üzerinden yasa dışı yollarla İran’dan çıkarak karargahlara ulaştık. O yaşta ne koşullar hakkında doğru bir fikrim vardı ne de doğuracağı sonuçların farkındaydım. Bilinçli bir seçimden ziyade tamamen ortamın ve internetteki etkileşimlerin rüzgarıyla alınmış bir karardı. Bu durum bana daha sonra gösterdi ki, 18 yaş altındaki çocukların bu tür ortamlara çekilmesi, onları doğrudan tehlikelere açık hale getirmekte ve entelektüel olgunluğa erişmemiş kararlar almaya zorlamaktadır.

  • Soru: Katıldıktan sonra hangi aşamalardan geçtiniz?

  • Cevap: Karargahlardan birinin kabul (prizm) bölümünde 20 gün kaldık, ardından askeri eğitime alındık ve sonrasında organize edilerek dağ kadrosuna gönderildik. Süreç, en başından itibaren bireyin hızla yapı içinde eritilmesi, geri dönüş ya da ciddi bir muhasebe yapma imkanının elinden alınması üzerine tasarlanmıştı.

  • Soru: Orada mı evlendiniz?

  • Cevap: Evet. Dağda Pejman adında biriyle tanıştım. Finans bölümünde çalışıyordu ve o da Mahabadlıydı. Bir süre sonra evlilik teklif etti ve evlendik. Aileye veya dış desteğe erişimin tamamen kapalı olduğu o izole ve baskıcı ortamda, bu tür kararlar özgür bir seçimden ziyade tamamen bir güvenlik arayışı ve çaresizlikten kaynaklanıyordu.

  • Soru: Onun geçmişini ne zaman öğrendiniz?

  • Cevap: Evlendikten sonra öğrendim ki İran’da nitelikli dolandırıcılık yapmış ve hakkındaki yakalama kararı yüzünden firari olarak kaçmış. Zaten orada yargılanmaktan kaçmak için bu partiye üye olmuş onun gibi çok sayıda insan vardı. Bu durum bana, örgütün bireylerin geçmişini inceleyen şeffaf bir mekanizmasının olmadığını ve bunun özellikle kadınlar için hayati bir güvenlik tehdidi oluşturduğunu gösterdi.

  • Soru: Evlilikten sonraki hayatınız nasıldı?

  • Cevap: Hiçbir kurumsal destek yoktu. Eğer biri evlenirse geçimini tamamen kendi ailesi karşılamak zorundaydı. Zorunlu kalma süresi dolduğunda (benim için iki yıl, onun için beş yıl), partiden ayrıldık. Yani birey içerideyken ağır şekilde kontrol ediliyor, ancak ayrılırken hiçbir güvence olmadan ortada bırakılıyor.

  • Soru: Ayrıldıktan sonra ne oldu?

  • Cevap: Süleymaniye’ye gittik. Bir ay boyunca sokaklarda perişan halde dolaştık. Çalışamayacağını ve masrafları karşılayamayacağını söyledi. Mecburen babamı aradım; geldi ve beni İran’a geri götürdü. Daha sonra İran’da gıyabi boşanma davası açtım. 17 yaşımda boşandım. Bu deneyim benim için “çıkış sonrası desteksizliğin” en somut anlamıydı; bireyin ne yapının içinde ne de dışında can güvenliği kalmıyor.

  • Soru: Neden daha önce dönmediniz?

  • Cevap: Bize sürekli, ‘Eğer İran’a dönerseniz en az 5 yıl hapse girersiniz’ diyorlardı. Ayrıca tecavüze uğrayabileceğinizi, her gün sorgulanacağınızı ideyorlardı. Bu korkular evlenmeden önce dönmemi engelledi. Ancak döndüğümde durumun hiç de öyle olmadığını gördüm. Bu yalanlar karar alma yetimizi felç ediyordu; bizi orada tutan sistemsel bir psikolojik baskı mekanizmasıydı.

  • Soru: Kadınların güvenliği ne durumdaydı?

  • Cevap: Kadınların hiçbir güvenliği yoktu. Bir peşmergenin, Banehli Arina adında bir kıza tecavüz ettiği bir vaka yaşandı. Tecavüzcü, Piranşehirli Shahram Habibi’ydi. Onu partiden ihraç ettiler ama hakkında hiçbir ciddi hukuki işlem yapılmadı; bir süre sonra geri dönüp yeniden peşmerge oldu. Bu tür olaylar cezasız kaldığında verilen mesaj nettir: Kadının can güvenliği bir öncelik değildir.

  • Soru: Başka vakalar da var mıydı?

  • Cevap: Evet. Birkaç kişi başka bir kıza toplu tecavüz etti. Hatta bir erkek çocuğun da cinsel saldırıya uğradığını duydum. Etkili bir yargısal denetimin olmaması, cinsel şiddetin kamplarda yaygın olduğunu ve kurbanı koruyacak hiçbir mekanizmanın bulunmadığını kanıtlıyordu.

  • Soru: Operasyonlar konusunda ne tür deneyimleriniz oldu?

  • Cevap: Silahlı eylemler yapıyorlardı. Genellikle yeni gelenleri, hatta genç kızları İran içine gönderiyorlardı ve başlarına ne geleceğini umursamıyorlardı. İnsan hayatı çok ucuz şekilde tehlikeye atılıyordu. Bu benim için, deneyimsiz gençlerin yüksek riskli bölgelerde adeta harcanabilir birer meta olarak öne sürüldüğü anlamına geliyordu.

  • Soru: Komutanların rolü neydi?

  • Cevap: Komutanların kendileri şehirlerde konfor içinde ya da Avrupa’da yaşıyorlardı, aileleri de çatışma bölgelerinin tamamen dışındaydı. Biz ise dağlarda hayatta kalmaya çalışıyorduk. İtiraz ettiğimizde ‘Buraya kendi isteğinizle geldiniz’ diyorlardı. Karar vericiler ile namlunun ucunda olanlar arasındaki kopukluk tamdı.

  • Soru: Yaşam koşulları nasıldı?

  • Cevap: Sabah saat altıya kadar süren çok uzun nöbetlerimiz oluyordu. Karargahlar bombalandığında, hiçbir imkan olmadan dağda bir hafta mahsur kalıyorduk. Uyku tulumlarında yatıyorduk ve haftalarca banyo yapamıyorduk. Bu koşullar insani bir yaşamın asgari standartlarının bile hiçe sayıldığının göstergesiydi.

  • Soru: Ayrılırken ne tür kısıtlamalar uygulandı?

  • Cevap: Ayrılırken Instagram hesabımı silmemi dayattılar ve bunu yapmak zorunda kaldım. Ayrıldıktan sonra bile iletişim kanalları üzerinde bir tür denetim sürdürülüyordu, sanki kişinin bağımsız iradesi tam olarak kendisine bırakılmak istenmiyordu.

  • Soru: Bu deneyimin sizin için nihai sonucu ne oldu?

  • Cevap: 17 yaşımda boşanmış bir çocuk olarak kaldım. Reklamlarda sergiledikleri parıltılı dünya ile gerçekler taban tabana zıttı. Bahsettikleri ‘özgürlük’ ve ‘güvenlik’ yoktu. Yeni gelenler tehlikeli eylemlere sürülüyor, kadınların can güvenliği bulunmuyor ve şikayetler hasıraltı ediliyordu. Benim için bu deneyim, can güvenliğinden seçme hakkına kadar en temel insan haklarının ağır şekilde çiğnendiği bir çelişkiler yumağıydı.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu