Yazan: Tilman Rodenhäuser ve Ximena Londoño
Tilman Rodenhäuser ve Ximena Londoño, Uluslararası Kızılhaç Komitesi’nin (ICRC) hukuk biriminde danışman olarak görev yapmakta ve “Devlet Dışı Silahlı Gruplar ve Ailelerinden Ayrı Düşen Kişiler, Kayıplar ve Hayatını Kaybedenler: Uluslararası İnsancıl Hukuk Kapsamındaki Yükümlülükler ve Uygulama Örnekleri” başlıklı raporun yazarlarıdır. Eser, Uluslararası Kızılhaç Komitesi tarafından Cenevre’de yayımlanmıştır. Kitap içindeki resmî kaynakça 2025 yılını gösterirken, yayınevinin internet sitesindeki tanıtım sayfasında tarih 5 Şubat 2026 olarak yer almaktadır. Rapor, silahlı grupların aile bağlarının korunması, kayıp kişilerin akıbetinin aydınlatılması ve hayatını kaybedenlere saygı gösterilmesine ilişkin hukuki yükümlülüklerini, bunların uygulanmasına yönelik pratik örneklerle birlikte inceliyor.
Bu araştırma, Kızılhaç’ın operasyonel raporlarının yıllar boyunca incelenmesi, silahlı grupların temsilcileriyle yapılan görüşmeler, bu grupların iç düzenlemelerinin incelenmesi ve kamuya açık kaynaklarla akademik çalışmalardan yararlanılması sonucunda hazırlanmıştır. Yazarlar, 1960’lı yıllardan bu yana uluslararası olmayan silahlı çatışmalarda taraf olmuş 64 silahlı gruba ilişkin örnekleri bir araya getirmiştir. Örneklerin çoğunda, insani yardım görüşmelerinin gizliliğini korumak amacıyla grupların isimleri belirtilmemiştir.
Yazarlar araştırmanın sınırlılıklarını açıkça ortaya koymaktadır. Grupların iç düzenlemelerinin eksiksiz biçimde uygulanıp uygulanmadığı ve raporlanan davranışları sistematik olarak doğrulanmamıştır; çalışma tüm uygulamaların kapsamlı bir incelemesi değildir ve örneklerin mutlaka “en iyi uygulama” olarak değerlendirilmesi gerekmez. Ayrıca, bütün uygulamalar her koşulda hayata geçirilemez. Dolayısıyla olumlu bir uygulamanın örnek olarak sunulması, ilgili grubun genel sicilinin onaylandığı anlamına gelmez.
Temel mesele, yakınlarının hayatta olup olmadığını veya öldüğünü bilmeyen ailelerin yaşadığı acıdır. Rapora göre Kızılhaç, 2024 yılında 56 binden fazla yeni kayıp dosyası kaydetmiş ve raporun hazırlandığı sırada yaklaşık 255 bin dosyayı aktif olarak takip etmekteydi. Bu rakamlar, söz konusu kuruma bildirilen dosyalara ilişkindir ve dünyadaki tüm kayıpları kapsamamaktadır. Belirsizlik, psikolojik zararın yanı sıra ekonomik, sosyal ve idari sorunlara da yol açmaktadır. Kayıpların akıbetinin göz ardı edilmesi ise memnuniyetsizliği ve gelecekte nefret, şiddet veya çatışma riskini artırabilir.
Rapor, yedi kural ve iki tavsiye içermektedir. Hukuki kaynakları arasında Cenevre Sözleşmeleri’nin ortak 3. maddesi, uygulanabilir olduğu durumlarda II No’lu Ek Protokol ve uluslararası insancıl hukukun örf ve adet kuralları bulunmaktadır. Çalışmanın kapsamı, uluslararası olmayan silahlı çatışmaların tarafı olan gruplarla sınırlıdır. Yazarlar, silahlı grupların insan hakları hukuku kapsamındaki yükümlülüklerinin varlığı ve kapsamına ilişkin görüş ayrılıklarına değinerek incelemelerini uluslararası insancıl hukuk ile sınırlandırmıştır. Bu gruplarla hukuki yükümlülüklerin bulunması veya insani yardım ilişkisi kurulması, onların hukuki statüsünü değiştirmez; yükümlülüklere uyulması da karşı tarafın davranışına bağlı değildir.
Birinci kural, mümkün olduğu ölçüde aile hayatına saygı gösterilmesidir. Taraflar ailelerin birbirinden ayrılmasını önlemeli, iletişimi ve yeniden bir araya gelmelerini kolaylaştırmalıdır. Çocukların silahlı gruplara alınmaması, kaçırmanın yasaklanması, ailelerin tahliyesine yardımcı olunması ve yakınların bulunabilmesi için belirli yerlerin oluşturulması, raporda verilen pratik örnekler arasındadır. “Mümkün olduğu ölçüde” ifadesi, en düşük düzeyde bir çabanın yeterli olduğu anlamına gelmez; daha fazla kapasiteye sahip bir grup daha kapsamlı önlemler almakla yükümlüdür.
İkinci kural, çatışma sonucunda kayıp olduğu bildirilen kişilerin akıbetini aydınlatmak için mümkün olan tüm pratik önlemlerin alınmasıdır. Buna sivillerin yanı sıra kendi güçlerine veya karşı tarafa mensup kişiler de dahildir. Kişilerin akıbeti hakkında mevcut bilgiler ailelere verilmelidir. Başvuruların alınması, kişinin en son görüldüğü yerin kaydedilmesi, kimlik bilgilerinin gözaltındakiler ve cenazelere ilişkin bilgilerle karşılaştırılması ve yanıt vermekten sorumlu bir kişinin belirlenmesi uygulama örnekleri arasındadır. Rapor, ailelerin silahlı gruplarla doğrudan iletişime geçmesinin işbirliği suçlamasıyla karşılaşma riski yaratabileceği konusunda uyarıda bulunmakta; tarafsız bir aracı kullanılmasının bu riski azaltabileceğini belirtmektedir.
Üçüncü kural, zorla kaybetmenin yasaklanmasıdır. Yazarlar, uluslararası insancıl hukukun bu terime ilişkin bir tanım sunmadığını belirtmektedir. Rapor, Zorla Kaybetmeye Karşı Herkesin Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme’nin 2. maddesi ile Roma Statüsü’nün 7(2)(i) maddesine dayanarak, çatışma bağlamında bunu şöyle açıklamaktadır: Bir çatışma tarafının kendisinin veya onun izni, desteği ya da rızasıyla kişilerin gözaltına alınması, hapsedilmesi, kaçırılması veya başka biçimlerde özgürlüklerinden yoksun bırakılması ve ardından bu özgürlükten yoksun bırakmanın inkâr edilmesi ya da kişinin akıbeti veya nerede tutulduğuna ilişkin bilgi verilmemesi ve bunun kişiyi hukukun koruması dışında bırakması.
Gözaltı işlemlerinin kaydedilmesi, komutanların tüm tutuklamalardan haberdar olmasının sağlanması, gözaltındakilerin durumunun sürekli izlenmesi ve zorla kaybetme iddialarının incelenmesi, raporda önleyici tedbirler olarak sıralanmaktadır. Buna karşılık, bu çalışmada “kayıp” kavramı daha geniştir ve herhangi bir hukuka aykırı fiil gerçekleşmeden savaş nedeniyle meydana gelen ayrılıkları da kapsar; her kayıp vakası zorla kaybetme değildir.
Dördüncü kural, gözaltındaki kişilerin kişisel bilgilerinin kaydedilmesidir. Bilgilerin hiç kaydedilmemesi veya yanlış kaydedilmesi, kişilerin kaybolması ve nakil sırasında izlerinin sürülememesi riskini artırır. Bilgiler, kişinin kesin biçimde teşhis edilmesini mümkün kılmalıdır. Kâğıt kayıt veya dijital veri tabanı kullanılması, kayıt ve listelerin güncellenmesinden sorumlu bir kişinin belirlenmesi uygulama yöntemleri arasındadır; kişisel verilerin uygun biçimde korunmasına da mümkün olduğu ölçüde dikkat edilmelidir.
Beşinci kural, gözaltındaki kişilerin aileleriyle mektuplaşabilmesi ve mümkün olduğu ölçüde görüşebilmesidir. Mektup, telefon veya görüntülü görüşme, elektronik mesaj ve Kızılhaç aracılığıyla mesaj iletilmesi mümkün yöntemler arasındadır. Mektuplaşma sıklığı ve güvenlik kontrolüne ilişkin makul sınırlamalar getirilebilir; ancak bunlar bir cezalandırma aracı olmamalıdır. İmkânların yetersizliği, aileyle her türlü iletişimin kesilmesini haklı çıkarmaz. Görüşmeye izin verme karşılığında para, mal veya hizmet talep edilmesi de yasaktır.
Altıncı kural, koşulların izin verdiği her durumda, özellikle çatışmaların ardından cenazelerin aranması, toplanması ve nakledilmesine, gecikmeden ve zarar verici bir ayrımcılık yapılmaksızın gerçekleştirilmesine ilişkindir. Cenazelerin parçalanması yasaktır; cenazelerin yağmalanmasını önlemek için mümkün olan tüm tedbirler alınmalı, hayatını kaybedenlere saygılı davranılmalı ve mezarlar korunmalıdır. Kimlik tespiti için mevcut bilgiler, cenazeler defnedilmeden veya başka bir şekilde işlem görmeden önce kaydedilmeli ve korunmalıdır. Taraflar ayrıca yakınlarının talebi üzerine cenazelerin ve kişisel eşyaların iade edilmesini kolaylaştırmak için çaba göstermelidir.
Mezarların koordinatlarının veya diğer konum bilgilerinin kaydedilmesi, bu yükümlülüğün uygulanmasına ilişkin pratik bir örnektir. Rapor ayrıca teşhis amacıyla çekilen görüntülerin güvenli biçimde saklanmasını ve hayatını kaybedenlerin yüzünün veya tüm bedeninin göründüğü görüntülerin medyada yayımlanmamasını tavsiye etmektedir. Ölümün gerçekleştiğini doğrulayan kanıtlar bulunmadıkça ölüm belgesi düzenlenmemelidir; zira öldüğü ilan edilen kişilerin daha sonra geri döndüğü durumlar yaşanmıştır. Böyle bir kanıt bulunmadığında Kızılhaç’ın tavsiyesi, kişinin kayıp olduğuna ilişkin bir belge düzenlenmesidir. Yardım veya tazminat ödenmesi de ailenin yakınının akıbetini bilme hakkını ortadan kaldırmaz.
Yedinci kural, tarafsız insani yardım kuruluşlarının hizmetlerinin talep edilebilmesini hatırlatmaktadır. Kızılhaç, kayıpların aranması, mesaj iletilmesi, gözaltındakilerin kaydedilmesi, cenazelerin teşhis edilmesi ve iade edilmesi konularında yardımcı olabilir; ancak temel sorumluluk çatışmanın taraflarına aittir. Bu işbirliğinde görüşmelerin gizliliği ve verilerin korunması önem taşır. Gözaltındakilerle özel görüşmeler yapılması ve ziyaretlerin tekrarlanabilmesi, Kızılhaç’ın çalışma yöntemleri arasındadır; ziyaretler karşı tarafın benzer bir iznine bağlanmamalıdır.
Son iki tavsiye, bağlayıcı kurallardan ayrı tutulmuştur; bunların bir bölümü hukuki yükümlülükleri yansıtırken, bir bölümü pratik deneyime dayanmaktadır. Birinci tavsiye, bilgilerin toplanması ve aktarılması için bir mekanizma oluşturulması ve aileler için bir iletişim noktası belirlenmesidir. Uluslararası olmayan silahlı çatışmalarda, uluslararası çatışmalarda bulunan ulusal bilgi bürolarının kurulmasına ilişkin benzer bir yükümlülük bulunmamaktadır; ancak uygun mekanizmalar ve özel anlaşmalar tavsiye edilmektedir. İkinci tavsiye, kayıpların ve hayatını kaybedenlerin aranmasının ateşkes ve barış müzakerelerine dahil edilmesidir. Buna bilgi paylaşımı, bir çalışma grubu oluşturulması ve cenazelerin nakledilmesinin koordinasyonu da dahildir. Çatışmanın sona ermesi, kayıpların akıbetini aydınlatma yükümlülüğünü sona erdirmez. Bireysel cezai sorumluluk ve olası telafi yolları da incelenmelidir.
İran Kürdistanı İnsan Hakları İzleme Örgütü tarafından yayımlanan dosyalar, üç somut karşılaştırma yapılmasına imkân sağlamaktadır. Bu karşılaştırmalar İzleme Örgütü’nün analizidir; Kızılhaç’ın araştırması bu dosyaları incelememiş veya doğrulamamıştır. Çatışma hukukuna ilişkin kuralların her bir vakaya uygulanabilmesi için ilgili koşulların ayrıca ortaya konulması gerekir.
İzleme Örgütü tarafından 17 Temmuz 2022’de yayımlanan “Oğluma Ne Olduğunu Yeni Öğrendim” başlıklı yazıda, Meysem Muhammedzade’nin babası yaklaşık dört yıl boyunca oğlundan haber alamadığını ve karakollarla hastanelerde sonuçsuz aramalar yaptığını anlatmaktadır. Bu anlatı, aile bağlarının korunması ve kayıp kişilerin akıbetinin aydınlatılmasıyla ilişkilidir. Zorla kaybetmenin tespit edilmesi için haber alınamamasının yanı sıra özgürlükten yoksun bırakmanın ve bunun inkâr edilmesinin veya kişinin akıbeti ile nerede tutulduğunun gizlenmesinin belgelenmesi gerekir.
İzleme Örgütü tarafından 3 Aralık 2022’de yayımlanan “Mübeşşir’in Eşyalarını Avlunun İçindeki Bir Çöp Poşetine Attılar” başlıklı haberde, Mübeşşir Kerimpur’un ailesi, üç yıl boyunca kendisinden haber alamadıktan sonra PJAK’a bağlı medya organlarında ölümünün duyurulduğunu komşuları aracılığıyla öğrendiklerini anlatmaktadır. Baba, cenaze ve mezar hakkında açık bilgi alamadığını, oğlunun kıyafetleri ve belgelerinin avluya atıldığını aktarmaktadır. Raporun çerçevesi açısından şu sorular önem taşımaktadır: Ölümün gerçekleştiğini hangi kanıtlar doğrulamaktadır ve cenazenin veya mezarın yeri neresidir? Ölümün kanıtlanamadığı durumlarda kişinin kayıp olduğunun kayda geçirilmesine ilişkin tavsiye, bu inceleme açısından doğrudan önem taşımaktadır.
İzleme Örgütü tarafından 15 Eylül 2026’da yayımlanan “Sosyal Medyadaki Aldatmacadan Kamptan Kaçışa — İkinci Bölüm” başlıklı röportajda Hira, aile görüşmesinden önce gerçek koşullar hakkında konuşmasının engellendiğini ve geri dönmek istediğini ifade ettikten sonra sorgulandığını belirtmektedir. Bu iddialar, özellikle özgürlükten yoksun bırakmanın tespit edilmesi halinde, anlamlı aile iletişimi gerekliliği ve cezalandırıcı nitelikteki kısıtlamaların yasaklanması çerçevesinde değerlendirilebilir. Bu haklara uyulup uyulmadığının değerlendirilmesi, görüşmenin koşullarının ve görüşmenin ardından yaşananların belgelenmesini gerektirir; yalnızca görüşmenin gerçekleşmiş olması yeterli değildir.





