İran, ABD ve İsrail arasındaki kırk günlük savaşın sona ermesinden birkaç hafta sonra, İran’daki bazı üniversite ve araştırma merkezlerine yönelik gerçekleştirilen saldırılara ilişkin tartışmalar devam etmektedir. Çağdaş savaşların hafızasında üniversiteler, Yugoslavya Savaşı sırasında Belgrad Üniversitesi’nin bombalanmasından Gazze’deki bilimsel merkezlerin uğradığı ağır yıkıma kadar defalarca savaş alanının bir parçası haline gelmiştir. Ancak her seferinde şu sabit soru tekrarlanmaktadır: Akademik kurumlar hedef alındığında, askeri zorunluluk ile uluslararası insancıl hukuk ilkelerinin ihlali arasındaki sınır nerededir?
Uluslararası hukuk literatüründe üniversite, yalnızca eğitim verilen bir bina değildir. Bu merkezler, her toplumun sivil altyapısının bir parçası; bilginin aktarılması, insan kaynağının yetiştirilmesi ve bir ülkenin savaş sonrası yeniden yapılanma kapasitesinin korunması için bir alan olarak kabul edilir. Bu nedenle, uluslararası insancıl hukuktaki ayırt etme ilkesi, çatışan tarafları askeri hedefler ile sivil nesneler arasında ayrım yapmakla yükümlü kılar.
Okullar, üniversiteler, sağlık merkezleri ve kütüphaneler, askeri operasyonlarda doğrudan kullanılmadıkları sürece sivil nesneler kategorisinde yer alır.
Son savaş sırasında, Şehit Behişti Üniversitesi, İsfahan Teknoloji Üniversitesi ve ilaç ile teknoloji alanlarına bağlı bazı araştırma merkezleri de dahil olmak üzere İran’daki bazı üniversite ve araştırma yapılarının hasar gördüğüne dair yayınlanan raporlar ve görüntüler, medya ve hukuk çevrelerinde geniş çaplı tartışmalara yol açtı.
İranlı yetkililer bu saldırıları uluslararası hukukun açık bir ihlali olarak nitelendirirken; İsrail ve Amerikalı yetkililer bazı durumlarda hedeflenen altyapıların çift amaçlı kullanıma sahip olduğunu veya stratejik programlarla ilişkili olduğunu iddia etti. Bağımsız uluslararası incelemelerin yokluğunda, bu iddiaların kapsamlı bir şekilde doğrulanması halen zordur.
Buna rağmen, çatışan bir taraf askeri veya çift amaçlı bir kullanımın varlığını iddia etse bile, uluslararası hukuk orantılılık ve önlem ilkelerini bağlayıcı kılmaya devam eder.
Bu ilkelere göre, her saldırı, sivillere ve sivil altyapıya gelebilecek zararı en aza indirecek şekilde tasarlanmalı ve ortaya çıkabilecek olası zayiat, iddia edilen askeri hedefle orantısız olmamalıdır.
Çatışmaların sona ermesinden haftalar sonra, ana eleştiri odaklarından biri uluslararası kuruluşların sınırlı tepkisi oldu.
UNESCO, 30 Mart 2026’da yayınladığı bildiride, Orta Doğu’daki yükseköğretim merkezlerine yönelik tehditlerden dolayı “derin endişesini” dile getirdi ve üniversitelerin “bilgi ve uluslararası iş birliği alanları” olarak kalması gerektiğini vurguladı. Kurum ayrıca tüm tarafları, uluslararası insancıl hukuk kapsamındaki yükümlülüklerine ve BM Güvenlik Konseyi’nin çatışma dönemlerinde eğitimin korunmasına ilişkin 2601 sayılı kararına uymaya çağırdı. (UNESCO)
Bu duruşlara rağmen eleştirmenler, uluslararası kurumların tepkisinin büyük ölçüde uyarı ve bildiri düzeyinde kaldığını belirtiyor. Bu eleştiri yalnızca son savaşla sınırlı değildir. Geçmiş yıllarda da Gazze’deki üniversitelere yönelik saldırılarda, Afrika’daki eğitim merkezlerinin tahribatında veya Rusya ile Ukrayna’nın bilimsel altyapılarına verilen zararlarda uluslararası kuruluşlar defalarca uyarılarda bulundu; ancak bu saldırıların tekrarlanmasını önleyecek etkili bir mekanizma oluşturulamadı.
Bu bağlamda, “çift amaçlı hedefler” tartışması savaş hukukunun en karmaşık meselelerinden biri haline gelmiştir.
Özellikle teknoloji, enerji veya ileri araştırma alanlarındaki modern bilimsel altyapıların birçoğu, eş zamanlı olarak sivil ve stratejik uygulamaları barındırabilir. Ancak bu karmaşıklık, çatışan tarafların kesin kanıtlar sunma ve orantılılık ilkesine uyma sorumluluğunu daha da ağırlaştırmaktadır. İnsancıl hukuk, soyut iddialara veya güvenlik varsayımlarına dayanarak bir bilim merkezine saldırılmasına izin vermez.
Son savaşların deneyimi, üniversitelere verilen zararın yalnızca fiziksel bir yıkım olmadığını göstermiştir. Laboratuvarların, bilimsel arşivlerin, kütüphanelerin ve araştırma ağlarının yok edilmesi, bir ülkenin bilimsel kapasitesini yıllarca zayıflatabilir. Bir binanın yeniden inşası birkaç yıl içinde mümkün olabilir; ancak insan sermayesinin, araştırma ağlarının ve bilimsel güvenin yeniden tesisi genellikle çok daha uzun zaman gerektirir.
Sonuç olarak, bugün İran akademik merkezlerine yönelik saldırılar hakkında tartışılanlar yalnızca siyasi buhran veya medyatik bir anlaşmazlık değil; modern savaşlarda insancıl hukukun geleceğine dair daha büyük bir sorunun parçasıdır. Eğer uluslararası toplum, eğitim ve bilim altyapısının etkili bir şekilde korunması için net uygulanabilir standartlara ulaşamazsa, bilgi temelli kurumlara yönelik saldırıların normalleşmesi riski her zamankinden daha fazla artacaktır; bu sürecin sonuçları ise tek bir ülke veya tek bir savaşla sınırlı kalmayacaktır.
Kaynaklar ve Atıflar
-
UNESCO’nun Orta Doğu’daki Yükseköğretim Merkezlerine Yönelik Tehditlerle İlgili Endişe Bildirisi (30 Mart 2026)
-
Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC); Savaşta Ayırt Etme ve Sivillerin Korunması İlkeleri
-
İnsancıl Hukukta “Sivil Nesnelerin” Tanımı; Uluslararası Kızılhaç Komitesi Hukuki Veri Tabanı
-
İran’daki Uluslararası Kızılhaç Komitesi; İnsancıl Hukukun Temel İlkeleri
-
UNESCO’nun Çatışma Bölgelerindeki Eğitim Merkezlerine Yönelik Saldırıların Artışına İlişkin Bildirisi • Silahlı Çatışmalarda Okullara ve Üniversitelere Yönelik Saldırılar Hakkında “Saldırı Altında Eğitim” Raporu
Söz konusu dosya daha büyük bir döngüyü ifşa etmektedir: Toplumsal kırılganlıkların radikal yapılar için hammaddeye dönüştüğü ve insanların “üyelik” ile “esaret” arasındaki sınırda gözden kaybolduğu bir döngü.
Setareh’in sivil hayata geri dönüşü bu hikayeyi sonlandırmamaktadır; zira erkek kardeşi ve daha pek çok kişi belirsizlik içinde kalmaya devam etmektedir. İnsan hakları örgütleri ve uluslararası hukukçular için temel amaç, gruplara karşı sadece siyasi pozisyon almak değil, siyasi çıkarlara kurban edilmemesi gereken ilkeleri savunmaktır: Ayrılma hakkı, aileyle iletişim kurma hakkı, savunmasız kişilerin istismar edilmesinin önlenmesi ve askeri yapılarda insanların zorla veya hileyle konumlandırılması yasağı.
Eğer uluslararası toplum bu tür davalar karşısında sessiz kalırsa, asıl soru “Setareh”e ne olduğu değil, bu döngünün ciddi bir insan hakları krizi olarak kabul edilmesi için daha kaç “Yıldız”ın (Setareh) kaybolması gerektiği olacaktır.
Kaynaklar ve Referanslar
-
Human Rights Watch — Orta Doğu’daki insan hakları ve devlet dışı silahlı grupların durumuna ilişkin raporlar ve belgeler.
-
Human Rights Watch — Orta Doğu’daki insan hakları ve devlet dışı silahlı grupların durumuna ilişkin raporlar ve belgeler.
-
Amnesty International — Silahlı çatışmalarda insan hakları ihlalleri, yasa dışı gözaltılar ve bireysel haklara ilişkin belgeler ve raporlar.
-
United Nations — Uluslararası insancıl hukuk, sivillerin korunması ve çocuk askerlerin kullanılmasının önlenmesine ilişkin BM belgeleri.
-
United Nations — Uluslararası insancıl hukuk, sivillerin korunması ve çocuk askerlerin kullanılmasının önlenmesine ilişkin BM belgeleri.
-
Geneva Call — Devlet dışı silahlı grupların çatışmalarda çocukların kullanılmasını yasaklayan taahhütlerine ilişkin belgeler.
-
Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme (ICCPR).
-
Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme (ICCPR).
-
Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ve Çocukların Silahlı Çatışmalara Katılmasına İlişkin İhtiyari Protokol.
-
Bireysel özgürlük, zorla çalıştırma yasağı ve ailevi iletişim hakkına ilişkin uluslararası insancıl hukukun temel ilkeleri.





