Makale

Savaşın Hukuku Olmadığında: Devlet Dışı Silahlı Gruplar Neden Sivillerin Canından Sorumludur?

İran Kürdistanı İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün (IKHRW), Sonia Hernández Pradas’ın uluslararası insancıl hukuk araştırmasına dayanan hukuki analizi.

Yazan: Rojin Sarmadi

Tek bir yalın gerçek: Günümüz savaşlarının kurbanlarının çoğu askerler değil.

Afganistan, Irak, Libya, Suriye, Kongo, Somali; her yıl daha da uzayan bir liste. Bu savaşları iki devlet arasındaki klasik savaşlardan ayıran temel bir husus var: İç silahlı çatışmalar olmaları. Devlet güçlerinin devlet dışı silahlı grupların karşısında konuşlandığı bu çatışmalarda siviller artık ikincil bir hasar değil, doğrudan hedef haline geliyor.

İspanyol Uluslararası Hukuk Dergisi’nde (REDI) yayımlanan bu çalışma temel bir soruya yanıt arıyor: Savaşın bir tarafı devlet değil de hiçbir uluslararası antlaşmaya imza atmamış bir silahlı grup olduğunda, onu uluslararası insancıl hukuka uymakla yükümlü kılan nedir? Ve ihlal durumunda kim hesap verecektir?

Devlet Dışı Silahlı Grup Tam Olarak Ne Anlama Geliyor?

Raporun vurguladığı konulardan biri, devlet dışı silahlı grup kavramı için küresel ve tek tip bir tanımın bulunmayışıdır. Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC), 2020 yılında dünya genelinde aktif 614 silahlı grup kaydetmiştir (Afrika’da 296, Orta Doğu’da 132). Bu grupların bazıları merkezi bir komuta yapısına sahipken; diğerleri ağ şeklinde, dağınık ve istikrarsızdır. Bu geniş yelpaze; isyancılar ve gerillalardan teröristlere, etnik milislere, suç çetelerine ve hatta özel paralı askerlere kadar uzanmaktadır.

Cenevre Sözleşmeleri’ne Ek 2 Numaralı Protokol (1977), Madde 1’de bu grupları şöyle tanımlar: “Sorumlu bir komuta altında” hareket eden ve “sürekli ve koordineli askeri operasyonlar yürütmeye imkan sağlayacak şekilde ülke topraklarının bir bölümü üzerinde kontrol kuran” güçler.

Ancak yazar uyarıyor: Bu dar tanım, sahadaki karmaşık gerçekliği kapsamamaktadır. Bugün birçok silahlı grup ne kalıcı bir toprak kontrolüne ne de tek bir komuta yapısına sahiptir; işte bu hukuki boşluk, kanunun uygulanmasını zorlaştırmaktadır.

Hukuki Çerçeve: Sınırlı Fakat Bağlayıcı

Dört Cenevre Sözleşmesi ve iki detaylı Ek Protokol ile yönetilen uluslararası savaşların aksine, iç çatışmalar yalnızca iki sınırlı araçla kapsanır:

  • Cenevre Sözleşmeleri’nin Ortak 3. Maddesi

  • 2 Numaralı Ek Protokol

Kritik hukuki nokta şudur: Uluslararası antlaşmalar esasen sadece devletleri bağlasa da Ortak 3. Madde tarihi bir istisna yaratmış; devlet olsun ya da olmasın “çatışmanın taraflarından her birini” insancıl hukuka uymakla yükümlü kılmıştır.

Uluslararası Adalet Divanı (ICJ) (Nikaragua Davası) ve Sierra Leone Özel Mahkemesi bu ilkeyi teyit etmiştir: Bir silahlı çatışmanın tüm aktörleri insancıl hukuka tabidir. Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICTY) ise ünlü Tadić Davası’nda (1995) raporun omurgasını oluşturan ilkeyi sabitlemiştir: “Uluslararası savaşlarda insanlık dışı ve yasak olan ne varsa, iç savaşlarda da aynı derecede kabul edilemez olmalıdır.”

Yasaya Uymak “Hukuki Dokunulmazlık” Getirmediğinde

Raporun ele aldığı en acımasız hukuki çelişkilerden biri şudur: Nizami bir ordunun askerinden farklı olarak, devlet dışı silahlı bir grubun üyesi hiçbir zaman “muharip statüsü” veya “savaş esiri” hakkına sahip olamaz. Yani tüm savaş kurallarına uysa bile, sadece silaha sarılması ve çatışmalara katılması nedeniyle ilgili ülkenin iç mahkemelerinde yargılanabilir.

Yazar bunu, silahlı grupların yasaya uymasını teşvik etmenin önündeki ana engellerden biri olarak görüyor: Kendisine hiçbir karşılıklı koruma sağlamayan bir yasaya neden uysun?

