İran Kürdistan Demokrat Partisi (İKDP) saflarında yaklaşık ten ay geçiren 41 yaşındaki Sadia, İran Kürdistanı İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün (IKHRW) Sanandaj (Senendec) bürosuna verdiği yüz yüze mülakatta örgüte katılma nedenlerini, dağ karargahlarındaki yaşam koşullarını ve yaşadığı “kimliksizlik ile çaresizlik” hissini anlattı.
Sadia, IKHRW web sitesinde yayımlanan raporları okuduktan sonra benzer bir kaderi diğer kız çocuklarının ve kadınların yaşamaması için kendi deneyimlerini paylaşmaya karar verdiğini belirtiyor.
Sadia’ya göre ailevi sorunlar, anne ve babasını kaybetmiş olması, yaşadığı psikolojik krizler ve Avrupa’ya göç etme umudu, kendisini bu karara sürükleyen en önemli etkenler arasında yer aldı.
Son yıllarda çeşitli psikolojik sorunlarla mücadele ettiğini ifade eden Sadia, kendisine farklı bir gelecek kurabileceği düşüncesiyle örgüte katıldığını söylüyor.
İKDP‘ye katılım motivasyonunu şöyle açıklıyor: “Ailevi sorunlarım vardı ve çocukluğumdan beri çeşitli sıkıntılarla uğraşıyordum. Avrupa’ya gitmek istiyordum ama ne bütçem ne de imkanım vardı. Barınaksız kalma korkusuyla ve daha iyi bir iş ile yaşam kurma umuduyla oraya gittim; fakat sonunda her şey düşlediğimden çok farklı çıktı.”
Hastalıklar ile anne ve babasının kaybından kaynaklanan ruhsal krizlerden bahseden Sadia, yıllarca psikolojik sorunlar ve yön kaybıyla mücadele ettiğini dile getiriyor.
Eski İKDP üyesi, 2019 yılında 31 veya 32 yaşındayken İran Kürdistan Demokrat Partisi’ne katıldığını ve örgütün dağ karargahlarından birinde yaklaşık ten ay kaldığını belirtiyor.
Üyelerin günlük rutinini anlatırken şunları söylüyor: “Sabah saat altıda kalkış vardı. Kahvaltının ardından bulunduğumuz yeri temizlememiz gerekiyordu ve sonrasında herkes programa göre nöbete gidiyordu. Ne olduğunu bilmediğimiz bir şeye karşı ve hiçbir şey uğruna nöbet tutuyorduk; her şey zaman kaybı ve ömrün boşa harcanmasıydı.”
Üyelerin nöbet tutmanın yanı sıra alanın temizliği, toprağın işlenmesi ve çevre bakımı gibi günlük işlerden de sorumlu olduklarını ifade ediyor.
Sadia, dağ karargahlarındaki yaşam koşullarını bir askeri kışlaya benzeterek, üyelerin günlük programları ve verilen görevleri eksiksiz yerine getirmekle yükümlü olduğunu vurguluyor.
Karargahtaki hijyen şartlarını “kabul edilemez” olarak niteleyen Sadia, kişisel temizliğe dikkat edilmesi gerektiğini ve kendilerine hijyen malzemeleri verildiğini ancak sonuçta üyelerin yakalandığı hastalıkların oradaki elverişsiz hijyen koşullarından kaynaklandığını söylüyor.
Dağlık bölgelerde cep telefonlarının üyelere verilmediğini, ancak şehir karargahlarında bulunulduğu zamanlarda geçici telefon kullanımına izin verildiğini ifade ediyor.
Üyelerin uydu aracılığıyla farklı haber kanallarına erişiminin bulunmadığını, komutanların izni olmadan İran ve dünya haberlerini takip edemediklerini, yalnızca belirli kanalların izlenmesine izin verildiğini aktarıyor.
Örgütte bulunduğu süre zarfında ellerinde silah bulunan 16 ve 17 yaşlarında çocuk savaşçılar gördüğünü belirten Sadia: “Silahlandırılmış 16 ve 17 yaşlarında gençler gördüm; hatta ateş etme izinleri bile vardı. Ancak birisi izinsiz ateş ederse cezalandırılıyordu.” diyor.
Kendi bulunduğu dönemde üyelerin bir yılın ardından örgütten ayrılma imkanının olduğunu, ancak bu süreden önce ayrılmak isteyenlerin akıbeti hakkında kesin bilgisinin bulunmadığını, sadece bazı kişilerin karargahlardan kaçtığını duyduğunu ifade ediyor.
Sadia’nın anlatımındaki en çarpıcı nokta, örgüte katıldıktan sonra yaşadığı kimliksizlik ve çaresizlik hissidir. Şunları dile getiriyor: “Orada ne bir kimliğin ne de bir işe yarayan belgen vardı. Yeryüzü ile gökyüzü arasında sıkışıp kalmış gibi hissediyordun. Nereye ait olduğunu ve geleceğinin ne olacağını bilmiyordun.”
Böyle bir yaşamın özellikle genç kızlar ve ergenler için parlak bir gelecek sunmadığına inanan Sadia, örgütteki genç kızlara silahlı yapılara katılmak yerine eğitimlerine devam etmelerini defalarca tavsiye ettiğini söylüyor: “Onlara ‘Dersinizi okuyun, burada sizin için bir gelecek yok’ diyordum.”
Röportajın sonunda İKDP‘ye katılma kararını kişisel sorunlar, ailevi krizler ve kamp yaşamının gerçeklerinden habersiz olmanın bir bileşimi olarak değerlendiren Sadia: “Bugün kandırıldığımı düşünüyorum. Tabii ki kendi sorunlarımın da etkisi vardı. İnsan yeterli tecrübeye sahip olmadığında sonradan yanlış olduğunu anlayacağı kararlar alıyor.” diyor.
Görüşmenin ses kaydı İran Kürdistanı İnsan Hakları İzleme Örgütü arşivinde muhafaza edilmekte olup, resmi başvuru yapılması ve gizlilik ilkelerine uyulması kaydıyla araştırmacıların, belgeselcilerin, insan hakları aktivistlerinin ve hukukçuların kullanımına sunulabilecektir.





