Yazar: Dr. Farahmand
Çağdaş insan hakları literatüründe “çocuk asker” terimi genellikle Afrika’daki Eş-Şebab veya Orta Doğu’daki DEAŞ gibi grupların görselleriyle bağdaştırılmaktadır. Bununla birlikte; İran, Irak, Türkiye ve Suriye’nin sınır bölgelerinde, bazı Kürt silahlı partileri tarafından 18 yaş altı bireylerin örgüte katılması ve kullanılması meselesi daha karmaşık boyutlar kazanmıştır. Bu boyutlar, meselenin sadece çocukların çatışmalarda doğrudan kullanılmasıyla sınırlı kalmadığını, aynı zamanda gençlerin askeri ve milis faaliyetlerine yönelik devşirilme, eğitilme ve hazırlanma yöntemleriyle de ilgili olduğunu göstermektedir.
Bu durum, insan hakları gözlemcilerinin önüne temel bir soru çıkarmaktadır: Çocuk askerliği olgusu, uluslararası belgelere ve silahlı gruplar tarafından beyan edilen taahhütlere rağmen, nasıl oluyor da hâlâ farklı şekillerde yeniden üretilmeye devam ediyor?
Son yıllarda, bazı Kürt partileri “Cenevre Çağrısı” (Geneva Call) dahil olmak üzere uluslararası sivil toplum kuruluşlarıyla mutabakat zaptı imzalayarak 18 yaş altı bireyleri kullanmama konusundaki taahhütlerini ilan etmişlerdir. Bu anlaşmalar, destekçileri tarafından insani hukuk standartlarına uyum yönünde bir adım olarak sunulmuştur.
Ancak eleştirmenler, bu anlaşmaların hukuki boyutunun yanı sıra siyasi ve itibar odaklı bir işleve de sahip olduğuna inanmaktadır. Bu açıdan bakıldığında, bu tür belgelerin imzalanması, silahlı partilere Batı kamuoyunda kendilerini yasalara uyan, seküler ve uluslararası normlara bağlı aktörler olarak tanıtma imkanı vermekte ve bir nevi “siyasi markalaşma” yoluyla radikal gruplarla aralarındaki mesafeyi öne çıkarmalarına yaramaktadır.
Aynı zamanda, insan hakları gözlemcileri tarafından dile getirilen zorluklardan biri, bu taahhütlerin uygulanmasını denetleyecek bağımsız mekanizmaların bulunmaması ve bu anlaşmaların birçoğunda cezai yaptırım güvencelerinin eksikliğidir. Bu eleştirmenlere göre, etkili bir denetim ve hesap verebilirlik sistemi olmaksızın beyan edilen taahhütlerin kabul edilmesi, gençlerin farklı isim ve kalıplar altında da olsa bu gruplara bağlı yapılardaki varlığının sürdürülmesine zemin hazırlayabilir.
Silahlı partilerin insan hakları raporlarına yanıt olarak sundukları ortak argümanlardan biri, gençlerin bu gruplara katılımının “gönüllülük esasına” dayandığını vurgulamaktır. Bu partiler genellikle gençlerin bir kısmının ayrımcılık, yoksulluk, toplumsal baskılar veya ideolojik motivasyonların etkisiyle bu organizasyonlara kendiliğinden başvurduğunu belirtmektedir.
Bununla birlikte, uluslararası hukuk ve özellikle “Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin Çocukların Silahlı Çatışmalara Katılımı Konusundaki Seçmeci Protokolü” (OPAC) açısından bakıldığında, askeri bağlamda 18 yaş altı bireylerin rızası meselesi oldukça tartışmalı bir konudur. Birçok hukukçu, bu tür koşullarda rıza kavramının, gençlerin etrafını saran toplumsal, siyasi ve propagandif çevreden bağımsız olarak değerlendirilemeyeceğini savunmaktadır.
Bu çerçevede, bazı çocuk hakları araştırmacıları, gençlerin devşirilmesi sürecinde medya propagandasının, silahlı mücadelenin kahramanca sunulmasının ve silahların sembolleştirilmesinin rolüne dikkat çekmektedir. Onlara göre, bir genç sürekli olarak hamasi, kimlik odaklı ve ülkü merkezli mesajlara maruz kaldığında, özgür seçim ile organize yönlendirme arasındaki sınır belirsizleşmektedir; bu olgu literatürde “yumuşak asker devşirme” olarak adlandırılmaktadır.
Uluslararası Yargı İçtihadı: Thomas Lubanga davası da dahil olmak üzere Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) tarafından verilen kararlar, siyasi motivasyonlardan, kolektif ülkülerden veya gönüllülük iddialarından bağımsız olarak, çocukların silahlı çatışmalarda askere alınmasının ve kullanılmasının ağır bir cezai sorumluluk doğurduğunu ve açıkça bir savaş suçu teşkil ettiğini net bir şekilde ortaya koymuştur.
Bu arada ortaya çıkan bir diğer soru ise, uluslararası toplumun bazı Kürt silahlı yapılarındaki çocuk askerlerle ilgili raporlara karşı gösterdiği sınırlı tepkidir. Bazı analistler bu sorunun cevabını jeopolitik mülahazalarda aramaktadır. DEAŞ’a karşı yürütülen savaş yıllarında, bu partilerin ve onlara bağlı güçlerin bir kısmı uluslararası koalisyonun sahadaki müttefikleri olarak kabul edildi. Eleştirmenler, bu güvenlik ve askeri iş birliğinin, çocuk haklarının olası ihlallerine ilişkin raporların diplomatik öncelik sıralamasında alt sıralara itilmesine neden olduğunu savunmaktadır.
Bu durum, bazı gözlemciler tarafından bir “sessizlik jeopolitiği” örneği olarak tanımlanmaktadır; insan hakları ilkelerinin uygulanmasının siyasi mülahazalardan ve güç dengelerinden etkilendiği bir durum. Bu eleştirmenlerin bakış açısına göre, çocukların askere alınmasıyla ilgili vakaların görmezden gelinmesi, diğer silahlı gruplara, güçlü uluslararası aktörlerin hedefleriyle uyumlu olmanın bazı uluslararası normların ihlalinden doğacak maliyetleri azalttığı mesajını verebilir.
Bu tartışmanın diğer tarafında ise bazı Kürt partileri, gençlerin örgüte katılmasını kendi kaderini tayin hakkı çerçevesinde meşrulaştırmaktadır. Ancak bu argüman da temel bir soruyla karşı karşıyadır: Kolektif hedefler ve ülküler, bireylerin temel haklarını kısıtlayabilir mi? Çocuk hakları uzmanları, çocukluk yaşama, eğitim alma ve güvenli bir şekilde büyüme hakkının her türlü siyasi veya askeri mülahazanın önünde gelmesi gerektiğine inanmaktadır. Eğitim ortamının yerini askeri yapıların alması, yerel topluluklar ve gelecek nesiller için derin ve uzun vadeli sonuçlar doğuracaktır.
Sonuç olarak, Kürt bölgelerindeki çocuk asker olgusuyla mücadele etmek, sembolik yaklaşımların ötesine geçmeyi ve etkili hesap verebilirlik mekanizmalarına doğru ilerlemeyi gerektirmektedir. Uluslararası kurumların, silahlı gruplarla yapılacak her türlü mutabakat zaptı imzalanmasını, bunlara bağlı eğitim merkezleri ve kamplarda bağımsız ve habersiz denetimler yapabilme şartına bağlaması önerilmektedir. Temel gerçek şudur ki, çocukların askeri yapılarda kullanılmasının hukuki ve ahlaki sorumluluğu, siyasi motivasyonlara sığınılarak ortadan kaldırılamaz; çünkü çocuk hakları evrensel bir kavramdır ve ideolojik sınırların boyunduruğu altına girmemelidir.