İncelenen çözüm yollarından biri, Ortak 3. Madde bünyesinde öngörülen özel anlaşmalar mekanizmasıdır. Angola, Bosna, Kamboçya, Fildişi Sahili, Liberya ve Sierra Leone’de esirlerin serbest bırakılması; Ruanda’da yerinden edilmiş kişiler ve mayın tarlalarına ilişkin taahhütler buna örnektir. Geneva Call (Cenevre Çağrısı) örgütü de bağımsız bir aktör olarak silahlı gruplardan “Taahhüt Senetleri” alarak kara mayınlarının yasaklanması, çocukların korunması ve cinsel şiddetin önlenmesi konularında somut başarılar elde etmiştir.

Ayrım Gözetme İlkesi: Asimetrik Savaşta Çöken Kural

Sivillerin korunmasının kalbinde ayrım gözetme ilkesi yatar: Muharip ile sivil, askeri hedef ile sivil nesne arasındaki ayrım. Ancak günümüz asimetrik savaşlarında bu çizgi hızla bulanıklaşmaktadır.

Rapor açıkça uyarmaktadır: Silahlı bir grup, çok daha donanımlı bir orduya karşı savaştığında ve tek şansının sivilleri hedef almak olduğuna inandığında, bu ilke kâğıt üzerinde kalmaktadır. Suriye’de sivillerin kasıtlı olarak hedeflenmesi ve insani yardımların engellenmesi bu mantıkla meşrulaştırılmaya çalışılmıştır.

Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Roma Statüsü, iç çatışmalarda da “sivil nüfusun veya çatışmalarda doğrudan yer almayan kişilerin kasıtlı olarak hedef alınmasını” net bir şekilde savaş suçu olarak tanımlar.

Bir Silah Olarak Açlık

Raporun belki de en dramatik bölümü insani yardımların kısıtlanmasıdır. Yemen ve Suriye gibi savaşlarda kuşatma ve yardımların engellenmesi bir savaş yöntemine dönüşmüştür. 2 Numaralı Ek Protokol (Madde 14) ve uluslararası örf ve adet hukuku, sivillerin aç bırakılmasını kesin olarak yasaklamaktadır. Bu yükümlülük devlet dışı grupları da kapsar; bir bölgeyi kontrol eden grup, tarafsız insani yardımların geçişine izin vermekle yükümlüdür.

Yazarın Sonucu: İki Belirleyici Faktör

Araştırma net bir özetle sona ermektedir. Devlet dışı silahlı bir grubun savaş hukukuna uyum düzeyi iki faktöre bağlıdır:

  1. Kapasite: Grup ne kadar örgütlü ve toprak kontrolüne sahipse, insani yükümlülükleri yerine getirme beklentisi o kadar artar.

  2. İrade: Gerçek bir niyet olmadan hukuki çerçeve tek başına yeterli değildir. İnsani kurumların bu gruplarla ilkesel teması, insancıl hukuk eğitimi ve davranım kodları oluşturulması somut sonuçlar veren araçlardır.

IKHRW Tarafından Belgelenen Dosyalarla Uyum

Bu araştırmanın hukuki çerçevesi, İran Kürdistanı İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün (IKHRW) bölgedeki silahlı grupların davranışlarını değerlendirmek için kullandığı kriterlerle birebir örtüşmektedir:

  • Sivillerin Hedef Alınması: PJAK gibi grupların eylemleri sonucu sivillerin yaşamını kaybetmesi, makalede açıklanan ayrım gözetme ilkesi kapsamında değerlendirilmektedir.

  • Çocuk Savaşçılar ve Zorla Silah altına Alma: Ortak 3. Madde ve 2 Numaralı Protokol, Kürt silahlı grupların gençleri örgüte katması ve Irak Kürdistan Bölgesi’ndeki ikamet politikalarını kötüye kullanarak İran vatandaşlarını devşirmesi dosyalarına hukuki zemin sunar.

  • Örgüt İçi Cinsel Şiddet ve İnsan Dışı Muamele: Ortak 3. Madde standartları (ius cogens niteliğindedir), örgüt üyelerinin maruz kaldığı fiziksel, psikolojik ve cinsel istismarların uluslararası hukuk boyutunda ele alınmasını sağlar.

  • Yaptırım Listelerinin Ötesindeki Sorumluluk: Hukuki yükümlülükler siyasi tanınmadan bağımsızdır. PJAK’ın işlediği suçlardan doğan sorumluluğu, terör listelerinde yer alıp almamasından bağımsız olarak evrensel yargı ilkelerine dayanır.

  • Devletleşme Olmaksızın Sorumluluk Sınırı: Başarısız isyan hareketleri devlet sorumluluğu şemsiyesinin dışında kaldığı için, Kürt silahlı grupların eylemlerinin hukuki takibi genel siyasi kararlarla değil, üyelerin bireysel cezai sorumluluğu üzerinden yürütülmelidir.

Araştırmanın özeti, halkı koruduğunu iddia eden her silahlı gruba net bir mesaj vermektedir: Silaha sarılmak insan hakları yükümlülüklerini ortadan kaldırmaz; aksine bu sorumluluğu daha da ağırlaştırır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu