Rapor

Silahlı Gruplarda Zorla Evlendirme

Zorla Askere Alma ve Mülteci Hukukunda Korumanın Yeniden Değerlendirilmesi

Uluslararası mülteci hukuku araştırmacısı Dr. Christel Querton, European Journal of International Law dergisinde yayımlanan makalesinde, silahlı grupların üyeleriyle zorla evlendirmenin kadınların mülteci statüsünün belirlenmesinde nasıl değerlendirilmesi gerektiğini ele alıyor. Temel argümanı, bu uygulamanın zorla askere almanın bir biçimi olarak tanınmasının, zulüm ile “atfedilen siyasi görüş” arasındaki bağlantıyı ortaya çıkarabileceği ve kadınların mülteci hukukunda korunmasına ilişkin eksiklikleri giderebileceği yönünde. Zorla evlendirmeyi uygulayan silahlı grupların kontrolündeki bölgelerde devlet korumasının bulunmadığının varsayılması ve mağdurların mülteci korumasından dışlanmaması da bu yaklaşımın diğer önemli unsurlarını oluşturuyor.

“Reconceiving Forced Marriage into Armed Groups as Forced Recruitment in International Refugee Law” başlıklı makale 24 Mayıs 2026’da yayımlandı. Makalenin künyesine göre Querton, University of the West of England bünyesindeki Bristol Law School’da hukuk alanında kıdemli öğretim görevlisi olarak gösteriliyor. Çalışma açık erişimli olarak yayımlandı ve yazar, son notunda beş isimsiz hakeme teşekkür ediyor. Makalenin önceki taslakları da 2024 ve 2025 yıllarında hukuk ve mülteci hukuku alanındaki akademik toplantılarda sunulmuş.

Querton’un üniversitedeki güncel akademik profili ise kendisini Uluslararası Mülteci Hukuku Doçenti olarak tanımlıyor. Üniversitenin resmi profiline göre araştırmaları uluslararası mülteci hukuku, silahlı çatışmalardan kaçan kişiler, mülteci kadınlar, karşılaştırmalı araştırmalar ve çağdaş silahlı çatışmalar üzerine yoğunlaşıyor. Querton ayrıca 2023 yılında Cambridge University Press tarafından yayımlanan Conflict Refugees adlı kitabın yazarı. Akademik kariyerinden önce İngiltere ve Galler Barosu’na kabul edilmiş ve sığınma, göç ve insan hakları alanlarında avukatlık yapmış.

Querton, hukuk, siyaset bilimi ve sosyal bilimler alanındaki çalışmalardan yararlanarak silahlı gruplarda zorla evlendirmenin yalnızca özel ilişkiler veya ailevi gelenekler çerçevesinde anlaşılmaması gerektiğini açıklıyor. Bu uygulama, örgüte eleman kazandırma ve mevcut üyeleri elde tutma, ücretsiz emek sağlama, hiyerarşiyi pekiştirme ve sivil nüfusu kontrol etme amacı taşıyabilir. Dolayısıyla zorla evlilik dayatması, grubun askerî faaliyetlerini sürdürmesine ve siyasi ve toplumsal projesini ilerletmesine hizmet eden bir stratejinin parçası olabilir.

Makale, bu işlevleri açıklamak için Uganda ve Sierra Leone örneklerine değiniyor. Uganda’daki Lord’s Resistance Army’de zorla evlilik, savaşçılara ödül vermek ve onların örgüt içindeki konumunu göstermek amacıyla kullanılıyordu. Sierra Leone’deki Revolutionary United Front’ta ise bu uygulama kontrolün ve örgütsel hiyerarşinin korunmasıyla bağlantılıydı. Sierra Leone Özel Mahkemesi, bu grubun zorla evlendirme uygulamasını hem bir savaş taktiği hem de ücretsiz lojistik destek sağlama aracı olarak değerlendirmişti.

Bu analizde zorla askere alma, kişileri yalnızca silah taşımaya veya doğrudan çatışmaya katılmaya zorlamakla sınırlı değil. Kadınlar ve kız çocukları, silahlı grubun yapısı içinde ev işleri yapmak, destek hizmetleri sunmak ve dayatılmış evlilik ilişkilerine katlanmak amacıyla da kullanılabilir. Querton’a göre doğrudan savaşçı rolüne odaklanılması, bu sömürü biçimlerini ve bunların grubun kapasitesinin sürdürülmesindeki rolünü gözden kaçırıyor. Bu nedenle silahlı grup üyeleriyle zorla evlendirme, mülteci hukukunda bir tür zorla askere alma olarak analiz edilebilir.

Makale, zorla evlendirme ile çocukların silahlı gruplara katılması arasındaki örtüşmeye de değiniyor. Bunlar arasında, destek bulmak amacıyla gruplara katılan ve daha sonra grup liderleri veya üyeleriyle evlenmeye zorlanan Liberyalı kız çocukları üzerine yapılan bir araştırmaya atıf bulunuyor. Bununla birlikte yazar, kız çocuklarının sığınma başvurularına özgü meseleleri kapsamlı biçimde ele almadığını ve bu konunun ayrı bir araştırmayı gerektirdiğini belirtiyor.

Rıza konusunda Querton, Birleşmiş Milletler tanımlarına ve Uluslararası Ceza Mahkemesi içtihatlarına atıfta bulunuyor. BM tanımı, taraflardan birinin veya her ikisinin tam ve özgür rızası olmadan yapılan evlilikleri ve kişinin baskı veya ağır zorlama nedeniyle evliliği sona erdiremediği ya da evlilikten ayrılamadığı durumları kapsıyor. Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Ongwen davasındaki Temyiz Dairesi de fiziksel veya psikolojik güç kullanılması, güç kullanma tehdidi veya zorlayıcı bir ortamın istismar edilmesi yoluyla evlilik ilişkisinin dayatılmasını açıklamıştı. Dolayısıyla zorlamanın tespiti doğrudan fiziksel şiddetin varlığıyla sınırlı değil.

Yazar ayrıca çatışmalar sırasında dayatılan evlilik ilişkilerinin çoğu zaman resmî veya örfî hukuk sistemlerinde kayıt altına alınmadığını ve hukuken kurumsallaştırılmadığını hatırlatıyor. Buna rağmen bu ilişkileri tanımlamak için “eş” gibi ifadeler kullanılabiliyor. Bu durum, uygulamanın niteliğini anlamak açısından önem taşıyor. Çünkü incelenen mesele yalnızca bir evliliğin hukuki geçerliliği değil; ilişkinin dayatılması ve bundan kaynaklanan yükümlülükler ile zararlar.

Querton, akademik literatürü incelerken bazı karar vericilerin zorla evlendirmeyi tecavüz ve aile içi şiddet gibi zararlara ayırarak değerlendirdiği ve böylece evlilik ilişkisinin bizzat dayatılmasını incelemenin merkezinden çıkardığı yönündeki eleştiriyi aktarıyor. Bununla birlikte yazar, makalenin beşinci bölümünde, zorla evliliğin kendisini temel zarar kaynağı olarak merkeze alan yaklaşımdan uzaklaşıyor ve zulüm ile Mülteci Sözleşmesi’nde belirtilen nedenler arasındaki bağlantının kurulabilmesi için tüm zarar boyutlarının, özellikle de evliliği reddetmenin veya evlilikten kaçmanın sonuçlarının incelenmesini öneriyor.

Querton’un bir diğer argümanı, genel olarak “zorla evlendirme” başlığının silahlı gruplar bağlamındaki karmaşıklığı, buna zorla çalıştırma ve grubun faaliyetlerine destek sağlamadaki stratejik işlevi de dahil olmak üzere, tek başına yansıtmadığı yönünde. Zorla evlendirme yalnızca cinsel şiddetle eş anlamlı da görülmemeli. Makale, zorla çalıştırma, ev işlerinin dayatılması, çocuk doğurmaya ve çocuk bakımına zorlama, eğitim ve sağlık hizmetlerine erişimin kısıtlanması, hareket özgürlüğünün sınırlandırılması ve özgürlüğün ortadan kaldırılması gibi zararları da ilgili sonuçlar arasında sayıyor.

Querton, Sierra Leone Özel Mahkemesi ile Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin içtihatlarını inceleyerek zorla evlendirmenin “diğer insanlık dışı fiiller” kapsamında, cinsel kölelikten ayrı olarak ele alındığını açıklıyor. Bu ayrım, evlilik ilişkisinin dayatılmasından kaynaklanan zararı tanıyor. Bununla birlikte insanlığa karşı suç unsurunun oluşması, diğer hukuki unsurların yanı sıra fiilin sivil nüfusa yönelik yaygın veya sistematik bir saldırı kapsamında gerçekleştirilmesi ve failin bu saldırının farkında olması gibi koşulların da ortaya konulmasını gerektiriyor.

Makalenin mülteci hukuku bakımından temel argümanı, itiraz etme ve kaçma durumlarının sonuçlarına dayanıyor. Silahlı grup, evlenmeyi reddetmeyi veya zorla evlilikten kaçmayı kendi amaçlarına karşı çıkmak ve dayattığı yeni toplumsal düzene ya da yönetim yapısına karşı çıkmak olarak görebilir. Bu durumda kadın herhangi bir siyasi faaliyette bulunmamış olsa bile grup ona siyasi bir görüş atfedebilir ve bu nedenle onu tehdit edebilir veya zulme maruz bırakabilir. Yazar, bu mekanizmayı zulüm ile “atfedilen siyasi görüş” arasındaki bağlantının analiz edilmesi için bir temel olarak değerlendiriyor.

Bu yaklaşım, zorla evlilikten kaçan kadınların sığınma başvurularını ağırlıklı olarak “belirli bir sosyal gruba mensubiyet” temelinde değerlendiren uygulamaya yönelik bir eleştiri niteliğinde. Yazara göre, bu grupların tanımına ilişkin dar yorumlar ve görüş ayrılıkları korumaya erişimi engelleyebilir. Buna karşılık silahlı grubun amaçlarına ve stratejilerine odaklanılması, zulüm ile atfedilen siyasi görüş arasındaki bağlantının tespit edilmesini mümkün kılabilir.

Devlet koruması konusunda makalenin yaklaşımı açık: Bir silahlı grup kendi kontrolündeki bölgede zorla evlendirmeyi uyguluyorsa, devletin kadınları koruyamamasının varsayılması gerektiği savunuluyor. Yazar ayrıca kadının daha önce şahsen zorla evlendirilmiş veya zorla evlendirme girişiminin hedefi olmuş olmasının zorunlu olmadığını vurguluyor. Grubun bu uygulamayı bir çatışma stratejisi olarak kullandığını ve kadının bireysel koşulları dikkate alındığında gerçek bir risk bulunduğunu gösteren kanıtların varlığı yeterli olabilir.

Atfedilen siyasi görüş analizi, Mülteci Sözleşmesi’ndeki diğer bütün temellerin yerine geçmiyor. Makale, kadınların etnik kökenleri veya dinleri nedeniyle hedef alınması durumunda, örneğin Ezidi kadınların IŞİD tarafından hedef alınması gibi, etnik veya dinî temele dayanmanın daha açık ve ikna edici olabileceğini belirtiyor. Yazarın önerdiği yaklaşım özellikle din veya etnik kökenle böyle bir bağlantının bulunmadığı durumlarda önem kazanıyor.

Makalenin bir başka bölümü, Mülteci Sözleşmesi’nin 1F maddesi ve korumadan dışlanma meselesine ayrılmış. Buradaki soru, zorla evlendirmenin zorla askere almanın bir biçimi olarak değerlendirilmesinin, kadınların silahlı grupla bağlantıları nedeniyle korumadan dışlanmasına yol açıp açamayacağı. Querton, bireysel sorumluluğun ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğini açıklarken, araştırma kapsamındaki kadınların gruba gönüllü olarak katılmadığını, çatışmaların nasıl yürütüldüğü veya uluslararası suçların işlenmesi üzerinde etkilerinin bulunmadığını ve rollerinin genellikle dayatılmış lojistik destekle sınırlı olduğunu savunuyor.

Querton’un analizine göre bu kadınların “eş” olarak sahip oldukları rolün, uluslararası suçların işlenmesine kayda değer bir katkısı bulunmuyor veya varsa bile bu katkı son derece sınırlı. Bu nedenle yazar, bu kişilerin suç faili olarak değerlendirilmemesi gerektiği ve zorla evlendirmenin zorla askere almanın bir biçimi olarak yeniden tanımlanmasının kadınlar hakkında mülteci korumasından dışlama hükümlerinin uygulanmasına yol açmaması gerektiği sonucuna varıyor. Kendi değerlendirmesine göre, bizzat insanlığa karşı bir suçun mağduru olan kişileri bu durumda korumadan dışlamak, 1F maddesinin amacı ve ruhuyla bağdaşmıyor. Bu bölümün konusu mülteci korumasından dışlama olup herhangi bir kişi hakkında cezai suçlama veya yargılama kararı vermek değil.

Sonuç bölümünde Querton, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (BMMYK) özellikle silahlı çatışmalar ve askerî hizmete ilişkin rehberlerinin gözden geçirilmesini talep ediyor. Önerisine göre bu rehberler, zararın niteliğini, zorlayıcı ortamı, grupların zorla evlendirmeyi uygulamadaki amaçlarını ve zulüm ile atfedilen siyasi görüş arasındaki bağlantıyı daha iyi yansıtmalı. Avukatlar ve hukuki temsilciler de bu boyutları ortaya koymak için ülke koşullarına ilişkin ilgili kanıtları sunmalı.

Bu araştırmanın İran Kürdistanı İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün çalışmalarında ele aldığı konularla karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi, PAK içindeki zorla evliliklere ilişkin “Hira” anlatımı ile gençlerin örgüte katılması, çıkışlarının kısıtlanması ve ayrılan kişilere yönelik tehditlerle ilgili dosyalar bakımından bazı sorular gündeme getiriyor: Dayatılmış ilişki veya zorla hizmet, grubun insan kaynağının sürdürülmesinde rol oynamış olabilir mi? İtiraz veya kaçış, grup tarafından kendi amaçlarına karşı çıkış ya da dayatılan toplumsal ve yönetim düzeninin reddi olarak görülmüş olabilir mi? Zorlama, kişinin gerçek rolü ve ne ölçüde bilgi sahibi olduğu, sorumluluğun ve koruma ihtiyacının değerlendirilmesini nasıl etkiler? Bu sorular, Querton’un önerdiği çerçevenin İran Kürdistanı İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün dosyalarına uygulanmasına ilişkin sorulardır; yazarın söz konusu dosyalara ilişkin bulguları değildir. Makale Kürt silahlı grupları üzerine vaka çalışması yapmıyor. Makaledeki Kürt kadın örneği de aile içi zorla evlendirmeyle ilgili ve silahlı grupların uygulamalarına ilişkin bir tanıklık niteliğinde değil. Querton’un analizinin ilgili dosyalarda hukuki takip amacıyla kullanılması, her dosyaya ilişkin bağımsız kanıtların ortaya konulmasını ve mülteci hukuku bakımından risk, menşe ülke ve devlet korumasına erişim gibi koşulların ayrıca değerlendirilmesini gerektiriyor.

Ana kaynak: Christel Querton, “Reconceiving Forced Marriage into Armed Groups as Forced Recruitment in International Refugee Law”, European Journal of International Law, 2026, chag022. Makale 24 Mayıs 2026’da yayımlandı ve açık erişimlidir.

“Makalenin Oxford Academic üzerindeki tam metni” (https://doi.org/10.1093/ejil/chag022)

“Christel Querton’un UWE Bristol’daki resmi akademik profili” (https://people.uwe.ac.uk/Person/ChristelQuerton)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu