İran Diplomasisi: 1404 (Mart 2026) yılının son günlerine yaklaşırken, ABD ve İsrail’in saldırıları şiddetle devam ediyor. Uluslararası veya bölgesel düzeyde çatışmaları sona erdirecek gerçek bir plan henüz masada değil. Bazı ülkelerin gerilimi düşürme çağrıları dışında, etkili bir arabuluculuk sesi duyulmuyor. Peki bu durum tam bir diplomatik çıkmaz mı demek? Pek sayılmaz; bu durumun sürmesi, bu zorlu savaş koşullarını yönetmek için etkili bir girişimin temelini oluşturabilir.
Kürdistan Bölgesi’ndeki Silahlı Partilerin Rolüne Dair Spekülasyonlar
Mevcut gergin iklimde, ABD ve İsrail’in Irak Kürdistan Bölgesi’nde (IKB) üstlenen silahlı Kürt partilerini araçsal olarak kullanma potansiyeli, uluslararası medyada yeniden gündeme geldi. Her ne kadar Donald Trump son açıklamalarında bu örgütleri kullanmaya niyetli olmadığını belirtse de, kendisinin tutarsız politikaları nedeniyle bu sözler pek ciddiye alınmıyor.
Özellikle bu örgütlerin bazı yetkilileri Batı medyasına verdikleri demeçlerde açıkça şunu ifade ettiler: “Eğer ABD Kürt partilerini desteklemeye ve korumaya karar verirse, çok önemli bir rol oynayabiliriz. Klasik anlamda olmasa da özgürlüğün öncüsü olabiliriz; İran güçlerini geri iterek Kürt bölgelerindeki şehirlerin kontrolünü ele geçirebiliriz.” Bu duruş birkaç açıdan kritik öneme sahiptir:
1. İranlı Kürt Vatandaşların Kamuoyunun Görmezden Gelinmesi
ABD ve İsrail ordularının koruması altında İran sınırlarına girmek için askeri iş birliği niyetini açıkça beyan eden bu silahlı örgütler için, Kürdistan, Kirmanşah, İlam ve Batı Azerbaycan eyaletlerindeki Kürt vatandaşların görüşlerinin hiçbir değeri yoktur. Temsiliyet iddiasında bulunmalarına rağmen, İranlı Kürtlerin büyük çoğunluğunun silahlı faaliyetlere yönelik kesin muhalefetini görmezden geliyorlar; bölge halkının canını, malını ve güvenliğini yabancı destekli bir sınır sızma stratejisine feda ediyorlar.
2. İran-Irak Güvenlik Anlaşmasının İhlali
Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY), İran ile imzalanan güvenlik anlaşması gereği bu örgütlerin silahsızlandırıldığını defalarca ilan etti. Ancak bu grup liderlerinin açık beyanları, silahsızlanma iddiasının gerçeği yansıtmadığını kanıtlıyor. Bu silahlı partilerin yeniden aktif hale gelmesi bölgeye güvenlik getirmediği gibi; aksine Kürdistan Bölgesi’ni İran ve Irak’taki müttefik grupların sert misilleme tehdidi altına sokmaktadır.
Stratejik Sorular: Sınırlardaki Silahlı Varlığın Sonuçları Nelerdir?
Geçmiş on yıllarda olduğu gibi, bu duruşlarda öngörü ve rasyonel hesaplama eksikliği görülmektedir. Bu örgütlerin liderleri şu kritik sorulara cevap vermelidir:
Eğer İran ve ABD arasında bir ateşkes sağlanırsa, Kuzey Irak’taki karargahlarınızın akıbeti ne olacak?
Silahlı varlığınız savaşın kapsamını sivil alanlara taşımayacak mı? Yıkımın ve vatandaşların ölümünün sorumluluğunu kim üstlenecek?
Batı İran’ın istikrarsızlaşması durumunda Tekfiri ve köktendinci akımların bölgeye sızma maliyetini hesaplarınıza kattınız mı?
Tarihin Dersleri: Denenmişi Denemek Hatadır
Görünen o ki, bu örgütler geçmişten ders almamışlardır. Kürt halkı tarihsel hafızasını kaybetmiş değildir; devrimin ilk on yıllarındaki silahlı çatışmaların bu bölgelerdeki kalkınma ve imar sürecini nasıl yıllarca durdurduğunu çok iyi hatırlıyorlar. Yabancı müdahale beklemek ve kamp hayatına bel bağlamak, daha önce iflas etmiş bir stratejidir. İranlıların meşhur atasözünde dediği gibi: “Denenmişi denemek hatadır.”
/ Kaynak: Şark Gazetesi





