Yazan: Rojin Sarmadi
Pek çok savaş suçu dosyası uluslararası mahkemelerde yıllarca sıralarını beklerken, Ukrayna deneyimi yerel mahkemelerin cezasızlıkla mücadelede ön safa geçebileceğini gösterdi. Stockholm Üniversitesi Kamu Uluslararası Hukuk Profesörü Mark Klamberg, kaleme aldığı yeni araştırmada, Ukrayna yargı sisteminin Rus işgalinin ardından savaş suçlularını yargılama çabalarını ve bu deneyimden diğer silahlı krizler için çıkarılabilecek dersleri inceliyor.
Mark Klamberg’in Stockholm Üniversitesi Hukuk Fakültesi araştırmaları kapsamında yayımlanan “War Crimes Trials Before Domestic Courts in Ukraine – Making the Case for a Differentiated Approach to International Law” (Ukrayna’da Yerel Mahkemeler Önünde Savaş Suçu Yargılamaları – Uluslararası Hukuka Ayrıştırılmış Bir Yaklaşım Sunmak) başlıklı makalesi, Ukrayna’daki yerel yargı süreçlerini ele almaktadır. Uluslararası ceza hukuku, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) ve silahlı çatışmalardan doğan cezai sorumluluk alanlarında tanınan bir araştırmacı olan Klamberg, ulusal mahkemelerin uluslararası insani hukuk kurallarını kullanarak bireysel cezai sorumluluğu nasıl değerlendirebileceğini ve uluslararası hukuk gereklilikleri ile yerel ceza hukuku ilkeleri arasında nasıl bir denge kurabileceğini ortaya koymaktadır.
Çağdaş savaşlar, hukukçuların gündemine eski bir soruyu yeniden getirdi: Bir silahlı çatışma sırasında siviller hedef alındığında, tutuklulara insanlık dışı muamele yapıldığında veya sivil mülkler tahrip edildiğinde, bu eylemlerin sorumlularını kim hesap vermeye zorlayacaktır?
Klamberg’e göre bu sorunun yanıtı yalnızca uluslararası mahkemeler kurmaktan geçmemektedir. Son birkaç on yılın deneyimi, uluslararası mahkemelerin kapasitesinin sınırlı olduğunu ve dünyadaki tüm savaş suçu dosyalarına bakamayacağını göstermiştir. Bu nedenle ülkelerin yerel yargı sistemleri, uluslararası ceza adaletinin sağlanmasında ana rolü üstlenmektedir. Devletler, Cenevre Sözleşmeleri ve diğer uluslararası belgelerden doğan yükümlülükleri uyarınca uluslararası suçların faillerini cezalandıracak gerekli cezai mekanizmaları ulusal düzeyde kurmakla yükümlüdür.
Ukrayna, bu yaklaşımın pratik bir örneğini sunmaktadır. Şubat 2022’deki kapsamlı Rus işgalinin ardından Ukrayna Savcılığı, savaş suçlarıyla bağlantılı binlerce dosyayı kayda geçirmiş ve şüphelilere karşı yargı süreçlerini başlatmıştır. Klamberg makalesinde; Ukrayna mahkemelerinin uluslararası insani hukuka dayanarak sivillerin öldürülmesi, yerleşim alanlarına saldırılar ve koruma altındaki kişilere yönelik insanlık dışı muameleler hakkında karar verdiği çeşitli davaları incelemektedir.
Yazarın dikkat çektiği en önemli noktalardan biri, uluslararası insani hukuk kurallarının yerel mahkemelerde kullanılabilir hukuki araçlara dönüştürülme biçimidir. Ükelerin savaş suçlarını suç saymak için iki temel yolu bulunmaktadır: Bazı devletler yerel yasalarını sınırlı ve belirli bir suç listesiyle düzenlerken, Ukrayna mevzuatında görülen diğer yaklaşım ise suç kapsamını uluslararası insani hukukun daha geniş kurallarına bağlamaktadır.
Bu farklılık hukuki bir sınama yaratmaktadır. Geniş kapsamlı yaklaşım, yasal boşlukların oluşmasını ve faillerin sorumluluktan kaçmasını engelleyebilir; ancak buna karşılık suçun kesin sınırlarının bireyler için yeterince açık olmaması endişesi doğar. Sınırlı yasalar ise öngörülebilirliği artırsa da uluslararası hukuktaki gelişmelerin gerisinde kalabilir. Klamberg, en doğru yolun farklı alanlar arasında ayrım yapmak olduğunu savunmaktadır: Buna göre savaş suçlarının tanımı uluslararası insani hukuka dayanmalı; ancak suç kastı, cezai sorumluluk ve savunma hakkı gibi ilkeler ağırlıklı olarak ülkelerin iç ceza hukukuna göre değerlendirilmelidir.
Klamberg’in araştırmasının bir diğer bölümü, pek çok savaşta belirleyici olan komutanların sorumluluğu (üst sorumluluğu) konusuna ayrılmıştır. Savaş suçlarının birçoğu alt kademedeki askerler tarafından işlense de komutanların karar alma, örgütleme veya ihlalleri önlemedeki kasıtlı ihmalleri suçun işlenmesinde temel rol oynayabilir. Yazar, komuta sorumluluğuna ilişkin net düzenlemelerin bulunmamasının askeri liderlerin yargılanmasını nasıl zorlaştırdığını ve hukuk sistemlerinin bu meseleye neden somut çözümler getirmesi gerektiğini incelemektedir.
Bu tartışmanın önemi yalnızca Ukrayna savaşıyla sınırlı değildir. Suriye’den Irak’a ve çatışmaların yaşandığı diğer bölgelere kadar birçok alanda asıl mesele, yalnızca bir insani hukuk ihlalinin gerçekleşip gerçekleşmediği değil; sorumluluk zincirinin doğrudan failden komutanlara ve ana karar vericilere kadar nasıl kanıtlanabileceğidir.
İran Kürdistanı İnsan Hakları Gözlemevi (IKHRW) açısından Klamberg’in araştırmasında sunulan çerçeve, hak ihlallerini belgeleme ile yargısal takip arasındaki bağı kuran hukuki bir model niteliğindedir. Sivillerin hak ihlalleri, çocukların silahlı yapılarda kullanılması, zorla kaybetmeler, işkence veya sivillere yönelik saldırılara ilişkin insan hakları raporları; ancak kabul edilebilir yargı standartlarında kaydedildiğinde ceza adaleti yolunda etkili olabilir. Bu da olayın zamanı, yeri, faillerin kimliği, komuta yapısı, bağımsız deliller ve talimat verenler ile uygulayanlar arasındaki bağa dair kesin bilgileri içermelidir.
Örneğin silahlı çatışmalarda çocuklar konusunda yalnızca çocukların örgüte katılımını kaydetmek yeterli değildir; çocukları örgüte kazandıranların, birlik komutanlarının ve bu eylemleri önleme imkânına sahip olan kişilerin rolünün incelenmesi hayati önem taşımaktadır. Aynı mantık, sivillere yönelik saldırılar ve diğer insani hukuk ihlalleri için de geçerlidir.
Klamberg tarafından incelenen deneyim, Avrupa ülkelerinin yargı kapasitelerinin önemini de öne çıkarmaktadır. Mağdur kişilerin suçun işlendiği ülkede adalete erişiminin bulunmadığı koşullarda, evrensel yargı yetkisi ve uluslararası adli iş birliği gibi mekanizmalar dosyaların takibi için yeni yollar açabilir.
Sonuç olarak Mark Klamberg’in araştırması, insan hakları belgeleme örgütleri için net bir mesaj taşımaktadır: Bir insan hakları raporu yalnızca bir olayın kaydı değil, yargısal bir dosyanın ilk aşamasıdır. Mağdurun tanıklığı ile mahkeme yargılaması arasındaki mesafe; belgelemenin kalitesi, hukuki titizlik ve uluslararası ceza hukuku standartlarının bilinmesiyle kısalır. Ukrayna deneyimi, savaş şartları devam ederken dahi savaş suçlarında ceza adaletinin mümkün olduğunu; ancak bunun bilgilerin, delillerin ve mağdur anlatılarının mahkemelere sunulabilir hukuki formatta kaydedilip korunmasıyla sağlanabileceğini göstermektedir.





