Mehran, Kirmanşah eyaletinin ilçelerinden birinde yaşayan 32 yaşında bir adam, İran Kürdistanı İnsan Hakları İzleme Örgütü (IKHRW) ile yaptığı bir telefon görüşmesinde Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK) yapılanmasına nasıl girdiğini ve bu gruptaki yaşam koşullarını tüm detaylarıyla anlattı.
Birkaç yıl önce bu örgütten ayrılan Mehran, istihdam vaadiyle ve “Şayan” takma adını kullanan eski bir arkadaşı aracılığıyla örgütün kontrolündeki bölgeye götürüldüğünü belirtiyor. Mehran, arkadaşının kendisine yol yapım makineleri alanında bir iş bulabileceğini söylediğini ve bu yüzden ülkeyi terk etmeye karar verdiğini açıklıyor.
Mehran’ın anlattığına göre, sınırı yasadışı yollarla geçtikten sonra, hiçbir penceresi olmayan beyaz bir minibüsün içinde silahlı kişiler onu bekliyordu. Ülkeden kaçak yollarla çıktığı için başlarda Irak Kürt Bölgesel Yönetimi güvenlik güçleri tarafından gözaltına alındığını sanmış; ancak minibüse bindikten ve defalarca Şayan’ı sormasından sonra aldığı tek cevap şu olmuş: “Seni Şayan’a götürüyoruz.”
Mehran, minibüsün içindeyken yolculuk boyunca sürekli yanındakilere arkadaşı “Şayan”ı görmek ve onun yanına gitmek istediğini söylediğini belirtiyor. Aktardığına göre, minibüstekiler defalarca kendisine “Seni Şayan’a götürüyoruz” demiştir.
O anlarda kendisine vaat edilen iş yerine ve arkadaşının yanına götürüleceğini sandığını ifade eden Mehran; ancak Kürdistan Özgürlük Partisi‘nin askeri karargahlarına vardığında durumun tamamen farklı olduğunu anladığını söylüyor. O günden bu yana Şayan’ı bir daha hiç görmediğini ve onun tarafından kandırıldığına kesin olarak inandığını vurguluyor.
Mehran, bu örgütle daha önce hiçbir tanışıklığı olmadığını ve hiçbir zaman siyasi bir faaliyette bulunmadığını belirtiyor. Kendisini bir sporcu ve karma dövüş sanatları (MMA) sporcusu olarak tanıtan Mehran, “Ben çalışmak için ülkeden çıktım ama kendimi silahlı bir grubun içinde buldum. O minibüs aslında beni kaçırdı” diyor. İstihdam vaadiyle ülkeden çıkmasına rağmen Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK) askeri karargahlarına götürüldüğü için, bu araçla nakledilmesinin doğrudan bir tür zorla alıkoyma ve kaçırma eylemi olduğuna inanıyor.
Mehran, örgütün ana karargahına götürüldükten sonra geri dönmek istediğinde komutanların buna karşı çıktığını anlatıyor. Örgütün güvenlik sorumlularından birinin, göğsüne yumruk atarak ona “Yaptığın hatanın bedelini ödemelisin” dediğini ve oradan çıkma şansının kesinlikle olmadığını söylediğini aktarıyor.
Mehran’ın ifadesine göre, ilgili sorumluya “Benim hatam neydi?” diye sormuş ve şu cevabı almıştır: “Buraya gelmiş olman. Biz senin hatanın bedelini ödemek zorunda değiliz.”
Örgütten ayrılan bu eski üye, ilk günlerden itibaren kaçmanın bir yolunu aradığını açıklıyor. Anlattığına göre, başarısız bir kaçış girişiminin ardından tam bir ay boyunca el ve ayaklarından kelepçelenerek tutulmuş ve sistematik işkence görmüştür. Mehran bu telefon görüşmesinde, yediği dayakların şiddetinden dolayı yaklaşık bir hafta boyunca görme yetisini kaybettiğini ve gözlerini açamadığını vurguluyor.
O, aynı zamanda diğer üyelere yönelik şiddet içeren muamelelere de tanık olduğundan bahsediyor. Mehran’a göre, komutanların davranışlarına itiraz eden genç bir örgüt üyesi, karargahın ortasında on kişi tarafından yumruk, tekme ve kablolarla dövülerek ağır bir işkenceden geçirilmiştir.
Mehran, bu teşkilattaki günlük yaşamın tamamen askeri bir düzende olduğunu belirtiyor. Üyelerin günün ilk saatlerinden geceye kadar eğitim sınıflarına, askeri tatbikatlara, nöbetlere ve örgütsel faaliyetlere katıldığını, pratikte bağımsız karar alma veya özel bir zaman geçirme fırsatlarının asla olmadığını söylüyor. Her şeyin baskı ve emir-komuta zincirine dayandığını ifade ediyor.
Ayrıca katı iletişim kısıtlamalarından söz ediyor ve üyelerin yalnızca çok özel durumlarda ve uzun bir süre geçtikten sonra aileleriyle iletişim kurmalarına izin verildiğini açıklıyor. Medyaya ve haberlere erişimin de son derece sınırlı olduğunu, özgür haber kaynaklarına ulaşma imkanının bulunmadığını belirtiyor.
Mehran, görüşmenin bir diğer bölümünde karargah içindeki sağlık ve tedavi sorunlarına değinerek aylarca şiddetli diş ağrısı çektiğini, ancak doktora gitmesine izin verilmediğini söylüyor. Tekrarlayan taleplerine rağmen, tedavi ve diş çekimi için bir sağlık merkezine götürülmesinin yaklaşık altı ay sürdüğünü belirtiyor.
Mehran, Kürdistan Özgürlük Partisi içinde bulunduğu süre zarfında on sekiz yaş altı çocukları ve ergenleri de bu grubun karargahlarında bizzat gördüğünü söylüyor. Gördüğü en küçük kişinin on dört yaşında olduğunu ve bu çocukların askeri eğitim alıp ellerine silah verildiğini aktarıyor.
Ayrıca üyelerin ekonomik durumlarına dair, her üyenin aylık sadece yirmi dinar maaş aldığını; bu cüzi miktarın en temel insani ihtiyaçları karşılamak için bile yetersiz kaldığını ifade ediyor. Mehran, bazen on üyenin basit bir eşya veya temel bir ürün alabilmek için aylık maaşlarını birleştirmek zorunda kaldığını açıklıyor.
Mehran devamında grubun mali durumu ve bütçe sağlama yöntemlerine değinerek, Kürdistan Özgürlük Partisi‘nin her bir peşmerge için Kürdistan Bölgesel Yönetimi Peşmerge Bakanlığı’ndan aylık bir milyon ile bir milyon beş yüz bin dinar arasında ödenek aldığını, ancak bu miktarın yalnızca on beş ile yirmi bin dinarının üyelere ödendiğini söylüyor. Bu cüzi miktar en temel günlük ihtiyaçları bile karşılamadığı için üyeler bazı basit malzemeleri alabilmek adına maaşlarını bir araya getirmek zorundaydılar.
Mehran, sıradan üyelerin pratikte bu devasa bütçeleri alabilmek için birer araca ve mali sömürü nesnesine dönüştürüldüğüne inanıyor ve şöyle diyor: “Aslında Bölgesel Yönetim Peşmerge Bakanlığı’ndan kişi başı para alabilmek için bizi ellerinde tutuyorlardı, ancak bize düşen pay çok küçüktü.”
Örgütten ayrılan bu eski üye, görüşmenin bir diğer kısmında kaçmak için birkaç kez girişimde bulunan bir kişinin akıbetine değiniyor. Mehran, bu kişinin grup güçleri tarafından tekrar yakalanıp geri getirildikten sonra aniden ortadan kaybolduğunu ve bir daha kimsenin onun akıbetinden haber alamadığını söylüyor. Örgüt üyeleri arasında bu kişinin öldürüldüğüne dair güçlü bir inanç oluştuğunu, ancak onun akıbetine dair hiçbir resmi açıklama yapılmadığını belirtiyor.
Mehran, yetkililerin güvenini kazanmak için aylarca çabaladıktan sonra mutfak ve lojistik bölümüne transfer edildiğini açıklıyor. Yemek hazırlama sorumluluğunun ve gıda deposuna erişiminin, üzerindeki kısıtlamaların azalmasını ve karargah içinde daha rahat hareket edebilmesini sağladığını söylüyor.
Kaçtığı gece, saat iki buçuk sularında nöbetçiler dinlenirken mutfak ve depo bölümünden çıktığını belirtiyor. Mehran, bekçi köpeklerine yemek vermekten sorumlu olduğu için hayvanların onu tanıdığını ve çıkarken hiçbir tepki vermediğini anlatıyor. O ve karargahta bulunan bir başka kişi çitin bir kısmını yırtarak oradan çıkmayı başarmışlar. Mehran, karargahtan çıktıktan sonra şehre ulaşmış ve sonunda İran İslam Cumhuriyeti temsilciliğine giderek teslim olmuştur.
Anlattığına göre İran’a döndükten sonra bir süre gözaltında kalmış ve ardından normal hayatına geri dönmüştür. Şu an bir dükkan sahibi olan Mehran, yalan iş vaatlerine inandığı için hayatının en verimli yıllarını kaybettiğini düşünüyor.
Mehran bu görüşmede defalarca gerçek kimliğinin açığa çıkmasından duyduğu derin endişeyi dile getirerek, daha önce de hikayesinin bir kısmının güvenlik önlemlerine tam uyulmadan yayımlandığını ve bu durumun kendisi için büyük sorunlar yarattığını belirtmiştir. Kendi asıl adının ve kişisel bilgilerinin hiçbir raporda yayımlanmamasını açıkça talep etmiştir.
Bu görüşme, Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK) eski üyelerinden biriyle telefon üzerinden gerçekleştirilmiştir. Bu kişi, güvenlik endişeleri ve can güvenliğini korumak amacıyla kendisine ait hiçbir fotoğrafın yayımlanmamasını, gerçek kimliği ve yaşadığı yer hakkında hiçbir ipucu verilmemesini özellikle vurgulamıştır.
Tarihi Not: Bu rapordaki “Mehran” ve “Şayan” isimleri tamamen müstear (takma) isimlerdir ve kişilerin kimliklerini korumak amacıyla kullanılmıştır.
Bu görüşmenin ses kaydı, görüşülen kişinin bilgisi ve tam izni dahilinde kaydedilmiş olup İran Kürdistanı İnsan Hakları İzleme Örgütü (IKHRW) arşivlerinde güvenle muhafaza edilmektedir. Aynı zamanda görüşülen kişi, güvenlik gerekçeleri, can güvenliği ve mahremiyetinin sıkı bir şekilde korunması adına gerçek kimliğinin ve kişisel bilgilerinin tamamen gizli kalmasını talep etmiştir.
Bu ses kaydı; hukuki gizlilik ilkelerine ve kişilerin kimliğinin korunması kurallarına harfiyen uyularak, gerektiğinde araştırmacılar, hukuk öğrencileri, hukukçular, belgesel yapımcıları ve insan hakları aktivistlerinin araştırma, inceleme ve uluslararası mahkemelerde delil olarak kullanma amaçları doğrultusunda erişimine sunulabilecektir.





