İran Kürdistanı İnsan Hakları Gözlemevi (IKHRW), Kürt bölgesindeki gerilimin azaltılması sürecini ve İran İslam Cumhuriyeti ile Irak Cumhuriyeti’nin silahlı çatışmalara son vermeye yönelik ortak çabalarını memnuniyetle karşılarken; kalıcı herhangi bir güvenlik anlaşmasının başarısının, krizin insani, sosyal ve insan hakları boyutlarının da eş zamanlı olarak dikkate alınmasını gerektirdiğine inanmaktadır.
Kasım el-Araci’nin, Irak hükümetinin iki ülke arasındaki güvenlik anlaşmasını uygulama ve komşu ülkelere karşı silahlı eylemler için Irak topraklarının kullanılmasını önleme taahhüdüne ilişkin son açıklamaları, şiddetin azaltılmasında ve sınır bölgelerine istikrarın geri dönmesinde yeni bir dönemin başlangıcı olabilir. Ancak IKHRW, bu sürecin sadece siyasi ve güvenlik açısından izlenmemesi, aksine mağdurların, ailelerin ve savunmasız bireylerin haklarının da merkeze alınması gerektiğini vurgulamaktadır.
İran Kürdistanı İnsan Hakları Gözlemevi’ning saha araştırmaları ve bulguları, bugün Kürt milis grupların yapısında yer alan kişilerin önemli bir kısmının derin ideolojik inançlar nedeniyle değil; yoksulluk, mahrumiyet, toplumsal kırılganlıklar, geçim sıkıntıları, eğitim fırsatlarının eksikliği ve zorlu yaşam koşulları sonucunda bu gruplara katıldığını göstermektedir. Bu kişiler arasında, şiddet döngüsünün ve siyasi istismarın kurbanı olmuş önemli sayıda kırsal genç, az eğitimli birey ve hatta çocuk ve gençlerin varlığı gözlemlenmektedir.
Bu doğrultuda IKHRW, bu kişilerin tamamına sadece “askeri unsurlar” veya “teröristler” olarak muamele edilmemesi gerektiği kanaatindedir. Temel insan hakları ilkeleri ve uluslararası standartlar, bu kapsamda Çocuk Hakları Sözleşmesi hükümleri ile silahlı çatışmalara dahil olan kişilerin rehabilitasyonu ve topluma yeniden kazandırılmasına ilişkin ilkeler, bu kişilerin güvenli ve gönüllü geri dönüşünün sağlanmasını gerektirmektedir.
İran ve Irak hükümetlerinin yanı sıra Irak Kürdistan Bölgesi (IKB) yetkililerinin, bu kişilerin geri dönüşü, hukuki kolaylıklar, sosyal destekler ve rehabilitasyon programları için belirli mekanizmalar geliştirmesini öneriyoruz. Mevcut kanıtlar bu sürecin bazı durumlarda İran İslam Cumhuriyeti tarafından gayriresmi olarak yürütüldüğünü gösterse de, bu politikanın şeffaf ve güven artırıcı resmi mekanizmalar çerçevesinde ilan edilmesi ve kurumsallaştırılması, ailelerin ve bu gruplardaki bireylerin gelecekleri hakkında kendilerini daha güvende hissetmelerini sağlamak için gereklidir.
Geçtiğimiz aylarda, bu grupların üyelerinin birçok ailesi IKHRW ile iletişime geçmiş ve çocuklarının kaderi hakkındaki derin endişelerini dile getirmiştir. Bu vakalar arasında, ciddi insan hakları endişeleri yaratan küçük yaştaki çocukların varlığına dair raporlar da yer almaktadır. Bu doğrultuda, İran İslam Cumhuriyeti’nin Irak ve IKB’deki diplomasi kurumlarının bu ailelerin endişelerine karşı daha fazla hassasiyet göstermesi ve savunmasız bireylerin durumunun takibini resmi müzakere ve istişarelerin bir parçası haline getirmesi beklenmektedir.
İran Kürdistanı İnsan Hakları Gözlemevi ayrıca Kürt milis gruplardan silahlı yaklaşımı bırakmalarını ve gönüllü olarak barışçıl siyasi ve parti faaliyeti yolunu seçmelerini talep etmektedir. Böyle bir girişimin, önümüzdeki yolu en az gerilim ve insani maliyetle açabileceğine ve Kürt bölgelerinde toplumsal güvenin yeniden inşası için yeni bir fırsat yaratabileceğine inanıyoruz.
Maalesef tarihi deneyimler bu grupların, Kürt halkının gerçek taleplerine dayanmak yerine, kimliklerini ve varlıklarını genellikle yabancı güçlerle olan bağları üzerinden tanımladıklarını göstermiştir. İran-Irak Savaşı döneminde bu grupların bazıları fiilen Irak Baas rejiminin yanında yer almış, son yıllarda ise bir kısmı vekalet ilişkileri çerçevesinde Amerika ve İsrail de dahil olmak üzere bölgesel ve küresel aktörlere yakınlaşmıştır. Bu bağımlılıklar Kürdistan halkının sorunlarının çözümüne yardımcı olmadığı gibi, bölge halkı arasında güvensizliğin, göçün, yoksulluğun ve toplumsal kırılganlıkların yayılmasına neden olmuştur.
IKHRW, bölgede barış ve istikrar yoluna ulaşılabileceğine inanmaktadır; şu şartla ki tüm taraflar diyalog, insan onuru, ailelerin hakları ve genç Kürt neslinin geleceği ilkelerini silahlı çatışmaların sürdürülmesine tercih etsinler. Barış ancak hükümetler, gruplar ve halk arasında ortak ve genel bir inanca dönüştüğünde kalıcı olacaktır.





