Editörün SeçimiMakale

Müzakere Tehditle Karşılık Bulduğunda; İran Halkının Acıları Karşısında Uluslararası Toplumun Sorumluluğu

Diplomasi ile İran'a Yönelik Tehdit Dili Arasındaki Çatışmanın Analizi ve Uluslararası Gerilimlerin Sıradan Vatandaşlar Üzerindeki İnsani ve Psikolojik Sonuçlarının İncelenmesi

Dünyanın diyalog, diplomasi ve ihtilafların barışçıl çözümüne her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğu bir dönemde, Amerika Birleşik Devletleri hükümeti ve bizzat Donald Trump tarafından gerilimi tırmandıran davranışların sürdürülmesi, bölgesel ve küresel barış ile istikrarın geleceğine dair derin endişeler yaratmaktadır.

​Bugün dünya kamuoyunun karşı karşıya olduğu durum, yalnızca iki hükümet arasındaki siyasi bir anlaşmazlık değildir; aksine uluslararası sistemin temel ilkelerinin güvenirliği için bir sınavdır. Devletlerin egemenliğine saygı, ihtilafların müzakere yoluyla çözülmesi, güce başvurmama ve ulusların haklarının korunması esasına dayanan ilkeler…

​İran bir kez daha müzakere ve diyalog yolunu seçmiş, ihtilafları diplomatik yollarla çözme iradesini göstermişken, müzakerelerde ne zaman bir ilerleme belirtisi ortaya çıksa, ABD hükümeti tarafından tehdit dilinin, baskıların ve gerilimi tırmandıran eylemlerin geri döndüğüne şahit oluyoruz. Bu bariz çelişki, bir yandan müzakereden söz ederken diğer yandan tehdit ve baskı diliyle güven ortamını tahrip eden bir yaklaşımın samimiyeti hakkında ciddi sorular doğurmaktadır.

​Daha da endişe verici olanı, bazı dönemlerde bağımsız bir ülkenin topraklarının ele geçirilmesinden veya ulusal kaynaklarının sömürülmesinden bile söz edilmesidir; bu dil sadece Birleşmiş Milletler Şartı ve uluslararası hukukun tanınmış kurallarıyla bağdaşmamakla kalmıyor, aynı zamanda dünyanın geride bırakmak için ağır bedeller ödediği tarihsel dönemleri de hatırlatıyor.

​Ancak tüm siyasi ve hukuki tartışmaların ötesinde, bu gerilimlerin asıl kurbanı sıradan insanlardır.

​Her tehdidin, her yaptırımın, her güvensizliğin ve her siyasi maceranın arkasında milyonlarca insanın hayatı yatmaktadır. Gelecek kaygısıyla büyüyen çocuklar; ailelerinin güvenliği ve huzuru için endişelenen anneler; hayatlarının son yıllarını endişe ve belirsizlik gölgesinde geçiren yaşlılar. Sürekli savaş tehdidi ve istikrarsızlıktan kaynaklanan psikolojik travmalar, bir krizin sona ermesiyle ortadan kalkan etkiler değildir; bu yaralar bazen yıllarca, hatta nesiller boyu kalır ve toplumların sosyal, psikolojik ve ekonomik sağlığını etkiler.

​Uluslararası toplum bu insani gerçeğe karşı kayıtsız kalmamalıdır. Barışı savunmak, ancak tüm ulusların ayrımcılık yapılmaksızın güvenlik, huzur ve tehditlerden uzak bir yaşam hakkına sahip olmasıyla anlam kazanır.

​Bu nedenle, bugün dünya genelindeki hükümetlerin, parlamentoların, uluslararası kuruluşların, sivil toplum örgütlerinin, akademisyenlerin, aydınların ve barış aktivistlerinin omuzlarında tarihi bir sorumluluk bulunmaktadır. Krizlerin ve istikrarsızlığın tırmanmasına yol açan politikalar karşısında sessiz kalmak, barışın tesis edilmesine yardımcı olamaz. Dünyanın diplomasiyi desteklemek, tehditlere karşı çıkmak ve gerilimlerin yayılmasını önlemek için ahlaki ve insani bir fikir birliğine ihtiyacı vardır.

​Aynı zamanda, İran tarihi açık bir gerçeğe tanıklık etmektedir. İran ulusu yüzyıllar boyunca defalarca saldırganlık, baskı ve krizlerle karşılaşmış, ancak kimliğini, kültürünü ve iradesini hiçbir zaman kaybetmemiştir. İran, en zorlu tarihi sınavlardan geçmiş, kültürünü, medeniyetini ve insani mirasını korurken istilacıları ve krizleri geride bırakmayı başarmış bir topraktır.

​İranlılar barışsever bir halktır, ancak barışseverlik hiçbir zaman zorbalığa boyun eğmek anlamına gelmemiştir. Bu ulus her zaman diyaloğu memnuniyetle karşılamış, aynı zamanda bağımsızlığını, onurunu ve meşru haklarını savunmuştur.

​Bugün de İran halkının dünyaya mesajı nettir: Biz barış, güvenlik ve iş birliği istiyoruz; ancak karşılıklı saygı, adalet ve ulusların haklarına riayet esasına dayalı bir barış. Uluslararası toplum, tehdit dilinin diplomasi dilinin yerini almasına ve kısa vadeli siyasi çıkarların küresel barış ve istikrarın geleceğini tehlikeye atmasına izin vermemelidir.

​İran halkını savunmak, yalnızca bir ulusu savunmak değildir; uluslararası sistemde barış ilkesini, insan onurunu ve hukukun üstünlüğünü savunmaktır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu