Editörün SeçimiRöportaj

Sanal Alemde Kandırmadan Kamptan Kaçışa – 3. Bölüm

Hira’nın PAK Kampındaki İşkence ve Ölüm Tanıklığı

Bu raporda görüşülen kişinin can güvenliğini korumak amacıyla adı Hira olarak değiştirilmiştir. Ayrıca ikamet ettiği şehir de gizli tutulmuş olup Meriwan takma adıyla anılmaktadır.

​Bu rapor, Hira ile kendi evinde gerçekleştirilen sesli ve görüntülü bir mülakata dayanmaktadır. Hira bu söyleşide, Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK) üyeleriyle tanışma sürecini, 15 yaşında İran’dan çıkarılıp Irak Kürdistan Bölgesi’ndeki örgüt karargâhlarına götürülüşünü, askeri yapı içindeki yaşamını, maruz kaldığı tehdit, işkence ve hücre hapsini, defalarca üstlendiği kaçış girişimlerini, tanık olduğu infaz ve intiharları ve nihayetinde özgürlüğüne kavuştuğu firar sürecini tüm ayrıntılarıyla anlatmaktadır.

Geçmişin Özeti: Hira, 15 yaşındayken Instagram üzerinden bir PAK üyesiyle tanışmış ve bu ilişki zamanla ailesinin canına yönelik tehditlere dönüşmüştür. Başarısız iki kaçış denemesinin ardından dağlık sınır yollarından sahte kimlikle geçirilerek Koya yakınlarındaki örgütsel karargâha getirilmiştir. Burada, örgüte duygusal tuzakla çekilen Şilan ile tanışmıştır. Cinsiyet ayrımcılığına, cep telefonu yasağına ve örgütün üst düzey yöneticilerinden Rêbaz Şerifi ile evlendirilme baskılarına şahit olmuştur. İkinci bölümde ise kaçmaya çalışırken ağır işkencelere uğrayıp evliliğe zorlanan Deljin‘in dramını ve zorlu askeri eğitim şartlarını aktarmıştı. Erbil’de ailesiyle gerçekleşen kontrollü görüşmede geri dönmek istediğini söylese de bu hamlesinin ardından tüm görevleri ve birikimleri elinden alınarak saatlerce sorgulanmıştı.

Hira, anlatımına gerçek adı Soma olan İlamŞugard adındaki arkadaşından bahsederek devam ediyor. Kendisinin, Şugard’ın ve Zerya adındaki bir diğer kızın üçer gün arayla kabul birimine getirildiklerini belirtiyor. Şugard da orada bulunmaktan büyük pişmanlık duymaktaydı.

​Bir gün Hira, Şugard ve Şilan birlikte otururken Hira toplu kaçış fikrini ortaya attı. Şugard ise şu öneride bulundu: “Sana evlilik teklif eden PAK üst düzey komutanlarından Rêbaz Şerifi’yi bir bahaneyle kandır. Ona aşıkmış gibi davran ki onun nüfuzunu kullanarak bir kaçış yolu bulalım.”

Hira, inançları ve ilkeleri gereği böyle bir şeyi asla kabul etmeyeceğini söyleyerek bu teklifi reddettiğini aktarıyor. Ancak kısa bir süre sonra üst düzey bir komutan kendisini çağırarak şöyle dedi: “Tîzbal! Neden bu sözleri söyledin? Şugard ağlayarak yanımıza geldi; önceden örgütten nefret ettiğini ama artık sadık olduğunu söyledi. Seninle birlikte Rêbaz Şerifi’yi kandırıp kaçmayı planladığınızı itiraf etti!”

Hira, bu olayın kendisi için yeni ve şiddetli bir işkence döneminin başlangıcı olduğunu vurguluyor. Cezalandırmak amacıyla kendisini en ağır nöbet mevkilerine diktiler. Koya yakınlarındaki geniş bir arazide, dondurucu kış soğuğunda henüz 16 yaşındayken, zifiri karanlıkta saatlerce içi boş, mermisiz bir silahla tek başına nöbet tutmaya zorlandı.

​Sorumluların, daha önce benzer şartlarda intihar edenler olduğu gerekçesiyle silaha mermi koymadıklarını iddia ettiklerini belirten Hira, asıl amacın sistematik psikolojik işkence ve baskı uygulamak olduğunu ifade ediyor.

​Bölgede çok sayıda vahşi kurdun bulunduğunu ve hatta kurt saldırılarının yaşandığını aktaran Hira, yetkililerin kendisine açıkça “Seni kurtlar yese bile umurumuzda değil!” dediklerini aktarıyor. Bir süre sonra Hira, Javanrudlu Niyan adında bir kızla tanıştı ve ona güvendi.

​Tarlalarda çalışma bahanesiyle dışarı çıkma fırsatını değerlendirmeye ve nöbet sırasındaki dikenli telleri kesip kaçmaya karar verdiler. Hira, gizlice bir tel keski temin ettiğini ve bunu dolabındaki Amerikan malı askeri ceketinin astarına sakladığını anlatıyor. Ancak Niyan da ona ihanet etti.

​Bir gün bir komutan odaya girip hiç arama yapmadan doğrudan dolabına yöneldi, ceketinin fermuarını açıp keskiyi çıkardı. Ertesi sabah Hira, tüm alanın boşaltıldığını ve Rêbaz Şerifi’nin tepesinde dikildiğini gördü.

​Ardından kendisini sürükleyerek hücre hapsine attıklarını ve ağır işkencelerin başladığını belirtiyor. Rêbaz Şerifi ve diğer militanların şiddetli darpları sonucu kanama geçirdiğini ve omurgasında ciddi hasar meydana geldiğini söylüyor.

​Sırtındaki hasarın boyutları o kadar ağırdı ki örgüt yöneticileri kendisini hastaneye kaldırmak zorunda kaldı. Doktorun yaptığı muayene sonrasında 3. ve 4. omurlarının hasar gördüğünü ve acilen ameliyata alınması gerektiğini belirttiğini aktaran Hira, komutanların buna engel olarak “Bu cezalı bir peşmerge, ameliyat edilemez ve operasyon geçiremez!” dediklerini ifade ediyor.

Hira, hastaneden doğrudan tekrar hücre hapsine götürüldüğünü söylüyor. Hücre şartlarının son derece ağır olduğunu, günde sadece bir öğün kuru ekmek ile su verildiğini ve mekânın zifiri karanlık olduğunu vurguluyor.

​Onuncu günden itibaren psikolojik durumunun hezeyan seviyesine geldiğini, karınca ve böceklerin yürüme seslerini bile duyacak kadar halüsinasyonlar gördüğünü anlatıyor. Yaklaşık bir ay boyunca yaralı bedeni ve kırık omurgasıyla hücrede tutulduğunu ifade ediyor.

​Bir ayın sonunda, örgütün fanatik kadın komutanlarından biri olan Restak adındaki kadın yanına geldi. Restak, ancak tek bir şartla serbest kalabileceğini söyledi: Kamera karşısında taahhüt vermek. Hira, henüz 16 yaşındayken kamera karşısına oturtulduğunu ve tehdit altında zorla görüntülü taahhüt belgesi alındığını aktarıyor.

​Bunun amacının, kaçması halinde videoyu yayınlayarak kendisini akıl sağlığı yerinde olmayan biri gibi göstermek olduğunu belirtiyor. Bu olaydan bir süre sonra Şilan yanına geldi. Hira, Şilan‘ın kendi kaçış çabalarını, gördüğü işkenceleri ve hücre hapsini izledikten sonra kendisine tamamen güvendiğini söylüyor.

Şilan ağlayarak, Hiwa adındaki şahsın yalan vaatlerinin kurbanı olduğunu, onun örgütün eleman kazanma biriminden habersiz olduğunu ve görünüşünü kullanarak genç kızları tuzağa düşürdüğünü itiraf etti. Hira‘ya göre Şilan da örgüte katıldığında henüz 15 yaşında deneyimsiz bir çocuktu.

Şilan kaçmayı planladığını söyleyerek, firar ettikten sonra haber vermek amacıyla Hira’nın ailesinin telefon numarasını aldı. Bir gün Hira nöbet görevindeyken dağlara doğru ilerleyen bir karaltı fark etti. İkisinin göz göze geldiğini belirtiyor.

Hira önce telsizle durumu bildirdi ancak daha dikkatli baktığında kaçan kişinin Şilan olduğunu anladı. “Şilan, sen misin?” diye sordu. Şilan “Evet, kaçıyorum” yanıtını verdi. Hira ise ona “Yolun açık olsun…” dedi.

Şilan, ana yerleşkenin tel örgülerini ve dikenli tellerini aşmayı başardı; Hira‘nın ifadesiyle bu alandan dışarı çıkmak doğrudan ölüm fermanı anlamına gelmekteydi.

​Ancak aniden bekçi köpeklerinden biri fark edip havlamaya başladı. Dev projektörler yakıldı ve nöbetçiler Şilan‘ı yakaladı. Hira, nöbetçilerin Şilan’ı saçlarından tutup yerlerde sürükleyerek içeri getirdiklerini anlatıyor.

Rêbaz Şerifi olay yerine gelerek Şilan ile konuşmaya başladı. Şilan’a “İran’da güvenlik güçlerinin sana ne yapacağını biliyor musun?” diye sordu. Şilan yalvararak “Pişmanım, bir hata yaptım!” dedi.

Hira‘nın aktardığına göre Rêbaz Şerifi, “Tamam, madem pişmansın karargâhına doğru yürü” yanıtını verdi. Şilan bu sözler üzerine arkasını dönüp karargâha yöneldi ve artık kaçmaya çalışmıyordu. Fakat tam o anda Rêbaz Şerifi, Şilan‘ın arkasından kafasına ateş ederek onu infaz etti.

Hira, Şilan‘ın kucağına düşüp gözlerinin önünde can verdiğini, tüm elbiselerinin kan içinde kaldığını aktarıyor. Ardından kendisini bir odaya kapatarak tehdit ettiklerini belirtiyor: “Şilan’ın nasıl öldüğü hakkında tek bir kelime edersen seni de öldürürüz. Ayrıca olaya tanık olduğuna göre cesedini de sen yıkayacaksın!”

Hira, geçirdiği şok ve ağlama krizleri nedeniyle bunu yapamadığını söylüyor. Nihayetinde bir kepçe ile çukur açıp Şilan’ın cesedini kanlı askeri kıyafetleriyle çukura attılar. Üzerini toprakla kapatıp mezarın başına iki taş koydular.

​Daha sonra Şilan’ın ailesine, kızlarının askeri bölgede mayına bastığı ve bedeninin parçalandığı, bu yüzden teslim edilecek bir ceset bulunmadığı söylendi. Yalnızca Şilan’ın annesinin mezarı ziyaret etmesine izin verildi. Anne mezarın başında ağıt yakarak kızının katili olan Rêbaz Şerifi’ye kızının nasıl öldüğünü sordu.

Rêbaz Şerifi annesine “Mayına bastı!” cevabını verdi. Hira, o sırada mezarın başında durup ağladığını ama korkudan gördüğü gerçekleri Şilan’ın annesine anlatmaya cesaret edemediğini ifade ediyor.

​Bir süre sonra, bulundukları yerden 4-5 karargâh uzaktaki Zeribar karargâhından Hawar isimli bir kız, banyoda bileklerini keserek intihar etti. Hira, banyonun kan gölüne döndüğünü aktarıyor.

​Sorumlular, daha önce ceset gördüğü ve alıştığı gerekçesiyle kendisini Hawar’ın cesedinin yanına götürdüler. Şilan’ın ölümü ve şahit olduğu yoğun şiddet, ruhunda derin yaralar açmış ve kendisini kan ve yaralara karşı hissizleştirmişti. Hira, bugün bile evde biri yaralandığında herkes paniklerken kendisinin duygusal bir tepki vermediğini ifade ediyor.

Hawar’ın ölümünün ardından örgüt üyesi olan erkek kardeşi, “Beni aptal yerine koymayın!” diyerek kız kardeşinin intihar ettiği gerçeğini ailesine bildirdi.

(Devamı var…)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu