İran’ın batısındaki sınır kentlerinden birinde yaşayan 21 yaşındaki Abdi, henüz 15 yaşındayken —18 yaşındaki yasal erginlik sınırına ulaşmadan yıllar önce— Avrupa’ya gönderilme vaatleriyle kandırılarak muhalif silahlı Kürt örgütlerinden biri olan Komala‘ya katıldı.
Abdi, İran Kürdistanı İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün (IKHRW) web sitesindeki iletişim numarasını arayarak yaptığı telefon görüşmesinde, hiçbir aracı olmadan kendi yalın diliyle hiç hayal etmediği günleri anlattı: Örgütün kabul kampındaki ağır yaşam koşullarını, üyeler arasındaki küçük yaştaki çocukların varlığını ve yaklaşık 25 gün sonra ayrılma gerekçelerini aktardı.
Onun anlatımı, Kürdistan’ın sınır bölgelerindeki gençler ve ergenler arasında defalarca tekrarlanan bir örüntünün örneğidir: Sosyal medya ve hedef odaklı propagandalar aracılığıyla sunulan cazip vaatler, henüz hukuken çocuk sayılan bir ergenin hayatını tümüyle değiştirmektedir.
Abdi’nin ifadesine göre, evi terk etmesindeki temel motivasyon ailevi sorunlar ve o yaştaki zorlu yaşam koşullarıydı; bu durum kendisini dışarıdan gelen vaatlere karşı savunmasız bırakmıştı.
Sosyal medya ve propaganda videoları aracılığıyla örgütle temas kurduğunu belirten Abdi, kendisine kısa bir süre sonra Almanya’ya gönderileceği sözünün verildiğini, ancak bu sözlerin “boş laflardan” ibaret çıktığını ve hiçbir zaman gerçekleşmediğini söylüyor.
O dönemde henüz 15 yaşında olan Abdi’nin durumu, BM Çocuk Hakları Sözleşmesi ve uluslararası standartlara göre çocukların silahlı yapılarda kullanılması kapsamında değerlendirilmektedir. Çocuklar ve ergenler ideolojik propagandaya, aldatıcı vaatlere ve aidiyet arayışına yetişkinlerden çok daha açık oldukları ve özgür iradeleriyle karar veremedikleri için bu durum açık bir çocuk hakları ihlali teşkil etmektedir.
Abdi, örgüte katıldıktan sonra doğrudan dağlık bir bölgede bulunan ve “kabul bölümü” (pazireş) olarak adlandırılan yere gönderildiğini ifade ediyor. Burası, yeni katılanların eğitim devresine ve ana tabura aktarılmadan önce belirsiz bir süre tutulduğu yerdir.
Bu bölümde kaldığı süre boyunca yeterli gıda, su ve hijyen gibi temel yaşam imkanlarının sağlanmadığını belirten Abdi; buradakilerin dağda düzenli olarak nöbet tutmakla yükümlü kılındığını ve bazı kişilerin de karargah inşaatlarında çalıştırıldığını vurguluyor.
Tüm kalış süresi boyunca “ana tabura” girmesine izin verilmediğini belirten Abdi, yalnızca eğitim devresine gönderilmek üzere grubun tamamlanmasını beklediğini, ancak bu eğitime hiçbir zaman katılmadığını söylüyor.
Abdi’nin anlatımındaki dikkat çekici hususlardan biri de bu bölümde çocuk savaşçıların varlığıdır. Kabul bölümündeki kişilerin çoğunun 16-17 yaşlarında olduğunu, kendisinin 15 yaşında olması sebebiyle arkadaşlarından bile küçük kaldığını belirtiyor. Şahsen 16 yaşından küçük başka birini görmediğini ancak 16 ve 17 yaşlarındaki ergenlerin yoğun varlığını doğruladığını ifade eden Abdi’nin tanıklığı, çocuk yaştakilerin örgüte katılımının münferit olmadığını gösteriyor.
Örgütten ayrılış sürecinde kendisinden ve diğerlerinden yemek ve giyim masrafı adı altında bir miktar para alındığını aktaran Abdi, ardından gitmek isteyenlerin ayrılabileceğinin bildirildiğini ve bu sürecin herhangi bir çatışma yaşanmadan gerçekleştiğini belirtiyor.
Yaklaşık 20-25 günün ardından, resmi eğitim devresine girmeden önce örgütte kalmanın temel sorunlarını çözmeyeceğini anlayarak ayrılma kararı aldığını söyleyen Abdi, bu kararı tereddütsüz bir şekilde verdiğini ve hayatının dönüm noktası olduğunu ifade ediyor.
Şu an 21 yaşında olan ve memleketinde yaşayan Abdi, lise 11. sınıfa kadar öğrenim görmüş durumda. Şu anda işsiz ve bekar olan Abdi, kendisini bu yola sevk eden kişilerle artık hiçbir temasının kalmadığını, bu kişilerin halen Irak’ta örgüt bünyesinde bulunduğunu belirtiyor. Akrabası olan tek kişinin ise örgütten ayrılarak Süleymaniye’de yaşamaya başladığını ve kendisiyle 2-3 yıldır iletişiminin kesildiğini ifade ediyor.
Abdi’nin tanıklığı, benzer örneklerle birlikte, çocuk yaştaki ergenlerin sosyal medyadaki aldatıcı vaatlerle silahlı gruplara nasıl çekildiğini ve dağdaki gerçeklerin dijital mecralardaki propagandadan ne kadar farklı olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.
Bu mülakatın ses kaydı İran Kürdistanı İnsan Hakları İzleme Örgütü (IKHRW) arşivinde gizli tutulmaktadır. Söz konusu ses kaydı, doğrulama ve bağımsız araştırmalar amacıyla talep edilmesi halinde araştırmacılar, hukukçular ve insan hakları aktivistleriyle paylaşılabilecektir.




