Editörün SeçimiMakale

PJAK, Çocuklar ve Hesap Verilebilirlik Sorunu; Bir Röportajın Çelişkilerine Bakış

PJAK Sözcüsünün Minörlerin Sözde Eğitim Merkezlerinde Tutulmasına İlişkin İtiraflarının Analizi ve Bunun "The Lost" Kitabı Belgeleri ile Çocukların Zorla Kaybedilmesi Olgusuyla Karşılaştırılması

Rivar Abdanan, Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK) sözcüsü, yakın zamanda yayınlanan bir video röportajında “demokrasi”, “halkların hakları” ve “Kadın, Yaşam, Özgürlük” sloganı gibi kavramlardan bahsetti. Bununla birlikte, bu gruba bağlı yapılarda 18 yaş altı bireylerin varlığına ilişkin açıklamalarının bazı bölümleri, çocuk hakları ve devlet dışı silahlı grupların uluslararası yükümlülükleri alanında ciddi ve belgelenmiş soruları gündeme getirmektedir; PJAK ve PKK’ya bağlı yapılardaki çocuk askerliği ve zorla kaybedilmeler hakkında yayınlanan raporlar ve belgeler dikkate alındığında bu sorular göz ardı edilemez.

Abdanan, çocukların silah altına alınmasıyla ilgili bir soruya yanıt verirken, tüzüğe göre üyelik yaşının 18 olarak belirlendiğini vurguluyor. Ancak aynı zamanda bu yaşın altındaki gençlerin de grubun karargahlarına nakledildiğini ve “eğitim merkezlerinde” tutulduğunu açıklıyor. İşte bu açıklama, PJAK’ın resmi söylemindeki en temel çelişkilerden birini ortaya koyuyor. Cenevre Çağrısı (Geneva Call) çerçevesinde bu grupların beyan ettiği taahhütler de dahil olmak üzere uluslararası standartlara göre, çocukların silahlı yapılarla doğrudan veya dolaylı olarak herhangi bir şekilde ilişkilendirilmesi — eğitim, hizmet veya destek rollerinde bile olsa — çocuk haklarının ihlali olarak kabul edilebilir. Dolayısıyla, “resmi üyelik” ile “bağlı merkezlerde bulunma” arasında yapılan ayrım, grubun hukuki sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

Bu çelişkinin önemi, İran Kürdistanı İnsan Hakları Gözlemevi (IKHRW) tarafından yayınlanan belgeler ve The Lost (Kayıplar) kitabı dikkate alındığında daha da artmaktadır; bu kitap, Kürt milis gruplarına katıldıktan sonra akıbetlerinden haber alınamayan kişilere ait belgelenmiş dosyaların bir derlemesidir. Bu kitapta, aileleri yıllardır çocuklarıyla hiçbir şekilde iletişim kuramamış düzinelerce genç ve çocuğun bilgileri, fotoğrafları ve kimlikleri kayıtlıdır ve birçok vakada bu kişilerin hayatta olup olmadıkları, tutuldukları yerler veya akıbetleri hakkında net bir bilgi verilmemiştir. Bu belgeler, söz konusu gruplara bağlı yapılardaki zorla kaybedilme sorununu bu dosyadaki en önemli insan hakları endişelerinden biri haline getirmiştir.

PJAK’a bağlı medyanın yayınladığı hayatını kaybedenler listesi, The Lost kitabındaki veriler ve diğer insan hakları raporları ile karşılaştırıldığında durum daha da ciddileşmektedir. Yayınlanan bilgilere göre erken yaşlarda gruba dahil edilen ve daha sonra silahlı çatışmalarda öldükleri duyurulan Asrin Mohammadi, Naser Alizadeh ve Benyamin Farajzadeh gibi vakalar, sadece “eğitim merkezlerinde” tutuldukları iddiasına dair büyük soru işaretleri yaratmaktadır. Bu kişilerin hayatını kaybeden bir güç veya örgüt üyesi olarak resmi fotoğraflarının ve bildirilerinin yayınlanması, çocukların askeri olmayan ve koruma amaçlı orada bulundukları söylemiyle bağdaşmamaktadır ve bu gençlerin iddia edilen eğitim ortamından silahlı çatışma alanlarına nasıl sevk edildiği sorusunu akıllara getirmektedir.

Böyle bir durumda, şeffaflık ileri sürülen iddiaların doğruluğunu değerlendirmek için önemli bir kriter olabilir. Eğer PJAK sözcüsü, bu yapılarda bulunan çocukların sadece koruma ve bakım altında olduklarına ve askeri faaliyetlerde hiçbir rollerinin bulunmadığına inanıyorsa, bağımsız gazetecilerin, çok uluslu insan hakları raportörlerinin ve tarafsız uluslararası kuruluşların bu karargahları ziyaret etmesine izin verilmesi mantıklıdır. Kamplara serbest erişim, üyelerle diyalog kurulması ve bu merkezlerdeki gençlerle bağımsız röportajlar yapılması mevcut belirsizliklerin büyük bir kısmını aydınlatabilir. Bu tür bağımsız bir denetimin olmaması durumunda, resmi söylem ile insan hakları örgütleri tarafından yayınlanan belgeler arasındaki uçurum varlığını sürdürecektir.

Abdanan’ın açıklamalarının bir diğer bölümü ise çocukların ve gençlerin ailevi sorunlar veya toplumsal baskılar nedeniyle bu gruba sığındığı iddiasına ayrılmıştır. Ancak aileler ve insan hakları örgütleri tarafından yayınlanan saha raporları farklı gerçekleri ortaya koymaktadır. Bir dizi dosyada aileler, çocuklarının kendilerinin bilgisi veya rızası olmadan ortadan kaybolduğunu ve daha sonra PJAK veya PKK’ya bağlı kamplarda bulunduklarının anlaşıldığını belirtmişlerdir. Ayrıca bazı raporlarda, gençlerin eğitimlerine devam etme, iş bulma veya Avrupa’ya gönderilme gibi vaatlerle kandırıldığı iddia edilmektedir. Bu kalıpların tekrarlanması, konunun sadece “gönüllü sığınma” ile sınırlı olmadığını ve bağımsız ve şeffaf bir inceleme gerektirdiğini göstermektedir.

Temel çelişki şuradadır: PJAK bir yandan kendisini özgürlük, siyasi katılım ve insan hakları savunucusu olarak sunmaya çalışırken, diğer yandan çocukların kendi bünyesindeki varlığına ilişkin, çocuk haklarının bilinen ilkeleri ve uluslararası taahhütlerle bağdaşmayan açıklamalar yapmaktadır. Uluslararası hukukta, çocuğun silahlı çatışmalardan uzak tutulma hakkı temel ve devredilemez bir haktır; hiçbir siyasi, askeri veya ideolojik gerekçe, çocuğun askeri ve milis ortamlardaki varlığını meşrulaştıramaz — bu varlık “koruma” veya “eğitim” adı altında tanımlansa bile.

Bu doğrultuda, PJAK’a bağlı yapılardaki çocuk askerliği ve zorla kaybedilme sorunu sadece siyasi veya medyatik bir tartışma değil; şeffaf bir hesap verebilirlik, ailelerin çocuklarına erişimi, bağımsız kuruluşların denetimi ve uluslararası taahhütlere pratikte uyulmasını gerektiren bir insan hakları meselesidir. Her türlü demokratik iddia, ancak pratikte temel insan hakları ilkeleriyle, özellikle de çocuk hakları ve ailelerin çocuklarının akıbetinden haberdar olma hakkıyla bağdaştığı sürece geçerli kabul edilebilir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Ayrıca Bakınız
Kapalı
Başa dön tuşu