Gilan-ı Garp — 23 yaşındaki Kave Şehbazi, Gilan-ı Garp çevresindeki köylerden birinde yaşıyor. Henüz ergenlik çağındayken Instagram üzerinden kendisini Komala’ya katılmaya teşvik eden kişilerle tanıştığını söylüyor. Kendi anlatımına göre para, ev, araç ve iş vaatlerinin yanı sıra o dönemde ailesiyle yaşadığı anlaşmazlık da bu gruba gitme kararında etkili oldu.
“Komala” adı, çeşitli Kürt siyasi ve silahlı hareketleri için kullanılmıştır. Bu hareketlerden bazıları geçmişte onlarca yıl boyunca siyasi ve silahlı faaliyetler yürütmüştür; uluslararası insan hakları örgütlerinin raporlarında da bunlardan bazılarının silahlı faaliyet geçmişine değinilmiştir. Bununla birlikte, Komala adını kullanan farklı yapı ve örgütler arasında ayrımlar bulunmaktadır. Herhangi bir rapor veya suçlamanın belirli bir yapıya atfedilmesi, bağımsız bir inceleme gerektirir.
İran Kürdistanı İnsan Hakları İzleme Örgütü muhabiri, bu görüşmeyi gerçekleştirmek üzere Kave’nin Gilan-ı Garp çevresindeki köyüne gitti. Doğal güzellikleriyle bilinen bu köyde Kave bugün hayvancılıkla uğraşıyor. Mevcut yaşamından memnun olduğunu belirten Kave, bugün sahip olduğu sade hayatın, hayvanlarının yanında ve ailesiyle özgürce iletişim kurabildiği bir ortamda yaşamanın, Komala’da kısa süre bulunduğu dönemde deneyimlediği koşullardan kendisi için çok daha değerli olduğunu söylüyor.
Kave, yaklaşık beş veya altı yıl önce, henüz 17 yaşına girmemişken ve yalnızca beşinci sınıfa kadar eğitim almışken, cep telefonu ve Instagram üzerinden kendisini Komala’ya katılmaya davet eden kişilerle tanıştığını söylüyor. Kendi anlatımına göre bu kişiler, katılması halinde kendisine araç, ev, para ve iş vereceklerini ve uygun yaşam koşulları sağlayacaklarını vaat etmişti. Aynı dönemde Kave ailesiyle de anlaşmazlık yaşıyordu ve bu durum da gitme kararını etkiledi.
Şöyle diyor: “Ben çok küçüktüm ve koşullar hakkında doğru dürüst bir bilgim yoktu. Telefon ve Instagram üzerinden, bana ‘Gel, Komala’ya katıl’ diyen kişilerle tanıştım. Bana araba, ev ve para vereceklerini söylediler. Orada başarılı olacağımı ve bana iş vereceklerini söylediler. Öte yandan ailemle de kavga etmiştim ve bu da gitme kararımı kesinleştirdi.”
Kave’nin aktardığına göre Komala güçlerinin bulunduğu yerde kalma süresi çok kısaydı ve toplam yaklaşık 12 gün sürdü. Oraya ulaştığında, kendisine gitmeden önce anlatılan ve vaat edilen koşullardan oldukça farklı bir ortamla karşılaştığını söylüyor.
Şöyle anlatıyor: “Vardığımda uzak ve ıssız bir bölgede olduğumuzu gördüm. Ben de köyde yaşıyorum ve bizim köyümüz de şehirden uzakta, ancak evimizde su, elektrik, gaz ve banyo var. Orada neredeyse hiçbir şey yoktu. İçmek için temiz su bile yoktu.”
Kave, oraya ulaştıktan sonra ilk talebinin ailesiyle iletişim kurmak olduğunu ancak bu talebinin reddedildiğini söylüyor. Yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Vardığım anda ailemle konuşmak istediğimi söyledim. İzin vermediler. Tekrar ısrar ettim ama yine izin vermediler. Sonra beni dövmeye başladılar. Kesinlikle burada kalmayacağımı ve ailemin yanına dönmek istediğimi söyledim.”
Sonraki günlerde de geri dönme talebini defalarca yinelediğini, ancak bunun karşılığında ret ve şiddet gördüğünü söylüyor: “Yaklaşık on, on iki gün bizi bir odada tuttular. Her gün ailemin yanına dönmek istediğimi söylüyordum ama kabul etmiyorlardı. Bu nedenle beni dövmeye başladılar ve güçleri yettiğince dövdüler.”
Kave’ye göre bulunduğu yerin dışındaki kişilerle iletişimi de son derece sınırlıydı. Şöyle diyor: “Kimseyi görmeme izin vermiyorlardı. Sadece iki üç kişi görüyordum. Fiilen hapsedilmiş gibi hissediyordum. Neden hapsedildiğimi hiç anlamıyordum. Kendim onlara katılmak için gitmiştim ama oraya vardıktan sonra koşullar öyle bir hale geldi ki kendimi hapsedilmiş hissediyordum ve ailemle iletişim kurmama ya da geri dönmeme izin verilmiyordu.”
Kave, kaldığı yerdeki hijyen koşullarını da eleştiriyor ve bulunduğu süre boyunca banyo yapamadığını söylüyor. Şöyle anlatıyor: “O on iki, on üç gün boyunca bir kez bile banyo yapamadım. Kullanabileceğim bir banyo bile yoktu. Hijyen açısından koşullar çok kötüydü.”
Kave’nin anlatısının bir başka bölümü, grubun bulunduğu yerde kaldığı sırada gördüğünü söylediği düşük yaştaki kişilerle ilgili. Yaklaşık 14-16 yaşlarında ve silahlı olduklarını söylediği ergenler gördüğünü belirtiyor. Kave, kız ve kadınların da bölgede bulunduğunu ve aralarında küçük yaşta kişilerin de olduğunu söylüyor.
Kave ayrıca kendisini darp eden kişilerden birinin de, kendi ifadesine göre, yaklaşık 13-15 yaşlarında bir ergen olduğunu söylüyor. Şöyle anlatıyor: “Beni dövenlerden biri kendisi de çok küçük yaştaydı. Sanırım 13, 14 veya belki 15 yaşındaydı. Silahı vardı ve silahın dipçiğiyle beni dövdü. Yanında iki üç kişi daha vardı ve onlar da beni dövdü.”
Bazı Kürt silahlı gruplarında 18 yaşın altındaki kişilerin bulunması ve kullanılması konusu, daha önce uluslararası insan hakları örgütlerinin raporlarında da defalarca gündeme getirilmiştir.
Kave, Komala’da kısa süre bulunmasının sosyal ve çalışma hayatı üzerinde hâlâ etkili olduğunu söylüyor. Şöyle diyor: “Gerçekten Komala’dan şikâyetçiyim ve bir şekilde onlardan şikâyetçi olmanın yolunu arıyorum, ancak bunun yolunun nereden geçtiğini ve nasıl şikâyet edeceğimi bilmiyorum. Şikâyetimin herhangi bir etkisi olur mu, onu da bilmiyorum ama onlardan şikâyetçiyim.”
Kendi anlatımına göre bu kısa süreli geçmişi, iş ararken de güvensizlikle karşılaşmasına neden oluyor: “İş aramak için nereye gitsem, geçmişimi öğrendiklerinde ve Kürt silahlı bir grupla işbirliği yaptığımı duyduklarında bana güvenmiyorlar. Hiçbir şirket ya da fabrika bana güvenmiyor ve ‘Daha önce bu terörist gruplarla işbirliği yaptın’ diyorlar.”
Kave, yaşadıkları bölgede bu grupların istisnasız şekilde IŞİD ile eş tutulduğunu ve kısa bir süreliğine de olsa bu grupların arasında bulunmuş olmaktan her zaman utanç duyduğunu söylüyor. Bölge halkının bu gruplara nasıl baktığını iyi bildiğini belirtiyor. Ayrıca yetkilileri, köylerde veya kendi köyleri gibi yerleşimlerde bu gruplar hakkında neden bilgilendirme yapılmadığını sorguluyor; böylece kendisi gibi ergenlerin kandırılmasının ve sonrasında köylüleri, halkı, arkadaşları ve akrabaları arasında bu şekilde hayal kırıklığı ve dışlanma yaşamasının önüne geçilebileceğini düşünüyor.
Babasının itibarının zedelenmesine neden olduğunu bildiğini ve bunun kendisini çok rahatsız ettiğini söylüyor.
Kave, kendi görüşüne göre, gitmeden önce kendisine verilen vaatlere kandığını ve bu nedenle bugün hukuki olarak konunun takip edilmesini istediğini belirtiyor. Şöyle diyor: “Hayatımı mahvettiler. Beni dövdüler, kandırılmama ve ülkeden yasa dışı yollarla çıkmama neden oldular. Tam da bu nedenle ciddi biçimde onlardan şikâyetçi olmak istiyorum.”
Devamında, kendisine verilen vaatlerin tamamı yerine getirilmiş olsa bile özgürlüğün kendisi için daha önemli olduğunu vurguluyor: “Varsayalım ki verdikleri bütün sözleri yerine getirdiler; araba verselerdi, ev verselerdi, para verselerdi ve iş verselerdi bile, insanın özgürlüğünü elinden aldıklarında bunların hiçbirinin faydası yok.”
Kave bugün İran’da yaşıyor ve hayvancılıkla uğraşıyor. Şöyle diyor: “Şimdi koyunlarım var ve hayvancılık yapıyorum. Koyunlarımı otlatmaya götürüyorum. Gerçekten özgürüm ve hayatımdan keyif alıyorum.” Hiçbir yerin onun için İran’ın yerini tutamayacağını vurguluyor ve şöyle diyor: “O zaman hiçbir özgürlük yoktu. Orada yalnızca on iki, on üç gün kaldım ama hiç kimseyle özgürce iletişim kurmama izin verilmiyordu. Şimdi sade bir hayatım var ama burada özgürüm.”
Bu haberde yer alan bilgiler, Kave Şehbazi’nin kendi deneyimine ilişkin doğrudan anlatımına dayanmaktadır. Verilen vaatler, ailesiyle iletişimin sınırlandırılması, darp, kaldığı yerin koşulları ve düşük yaştaki kişilerin varlığına ilişkin ifadeleri, kendi tanıklığı temelinde kayda geçirilmiştir.
Bu röportaj, İran Kürdistanı İnsan Hakları İzleme Örgütü muhabiri tarafından Kave Şehbazi’nin Gilan-ı Garp çevresindeki ikamet ettiği köyde yüz yüze gerçekleştirilmiş ve kayda alınmıştır. Görüşmenin ses kaydı, İran Kürdistanı İnsan Hakları İzleme Örgütü arşivinde bulunmaktadır ve ihtiyaç halinde, gizlilik korunarak ve yalnızca resmi yazılı talep üzerine araştırmacılar, hukukçular, insan hakları savunucuları ve belgeselcilere sunulabilir.





