Silahlı gruplarda bulunmuş görgü tanıklarıyla yapılan görüşmeler, sadece bireysel bir tecrübenin yansıması değildir; aynı zamanda bu yapıların iç işleyişini, davranış kalıplarını ve insani sonuçlarını anlamak için açılan bir penceredir.
İnsan hakları belgeleme yaklaşımında bu tür anlatılar, saha verisi olarak büyük önem taşır. Bireysel özgürlük hakkı, aileyle iletişim hakkı, zorla çalıştırma yasağı ile ruhsal ve fiziksel güvenlik hakkı gibi temel insan haklarının sistematik ihlallerini belirlemede kritik rol oynarlar.
Bu rapor, İzleme Örgütü (Watchdog) insan hakları uzmanının, bu gruplardan birinde iki yıl geçirdikten sonra ayrılan “Süheyla R.” ile yaptığı görüşmenin sonucudur.
Genç bir kadının basit bir merakla başlayan ve bizzat “esarete yakın bir yaşam” olarak tanımladığı duruma uzanan hikâyesidir.
Konunun hassasiyeti ve etik ilkeler gereği, görüşme yapılan kişinin kimliği saklı tutulmuştur.

— Lütfen kendinizi tanıtır mısınız?
Ben Süheyla, 21 yaşındayım, Mahabadlıyım. Fen bilimleri lise mezunuyum. 2019 yılında, 18 yaşındayken İran Kürdistanı Demokrat Partisi’ne (İKDP) katıldım.
— Bu grupla nasıl tanıştınız?
Instagram üzerinden. Öncesinde hiçbir bilgim yoktu. Sadece çok idealize edilmiş ve cazip görünen videolar görüyordum. Bu görseller merakımı uyandırdı. Sonra bir hesapla iletişime geçtim ve ardından birisi bana yurt dışına çıkış yolunu tarif etti.
— Kararınız ne kadar bilinçliydi?
Dürüst olmam gerekirse, bilinçli bir karardan ziyade meraktan ibaretti. Sosyal medya, gerçekliği olduğundan çok daha güzel gösteriyor. Ben de bu imajların etkisinde kaldım.
— Katıldıktan sonra eski düşüncelerinizle gerçeklik arasında ne gibi farklar gördünüz?
Neredeyse her şey farklıydı. O videolardaki görüntülerle hiçbir benzerliği yoktu. Verilen bilgiler, net bir yol haritasından ziyade boş sloganlara benziyordu.
— İlk eğitim dönemleri nasıldı?
Yaklaşık 50 günlük bir eğitim aldık; hem siyasi hem askeri. Aynı zamanda nöbet tutmak, yemek yapmak ve temizlik işleri gibi hizmet görevlerini de yapmak zorundaydık. Başından beri tam olarak rolümüzün ne olduğu belli değildi.
— Askeri eğitimler hakkında biraz daha bilgi verir misiniz?
Çeşitli silahları kullanmayı öğrendik. Ancak buradaki çelişki, bu eğitimlerin “savunma” amaçlı olduğunun söylenmesiydi; oysaki biz bu kavramın bizim için net veya somut olduğu bir konumda değildik.
— Operasyonlardan haberdar mıydınız?
İran içine operasyon için güç gönderildiğini biliyorduk ama detaylar gizli tutuluyordu. Sadece başarı elde edilirse kamuoyuna duyuruluyordu. Bu durum zamanla benim için ciddi bir çelişkiye dönüştü.
— Bu yapıda kadınların durumu nasıldı?
Görünüşte eşitlikten bahsediliyordu ama uygulamada kadınlar üzerinde çok daha fazla baskı vardı. Aynı anda birkaç rolü birden üstlenmek zorundaydık; askerlik, hizmetçilik ve işçilik. Üstelik gerçek bir seçim hakkımız yoktu.

— Kişisel özgürlükler açısından durum neydi?
Neredeyse hiç yoktu. Ne aileyle iletişim, ne internet, ne de serbest dolaşım imkânı. Her şey kontrol altındaydı. En basit günlük kararlar bile komutanın iznine bağlıydı.
— Bu durumu nasıl tanımlarsınız?
Bir seçimden ziyade esarete benziyordu.
— Ayrılmaya karar vermenize ne sebep oldu?
Geleceksizlik. Hiçbir ufuk yoktu; ne gelişim, ne de seçim hakkı. Sadece tekrarlanan ve yıpratıcı bir döngü.
— Geri dönmekten korkmadınız mı?
Çok korktum. Bize ağır sonuçlarla karşılaşacağımız söylenmişti. Ancak geri döndüğümde, iddia ettikleri şeylerin hiçbiri başıma gelmedi.
— Tecrübenizi tek bir cümleyle özetlemek isteseniz ne dersiniz?
Basit bir merak, insanı çıkışı olmayan sonu gelmez bir döngüye sokabiliyor.





