Editörün SeçimiRöportaj

Instagram’daki Özgürlükten İdeolojik Hapishaneye: Maedeh’in Komala’daki Aldatılma, Tehdit ve İnsan Hakları İhlalleri Anlatısı

Instagram'daki Özgürlükten İdeolojik Hapishaneye: Maedeh'in Komala’daki Aldatılma, Tehdit ve İnsan Hakları İhlalleri Anlatısı

2002 (1381) doğumlu ve Piranşehirli olan Maedeh Mahmoudvand, İran Kürdistanı İnsan Hakları Gözlemevi (IKHRW) ile yaptığı kapsamlı röportajda, Komala bünyesinde geçirdiği döneme ait deneyimlerini anlattı; kendi ifadesiyle bu süreç, sosyal medya reklamlarıyla başlayıp psikolojik baskı, tehdit, ideolojik zorlama, dini aşağılama, kişisel inançlara yönelik saldırılar ve kişisel özgürlüklerin ağır şekilde kısıtlanmasıyla devam eden bir esarete dönüşmüştü.

İran’dan ayrıldığı sırada henüz reşit olmayan bir genç kız olduğunu, Kürt silahlı partileri, bunların iç yapıları ve kamplardaki yaşamın gerçekleri hakkında hiçbir doğru bilgiye sahip olmadığını, yalnızca Instagram propagandası ve “özgürlük” vaatlerinin etkisiyle bu ortama çekildiğini belirtiyor.

Maedeh röportajın başında şunları söylüyor: “Silahları çok seviyordum ve erkek çocuksu bir yapıya sahiptim. Sosyal medyada özgürlükten, eşitlikten ve ideal bir yaşamdan bahsediyorlardı. Orada her şeyin sizin için hazır olduğunu ve herkesin istediği gibi yaşamakta özgür olduğunu söylüyorlardı. Ben de gerçek bir bilgiye sahip olmadan bu sözlere kandım.”

Yaklaşık bir aylık internet iletişiminin ardından, başka bir kişiyle birlikte İran’dan ayrılmasının ve örgüt kampına nakledilmesinin istendiğini açıklıyor. Ona göre, evden çıktığı ilk andan itibaren korku, kaygı ve geri dönüşü olmayan bir yolculuk hissi başlamıştı: “Anneme haber vermeden, telefon kontörü alma bahsesiyle evden çıktım. Yol boyunca sadece korktum. Arabaya bindiğimizde sürücü sürekli bize nasihat ediyor, ‘Geleceğinizi mahvetmeyin, silahlı grupların yanına gitmeyin’ diyordu.”

Transfer güzergahında defalarca pişman olduğunu ancak toplumsal yargılanma korkusu ve daha önce internet üzerinden aldığı tehditler nedeniyle geri dönmeye cesaret edemediğini söylüyor. Maedeh, kararında siber tehditlerin oynadığı role şu sözlerle dikkat çekiyor: “Sadece birkaç siyasi paylaşım yapmıştım ve gerçekten çok korkmuştum. Hesam Q. isimli bir çocuk bana hakaret ve tehditler savurmaya başladı. Sürekli ‘Elim bir gün sana ulaşırsa seni pişman ederim’ diyordu. Bu yaklaşımlar beni daha da korkuttu ve artık geri dönüş yolunun kalmadığını düşünmeme neden oldu.”

Örgüt kampına giden yoldaki güvensiz ve endişe verici koşullardan da bahsediyor; kendi ifadesiyle, bu süreçte kadınlara yönelik istismar ve taciz riski oldukça yüksekti: “Dağlık yolda bazı kaçakçıların kızlara karşı davranışları son derece endişe vericiydi. Bana eşlik eden çocuk da birkaç kez ahlaksız tekliflerde bulundu ve geliş amacının ilişkilerin özgürlüğü olduğunu söyledi. Orada şok oldum. Koşullar değişirse başımıza çok kötü şeylerin gelebileceğini hissettim.”

Maedeh, Komala kampına girdikten sonra özgürlük, kadın hakları ve inanç özgürlüğü hakkında verilen vaatlerin çoğunun tamamen yalan olduğunun ortaya çıktığını vurguluyor. Şunları ifade ediyor: “Daha ilk günlerde bize giymesi benim için çok zor ve alışılmadık olan üniformalar verdiler. Ben evde bile böyle giyinilmeyen muhafazakar bir aileden gelmiştim. Güvensiz ve rahatsız hissediyordum; daha az görünmek için sürekli etrafıma bir battaniye sarıyordum.”

Kampların içindeki atmosferin başörtüsüne ve dini kıyafetlere karşı tamamen düşmanca olduğunu belirtiyor: “Bazen başımızda başörtüsü varsa, bunu zorla kafamızdan çekip alıyor ve bizimle alay ediyorlardı. Dini inançlarla büyümüş biri olarak bu davranışlar benim için son derece aşağılayıcı ve inciticiydi.”

Şöyle devam ediyor: “Görünüşte özgürlükten bahsediyorlardı ama uygulamada hiçbir özgürlük yoktu. Namaz kılmama bile izin verilmiyordu. Moloud isimli komutanlardan biri bana birkaç kez, ‘Eğer seni namaz kılarken görürsem silahla kafana sıkarım‘ dedi.”

Anlattığına göre, Ramazan ayında oruç tutmadığından emin olmak için ona zorla su içirmişler ve dini inançlarına defalarca hakaret edilmişti. Şunları söylüyor: “Sürekli Allah’a ve Peygamber’e hakaret ediyorlar ve benden Allah’ın var olduğunu kanıtlamamı istiyorlardı. Ben sadece reşit olmayan bir kızdım ve ideolojik tartışmalar yapacak kapasitem yoktu.”

Komala adlı silahlı Kürt grubunun bu eski üyesi, kamplardaki ağır yaşam koşullarından, fiziksel cezalardan ve psikolojik baskılardan da bahsediyor: “Yemeğe geç kalırsan yemek vermiyorlardı. Gece yarısı silah sesleriyle bizi uyandırıyorlardı. Ağır işler yapmak zorunda kalıyorduk; siper kazmak, ağır toprak çuvallarını taşımak ve saatlerce süren nöbetler.”

Kamp içindeki atmosferin korku ve güvensizlikle dolu olduğunu ve üyelerin geri dönme yönündeki gerçek arzularını dile getirmeye cesaret edemediklerini söylüyor: “Otuz bir kişiydik ve birçoğu daha en başından beri dönmek istiyordu ama cesaretleri yoktu. Geri dönmek istediğini açıkça söyleyen ilk kişi bendim. Benden sonra birkaç kişi daha kaçtı.”

Maedeh’e göre, geri dönme talebini dile getirdikten sonra üzerindeki baskı ve tehditler daha da artmış: “Beni 18 gün boyunca rehin tuttular. Hem tehdit ediyorlar hem de seni Avrupa’ya göndereceğiz diye asılsız vaatlerde bulunuyorlardı. Kayıt sorumlusu son gün bana, ‘Eğer hakkımızda en ufak bir kötü söz söylersen, seni bulur ve öldürürüz‘ dedi.”

Ayrıca ayrılırken ailesinden para talep edildiğini belirtiyor: “Senin için yapılan masrafları ödemek zorundasınız dediler; kullandığım mermi ve el bombalarının sayısını bile hesapladılar.”

Röportajın başka bir bölümünde Maedeh, kamplardaki kadınların statüsüne değiniyor: “Kadın daha çok bir vitrin rolündeydi. Görünüşte ilişkiler yasaktı ama uygulamada gayrimeşru ilişkiler ve hatta tacizler mevcuttu. Kadın orada esasen bir iş gücü, nöbetçi ve askeri bir unsurdu.”

Son olarak, İran’a döndüğünde kendisine söylenen işkence, hapis ve idam tehditlerinin aksine bu olayların hiçbirinin yaşanmadığını vurguluyor: “Döndüğümde beni sadece birkaç seans sorguladılar. Yasal yaşın altında olduğum için mahkemeye bile çıkmadım; hızla beraat ettim ve normal hayatıma devam ettim. Ne işkence gördüm, ne hapsedildim ne de ailem bana kötü davrandı.”

Maedeh, bu gruplar hakkında sosyal medyada sergilenenlerin kampların içindeki gerçeklikle taban tabana zıt olduğuna inanıyor: “İnternette her şeyin birlik ve özgürlük içinde olduğunu iddia ediyorlardı ama gerçeklik çatışma, zorbalık, korku ve baskıyla doluydu. Kendi kampını bile düzgün yönetemeyen bir grubun, bir ülkenin geleceğini yönetmekten bahsetmesi bana çok garip geliyordu.”

Bu mülakatın tam videosu İran Kürdistanı İnsan Hakları Gözlemevi arşivlerinde mevcut olup, talep halinde gizlilik esasına bağlı kalınarak araştırmacılar, insan hakları aktivistleri ve hukukçuların erişimine sunulabilir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu