Resmi raporlara göre, 25 Mart 2026 Çarşamba günü saat 02:00 sularında, Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’e atfedilen hava saldırıları, Tebriz Demiryolu çalışanlarına ait bir konut kompleksini hedef almıştır. Bu mahal, Uluslararası İnsancıl Hukuk (UİH) tanımlarına göre sivil-hizmet kullanımına sahip bir “Sivil Unsur” (Civilian Object) niteliğindedir. İlk verilere göre bu olay, 9 sivil vatandaşın hayatını kaybetmesine ve sivil altyapıda geniş çaplı tahribata yol açmıştır.
Uluslararası Hukukun Emredici Kurallarının ve Temel İlkelerinin İhlali
Uluslararası antlaşmalar ve UİH perspektifinden bu askeri eylem, aşağıdaki suç unsurlarını ve ihlalleri barındırmaktadır:
Ayrım Gözetme İlkesinin İhlali: 1977 1. Ek Protokol’ün 48. ve 51. maddeleri uyarınca, askeri hedefler ile sivil unsurlar arasında ayrım yapılması zorunludur. Herhangi bir askeri kullanımı kanıtlanmamış lojmanların hedef alınması, bu emredici kuralın (Jus Cogens) açık bir ihlalidir.
Cenevre Sözleşmeleri Ortak 3. Maddesinin İhlali: Bu madde, çatışmalarda doğrudan yer almayan kişilerin mutlak surette korunmasını vurgular. Sivil hayata kasten zarar verilmesi, savaş hukukunda uyulması zorunlu olan davranış kurallarından bir sapmadır.
Sivil Malların Dokunulmazlığı (Ek Protokol Madde 52): Konutlar, askeri hedefler kapsamı dışında tutulmuştur. Bu binalara “orantılılık” ve “ihtiyat” ilkelerine uyulmadan düzenlenen saldırılar, fail devletler için ağır bir uluslararası sorumluluk doğurmaktadır.
Roma Statüsü Kapsamında Cezai Sorumluluk ve Kovuşturma
Uluslararası ceza hukuku düzeyinde, Roma Statüsü’nün (Uluslararası Ceza Mahkemesi – UCM) 8. Maddesi, silahlı çatışma bağlamında sivillerin veya sivil unsurların kasten hedef alınmasını “Savaş Suçu” olarak tanımlar. Ayrıca bu olay, Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin (ICCPR) “doğuştan gelen yaşam hakkı” ve bu hakkın keyfi olarak geri alınması yasağına ilişkin 6. maddesiyle tam bir çelişki içindedir.
Hukuki Sonuç
Tebriz Demiryolu konut kompleksine düzenlenen saldırı; ayrım gözetme, orantılılık ve ihtiyat ilkelerine uyulmaması nedeniyle salt bir askeri eylemin ötesine geçerek suç teşkil eden bir nitelik kazanmıştır. “Devletlerin Uluslararası Sorumluluğu” kuralları gereğince, failler hukuki hesap verebilirlik ve mağdurlara yönelik tüm maddi ve manevi zararların tazmini ile yükümlüdür. Bu saldırının emir verenlerinin ve uygulayıcılarının tespiti, uluslararası adaletin tesisi yolunda kaçınılmaz bir zorunluluktur.





