Makale

Hukukun Gölgesinde Kadınlar: Cezai Adaletin Zayıflığı Irak Kürdistan Bölgesi’nde Kadına Yönelik Şiddeti Nasıl Yeniden Üretiyor?

Uluslararası Af Örgütü'nün Irak Kürdistan Bölgesi'nde kadınlara ve kız çocuklarına yönelik ev içi şiddet hakkındaki analitik raporunun incelenmesi.

Yazan: Rojin Sarmandi

Birçok toplumda kadına yönelik şiddet, yalnızca şiddet uygulayan bireyin davranışlarının bir sonucu değildir; aksine yasal, yargısal ve toplumsal yapılar mağduru koruyamadığında ve failden hesap soramadığında kalıcı bir insan hakları krizine dönüşür. Uluslararası Af Örgütü‘nün 2024 yılı raporu, Irak Kürdistan Bölgesi‘ndeki kadınların ve kız çocuklarının durumuna dair tam da bu derin uçurumu gözler önüne sermektedir: Yasal reformların yapıldığı, ancak yasaların uygulanmasındaki zayıflık, kurumsal kaynak yetersizliği ve ayrımcı tutumların devam etmesi nedeniyle birçok kadının hâlen şiddet riskiyle ve faillerin cezasızlığıyla karşı karşıya kaldığı bir bölge.

Uluslararası Af Örgütü‘nün Daunting and Dire: Impunity, Underfunded Institutions Undermine Protection of Women and Girls from Domestic Violence in the Kurdistan Region of Iraq başlığını taşıyan raporu; saha araştırmaları, mağdurlar, avukatlar, sığınma evi çalışanları, hükümet yetkilileri ve kadın hakları aktivistleriyle yapılan mülakatlara dayanarak hazırlanmıştır. Bu rapor; cinayet, tecavüz, çocuk tecavüzü, darp, uzuv yakma, organ kesme, aşağılama, intihar ve kendini yakma dahil olmak üzere kadınlara ve kız çocuklarına karşı işlenen bir dizi suçu incelemektedir.

Raporun temel tespiti, asıl sorunun sadece yasa eksikliği değil; mevcut yasa ile uygulamanın kendisi arasındaki derin mesafe olduğudur.

Reform Edilmiş Yasa, Ancak Ulaşılamayan Adalet

Irak Kürdistan Bölgesi geçtiğimiz yıllarda koruyucu yasalar çıkararak kadına yönelik şiddetle mücadele hukuki çerçevesini güçlendirmeye çalışmıştır. 2011 tarihli 8 Sayılı Aile İçi Şiddetle Mücadele Kanunu; fiziksel, cinsel, psikolojik, ekonomik şiddeti ve bazı zararlı gelenekleri yasaklamıştır. Bu yasa ayrıca aile içi şiddeti, ailevi ilişkiler içinde toplumsal cinsiyete dayalı olarak kişinin fiziksel, cinsel, psikolojik zarar görmesine veya özgürlüğünden yoksun bırakılmasına neden olan eylemler olarak tanımlamaktadır.

Ancak Uluslararası Af Örgütü’nün raporu, yasanın kabul edilmesinin tek başına şiddet döngüsünü durdurmaya yetmediğini göstermektedir. En önemli sorunlardan biri, bazı suçların nitelendirilme biçimi ve verilen cezaların yetersizliğidir. Rapora göre, aile içi şiddet vakalarının birçoğu hâ hâlen hafif suçlar kapsamında değerlendirilmekte ve verilen zararın ağırlığıyla orantılı cezalar almamaktadır. Örneğin, evlilik içi tecavüz Bölgesel Yönetim yasalarında suç olarak tanınmış olsa da, bunun aile içi şiddet çerçevesine sokulması cezai yaptırımın şiddetini azaltabilmektedir.

Bu durum uluslararası insan hakları standartları açısından endişe vericidir; zira devletler sadece koruyucu yasalar çıkarmakla değil, aynı zamanda önleme, soruşturma, failleri cezalandırma ve mağdurların zararlarını tazmin etme konusunda etkili mekanizmalar kurmakla da yükümlüdür. Uluslararası Af Örgütü, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi‘ne (CEDAW) atıfta bulunarak, özel şahıslar tarafından uygulanan şiddeti önlemede, soruşturmada veya cezalandırmada yetersiz kalmaları halinde devletlerin de sorumlu olduğunu vurgulamaktadır.

Adalet Sistemi Karşısında Mağdur

Uluslararası Af Örgütü raporunun en önemli bölümlerinden biri, kadınların adalete erişimde karşılaştıkları engellerin incelenmesidir.

Kuruluşun tespitlerine göre, şiddet mağduru kadınlar sıklıkla şiddet uygulayan kişiye karşı bizzat suç duyurusunda bulunmak zorunda kalmaktadır. Ancak birçoğu şikayette bulunduktan sonra tehditler, ailevi ve toplumsal baskılar ya da intikam alma riskiyle karşı karşıya kalmaktadır.

Rapor, birçok mağdurun yargı sürecinin uzaması, failin serbest gezmesi ve yeterli korumanın bulunmaması nedeniyle nihayetinde şikayetini geri çekmek zorunda kaldığını belirtmektedir. Böyle bir durumda, şiddet uygulayan kişinin adli siciline bu durum işlenmemekte ve şiddetin tekrarlanması halinde yargı sistemi ona adli sicili temiz bir birey muamelesi yapmaktadır.

Raporun ciddi endişe kaynaklarından biri de bazı yargı kurumlarının mağduru korumak yerine aile yapısını korumaya aşırı vurgu yapmasıdır. Uluslararası Af Örgütü, avukatlar ve kadın hakları aktivistlerine dayanarak, birçok davada hakimlerin kadının güvenliğine odaklanmak yerine ailenin dağılmasını önlemeyi öncelik haline getirdiğini aktarmaktadır.

Zorunlu Uzlaşma: Sulh Adaletin Yerini Aldığında

Irak Kürdistan Bölgesi’ndeki aile içi şiddetle mücadele sisteminin en çok tartışılan yönlerinden biri, mağdur ile sanık arasındaki uzlaşma mekanizmasıdır.

Uluslararası Af Örgütü raporuna göre, Aile İçi Şiddetle Mücadele Kanunu dosyaları yargısal incelemeden önce uzlaşma komitelerine sevk etmektedir. Bu sürecin resmi amacı ailevi anlaşmazlıkları çözmektir, ancak pratikte mağduru hukuki süreçten vazgeçmesi yönünde baskı altına alabilmektedir.

Örgüt, toplumsal cinsiyete dayalı şiddet vakalarında zorunlu arabuluculuğun mağdur odaklı yaklaşım ilkeleriyle çelişebileceği konusunda uyarmaktadır; zira mağdur, aile yapısını korumak için baskı görmek yerine kendi adaleti ve güvenliği hakkında karar verme hakkına sahip olmalıdır.

Sığınma Evleri: Mağdurların Son Kalesi

Birçok kadın için koruma merkezleri şiddetten kaçışın son yoludur. Ancak Uluslararası Af Örgütü raporu, bu merkezlerin de ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğunu göstermektedir.

Bütçe yetersizliği, uzmanlaşmış hizmetlerin kısıtlılığı, psikolojik ve hukuki desteğin eksikliği ve kadınların topluma bağımsız dönüşü için yeterli programların bulunmaması, birçok mağdurun şiddet ortamından ayrıldıktan sonra bile kırılgan koşullarda kalmasına neden olmaktadır.

Raporda dile getirilen önemli endişelerden biri, bazı kadınların pratikte iki zor seçenek arasında kalmasıdır: Şiddet dolu bir ortamda kalmak ya da net bir bağımsızlık perspektifi olmaksızın koruma merkezlerinde uzun süreli yaşamak.

Kadın Cinayetleri ve Cezasızlık Kültürünün Sürekliliği

Uluslararası Af Örgütü raporu, kadın ve kız çocuğu cinayetlerine de değinmekte ve yargısal hesap verilebilirliğin zayıflığının ölümcül şiddetin devam etmesine yol açabileceğini göstermektedir.

Raporda belirtilen örneklerden birinde, 17 ve 19 yaşlarındaki iki kız kardeş, bir koruma merkezinden ayrıldıktan ve babalarının “zarar vermeme” taahhüdü imzalamasının ardından katledilmiştir. Rapor, cesetlerinin bulunmasının ardından faillerin yakalanması için yürütülen sürecin ciddi gecikmelerle seyrettiğini kaydetmektedir.

Bu vakalar, idari taahhütlerin ve bağlayıcı olmayan sözlerin, mağdurları korumak için etkili önlemlerin yerini aldığını göstermektedir.

Bir Bölgenin Ötesinde: Kürt İnsan Hakları İçin Bir Test

Irak Kürdistan Bölgesi’ndeki kadınların durumu sadece yerel bir mesele değildir; kriz, savaş ve geleneksel güç yapılarıyla boğuşan bölgelerdeki toplumların daha geniş çaplı mücadelesinin bir parçasıdır. Bu bölgenin deneyimi, yargı bağımsızlığı, yeterli kaynaklar ve uygulama siyasi iradesi olmadan ilerici yasalara sahip olmanın insan haklarını garanti edemeyeceğini göstermektedir.

Kadın hakları, diğer temel haklar gibi etnik, siyasi veya coğrafi kimliğe tabi kılınmamalıdır. Şiddet mağduru, ister bir ailede, ister geleneksel bir toplumda, isterse örgütsel bir yapıda olsun, adalete eşit erişim hakkına ihtiyaç duyar.

İKHRW Tarafından İncelenen Dosyalar ve Yaklaşımlarla Uyum

Uluslararası Af Örgütü’ün Irak Kürdistan Bölgesi hakkındaki raporunun bulguları, İran Kürdistanı İnsan Hakları İzleme Örgütü (İKHRW) tarafından incelenen bir dizi dosyayla insan hakları perspektifinden önemli ortak noktalara sahiptir.

İlk olarak, bu dosyaların çoğundaki temel sorun cezasızlık meselesidir. Uluslararası Af Örgütü raporunun da gösterdiği gibi, şiddet, mağdur adalete erişemediğinde ve şiddet uygulayan kişi yasal sonuçlardan muaf tutulduğunda devam eder. Bu durum, bazı Kürt silahlı yapılarındaki kadın hakları ihlallerine ilişkin incelenen dosyalarda da görülmektedir; burada mağdurlar örgütsel baskı, misilleme korkusu veya bağımsız bir şikayet mekanizmasının bulunmaması nedeniyle ciddi engellerle karşılaşmaktadır.

İkincisi, Uluslararası Af Örgütü raporu mağdur odaklı yaklaşımın önemini vurgulamaktadır. Bu ilke, İKHRW’nin toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, çocuk savaşçılar, zorla kaybetmeler ve savunmasız kişilerin istismarı vakalarını incelerken insan hakları ihlalini gerçekleştirenin siyasi kimliğini veya ideolojik iddialarını değil, mağdurun durumunu temel kriter alan istikrarlı yaklaşımıyla tamamen örtüşmektedir.

Üçüncüsü, Irak Kürdistan Bölgesi tecrübesi, pratik hesap verilebilirlik olmadan yapılan yasal reformların yetersiz olduğunu göstermektedir. Bu konu, Kürt silahlı gruplarıyla ilgili dosyalarda da önem taşımaktadır; zira insan hakları yükümlülüklerini kabul etmek, anlaşmalar imzalamak veya uluslararası ilkelere bağlılık beyan etmek, ancak şeffaf denetim mekanizmaları, bağımsız soruşturma ve hesap verilebilirlik ile birleştiğinde anlam kazanır.

Sonuç olarak, Uluslararası Af Örgütü raporunun net bir mesajı vardır: İnsan hakları, mağdur hangi ailede, toplumda, bölgede veya güç yapısında olursa olsun, sesini duyurma, korunma ve adalete ulaşma imkanına sahip olduğunda anlam kazanır.

Kürt toplumu için de diğer toplumlar gibi insan haklarının gerçek savunusu, siyasi sloganlarla değil, en savunmasız bireylerin ne ölçüde korunduğuyla ölçülür.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu