Editörün SeçimiMakale

Ezidilere Yönelik Son Soykırım

Iraklı Kürt bir insan hakları uzmanının DEAŞ eylemlerini uluslararası ceza hukuku çerçevesinde analiz etme ve hesap verebilirlik sağlama yaklaşımı

Havre Ahmed Muhammed’in (Hawre Ahmed Mohammed) çalışması, DEAŞ’ın Ezidi toplumuna yönelik saldırısını inceleyerek yalnızca bir felaketi anlatmanın ötesine geçmektedir. Çalışma; katliam, ağır bedensel ve ruhsal zarar verme, yaşam koşullarının tahribi, çocukların kaçırılması ve cinsel kölelik gibi eylemlerin uluslararası ceza hukuku çerçevesinde bir soykırım suçunun unsurları olarak nasıl analiz edilebileceğini ortaya koymaktadır.

Kürdistan Uluslararası Hukuk Merkezi (KCIL) Yürütme Direktörü ve insan hakları uzmanı Hawre Ahmed Mohammed tarafından kaleme alınan “Ezidi Halkına Yönelik Son Soykırım” başlıklı makale, akademik Review of Middle East Studies dergisinde yayımlanmıştır. Cambridge University Press tarafından 16 Mayıs 2023 tarihinde çevrim içi olarak erişime açılan bu çalışma (Cilt 56, Sayı 1, s. 108–122), “Enfal Mirasını Yeniden Okumak ve Günümüz Orta Doğu’sunda Soykırımı Yeniden Düşünmek” başlıklı özel dosyanın bir parçasıdır.

Makale, DEAŞ’ın Ezidi toplumuna karşı işlediği suçları uluslararası ceza hukuku açısından ele almakta ve bu eylemlerin soykırım tanımı içindeki yerini incelemektedir.

Çalışmanın çıkış noktası, Irak ve Suriye’de geniş toprakları kontrol altına alarak askeri, ideolojik ve idari bir yapı kuran devlet dışı silahlı bir aktör olarak DEAŞ’ın ortaya çıkışıdır. Ancak yazar için temel mesele yalnızca şiddetin boyutu değildir; asıl soru, münferit cinayet ve şiddet eylemlerinin ne zaman dağılmış suçlar seviyesini aşıp belirli bir gruba yönelik bir yok etme projesine dönüştüğüdür.

Mohammed argümanını, Ezidilerin korunan bir dini grup olarak hukuki statüsüne ve DEAŞ’ın bu topluluğa yönelik davranış kalıplarına dayandırmaktadır. İncelenen delillere göre bu kalıp; kasten öldürme, ağır bedensel ve ruhsal zarar verme, yaşam koşullarını yok etme ve çocukların zorla transfer edilmesini içermektedir.

Makalenin önemi, DEAŞ suçlarını sadece ahlaki bir kınama diliyle tanımlamakla kalmamasından kaynaklanmaktadır. Yazar, devlet dışı bir silahlı grubun eylemlerini, Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi‘nde tanımlanan hukuki unsurlar ve uluslararası ceza hukuku literatürü ile bağdaştırmaya çalışmaktadır.

Bu çerçevede soykırımın kanıtlanması yalnızca kurbanların sayısına bağlı değildir; belirleyici unsur, işlenen eylemlerin ulusal, etnik, ırki veya dini bir grubun tamamını yahut bir kısmını yok etme kastı ile birleşmesidir.

Çalışma bu yaklaşımla, DEAŞ’ın Ezidilere yönelik saldırısını savaş koşullarındaki rastgele şiddet eylemleri olarak değil, belirli bir topluluğa karşı yürütülen planlı bir politika olarak analiz etmektedir.

Bu analizde Ezidi kadın ve kız çocuklarının durumu özel bir yere sahiptir. Makale, cinsel kölelik ve diğer cinsel şiddet biçimlerini Ezidi toplumunun yaşadığı felaketin bir parçası olarak ele almakta ve toplumsal cinsiyete dayalı suçların DEAŞ’ın genel şiddet yapısından ayrı düşünülemeyeceğini göstermektedir.

Hukuki açıdan bu durum çifte önem taşımaktadır: Bu tür vakalarda kadınlara ve çocuklara yönelik şiddet sıradan bir “savaş sonucu” değil; güç kullanma, bir toplumu çökertme ve daha geniş bir suç hedefini ilerletme mekanizmasının parçasıdır. Bu bakış açısı, insani bir felaket raporu ile uluslararası bir suçun hukuki analizi arasındaki sınırı netleştirmektedir.

Makale ayrıca hesap verebilirlik konusunu dosyanın ayrılmaz bir parçası olarak sunmaktadır. Suç belgelendikten sonraki temel soru “ne olduğu” değil; kimlerin, hangi kurallar çerçevesinde ve hangi ulusal veya uluslararası mekanizmalarda yargılanacağıdır.

Bu noktada DEAŞ deneyimi uluslararası hukuk için özel bir anlam kazanmaktadır: Devlet dışı bir silahlı grup, devlet olmadan da bölge ve nüfus kontrolü sağlayabilir, komuta zinciri kurabilir ve aynı zamanda uluslararası ceza hukuku açısından en üst düzeydeki suçları işleyebilir. Bu nedenle Ezidi dosyası sadece dini bir azınlıkla ilgili bir vaka değil; devlet dışı silahlı grupların ve mensuplarının bireysel ceza sorumluluğuna ilişkin geniş tartışmalar için emsal bir örnektir.

Makalenin Enfal operasyonlarının mirasına ilişkin özel bir dosyada yer alması, çalışmaya tarihsel bir derinlik kazandırmaktadır. Dosya editörleri, Mohammed’in çalışmasını bölgedeki toplu suçların incelenmesinin bir devamı olarak değerlendirmekte; yazarın 2014’teki DEAŞ saldırılarını, kasten öldürme, ağır zarar verme, doğumları engelleme ve çocuk kaçırma eylemlerini ele alarak bu eylemlerin neden soykırım çerçevesinde anlaşılması gerektiğini ortaya koyduğunu vurgulamaktadır.

Bununla birlikte, makalenin günümüz okuyucusu için temel değeri yalnızca Enfal ile Ezidi soykırımı arasındaki tarihsel bağ değildir. Çalışma, toplu suçların cezasız kalmasının ve hesap verebilirlik mekanizmalarının zayıflığının geçmişte kalmış bir sorun olmadığını, organize şiddetin yeni biçimlerle tekrarlanmasına zemin hazırlayabileceğini göstermektedir.

İran Kürdistanı İnsan Hakları İzleme Örgütü (IKHRW) açısından bu makale birkaç yönden önem taşımaktadır: İlk olarak, çalışma devlet dışı bir silahlı grubu siyasi etiketlerin ötesinde uluslararası ceza hukuku kriterleriyle analiz etmektedir. İkinci olarak, cinayet, çocuk kaçırma, cinsel şiddet ve toplu zararların belgelenmesinin, ancak vakalar ile davranış kalıpları, örgütsel yapı ve suçun hukuki unsurları arasında bağ kurulduğunda anlamlı bir hukuki dosyaya dönüşebileceğini göstermektedir. Üçüncü olarak Ezidi tecrübesi; çocuk savaşçılar, zorla kaybetmeler, kadına yönelik şiddet, silahlı grupların organize suçları ve kurbanların adalet hakkı gibi IKHRW’nin temel çalışma alanları için analitik bir değer sunmaktadır.

Şüphesiz bu analiz, DEAŞ’ın diğer silahlı gruplarla otomatik olarak bir tutulması anlamına gelmemelidir; her dosya kendi yapısı, eylemleri, örgütlenme düzeyi ve komuta zinciri ışığında incelenmelidir. Ancak makalenin temel dersi nettir: Hiçbir devlet dışı silahlı grup, sırf devlet statüsünde olmadığı için hukuki incelemeden ve hesap verebilirlikten muaf tutulamaz.

Bu durum, “Ezidi Halkına Yönelik Son Soykırım” makalesini IKHRW için önemli bir kaynak haline getirmektedir. Çalışma, unutuluşa karşı mücadelenin sadece acıları kaydetmekten değil, delilleri takip edilebilir ve takibatı yapılabilir bir hukuki dosyaya dönüştürmekten geçtiğini hatırlatmaktadır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu