Makale

Çocuk Savaşçı Artık Sadece Elinde Silah Olan Bir Çocuk Değil: Bir İnsan Hakları Suçunun Yeniden Tanımlanma Zorunluluğu

"Silahlı çatışmalarda çocukların silah altına alınması ve kullanılması" kavramındaki dönüşümün ve devlet dışı silahlı gruplardaki örgütsel istismarın gizli boyutlarının analizi.

Geleneksel çocuk savaşçı imajı, on yıllardır savaş alanında elinde silah taşıyan bir çocukla özdeşleşmiştir. Bu görüntü çağdaş savaşların gerçekliğinin bir parçası olmaya devam etse de insan hakları alanındaki gelişmeler ve silahlı çatışmalardaki çocuklara yönelik yeni araştırmalar, bu tanımın olguyu tam olarak anlamak için artık yeterli olmadığını göstermektedir. Günümüzde çocuk savaşçılığı, yalnızca bir çocuğun eline silah aldığı anla sınırlı değildir; aksine, örgüte katılım, eğitim, psikolojik ve ideolojik kontrol ile başlayan ve çocuğun askeri, propaganda ve örgütsel amaçlar için kullanılmasına kadar uzanan bir süreçtir.

Birleşmiş Milletler‘in yaklaşımına göre, “silahlı çatışmalarda çocukların silah altına alınması ve kullanılması”, savaşlarda çocuklara yönelik gerçekleştirilen altı ağır ihlalden biri olarak kabul edilmektedir. Bu kavram yalnızca ön saflarda yer alan çocukları değil; aynı zamanda mesaj iletimi, casusluk, askeri lojistik destek, nöbetçilik, propaganda veya silahlı yapılara bağlı hizmetler için kullanılan çocukları da kapsamaktadır. Bakış açısındaki bu değişim çok önemli bir mesaj barındırmaktadır: Bir çocuk silahlı bir yapıya dahil olduğunda, doğrudan muharebe operasyonlarına katılmasa bile, sistematik bir sömürü düzeninin kurbanı konumunda olabilir.

Uluslararası hukuk da son yıllarda dar “silahlı çocuk” tanımından uzaklaşmıştır. Çocuk Haklarına Dair Sözleşme, Silahlı Çatışmalarda Çocukların Dahil Olmasına İlişkin İhtiyari Protokol (OPAC), Uluslararası İnsancıl Hukuk ve Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Statüsü, çocukların özel olarak korunması ilkesini vurgulamaktadır. Bu çerçevelere göre, devlet dışı silahlı gruplar da 18 yaşın altındaki bireyleri silah altına almaktan ve kullanmaktan kaçınmakla yükümlüdür. Uluslararası ceza hukukunda asıl sorumluluk; genellikle yoksulluk, sosyal baskı, ideolojik propaganda veya savunmasızlık durumlarında örgüte katılan çocuklara değil, onları askeri yapılara entegre eden liderlere ve komutanlara aittir.

Yeni araştırmalar, birçok çocuğun başlangıçta silah zoruyla örgüte katılmadığını; güvenlik, sosyal aidiyet, eğitim veya koruma vaadiyle silahlı yapılara girdiğini göstermektedir. Bir sonraki aşamada ise aileden kopuş, ideolojik eğitim ve önceki çevreyle iletişimin kesilmesi çocuğun gruba olan bağımlılığını artırmaktadır. Böylesi bir ortamda, çocuğun “gönüllü seçimi” kavramı hukuki açıdan büyük bir ihtiyatla değerlendirilmelidir; zira kontrollü bir ortamda ve silahlı bir örgütün nüfuzu altında bulunan bir çocuk, genellikle yetişkin bir bireyin karar verme bağımsızlığına sahip değildir.

Matthew Happold‘un “Uluslararası Hukukta Çocuk Savaşçılar” (Child Soldiers in International Law) adlı kitabı da tam olarak bu zorluğa, yani çocuğun görünürdeki üyeliği ile fiili sömürüsü arasındaki sınıra odaklanmaktadır. Uluslararası hukuk açısından asıl mesele, çocuğun belirli bir anda karar verip vermediği değil; silahlı bir yapının, çocuğun savunmasız durumunu kendi askeri veya siyasi amaçları doğrultusunda istismar edip etmediğidir.

Bu kavramsal dönüşüm, Kürt bölgelerindeki silahlı grupların durumunu incelemek açısından da büyük önem taşımaktadır. Geçtiğimiz yıllarda bazı Kürt silahlı grupları, Cenevre Çağrısı (Geneva Call) olarak bilinen belgeler de dahil olmak üzere uluslararası taahhütnameler imzalayarak çocukları silah altına almaktan ve kullanmaktan kaçınacaklarını taahhüt etmişlerdir. Örneğin bazı gruplar, Cenevre Çağrısı ile yürütülen diyaloglar çerçevesinde 18 yaş altı bireylerin kullanılmamasına ilişkin yükümlülükleri kabul etmiştir. Ancak küresel deneyimler, bir taahhüdü imzalamanın tek başına yeterli olmadığını göstermektedir. Asıl kriter; bağımsız denetim mekanizmalarının varlığı, örgüte katılım yapılarındaki şeffaflık, komutanların hesap verebilirliği ve mağdurların adalete erişim imkanıdır.

PJAK, Komala ve bölgede faaliyet gösteren diğer silahlı akımlar söz konusu olduğunda, İran Kürdistanı İnsan Hakları İzleme Örgütü (IKHRW) gibi kurumlar için asıl mesele, yalnızca bir çocuğun savaş alanındaki varlığını kanıtlamak veya reddetmekle sınırlı kalmamalıdır. İnsan hakları sorusu çok daha kapsamlıdır: 18 yaşın altındaki bireyler bu grupların askeri veya eğitim yapılarına dahil edilmiş midir? Bu yapılarda nasıl bir rol üstlenmişlerdir? Çocukların silah altına alınmasını engellemek için hangi mekanizmalar mevcuttur? Ve bir ihlal gerçekleştiğinde hesap vermekten hangi kişi veya kurum sorumlu tutulmuştur?

Bu sorular, özellikle gençlerin ve ergenlerin kamplarda, eğitim merkezlerinde veya silahlı gruplara bağlı yapılarda bulunduğuna dair raporlar yayınlandığında daha da önem kazanmaktadır. Böyle durumlarda insan hakları sorumluluğu, konunun siyasi rekabet açısından değil; çocuk hakları, sivillerin korunması ilkesi ve reşit olmayan bireylerin sömürülmesinin engellenmesi zorunluluğu perspektifinden incelenmesini gerektirir.

Uluslararası toplum son yıllarda, çocuk savaşçılığının yalnızca askeri bir mesele olmadığı, aynı zamanda çocuğun temel haklarının eşzamanlı bir ihlali olduğu sonucuna varmıştır: Eğitim hakkı, ruh sağlığı hakkı, doğal gelişim hakkı, aile hayatı hakkı ve şiddet döngüsünden uzak bir geleceğe sahip olma hakkı. Silahlı bir yapıya giren çocuk, bu yapıdan ayrıldıktan sonra bile uzun vadeli psikolojik, sosyal ve ekonomik sonuçlarla yüzleşmek zorunda kalabilir.

Bu nedenle, yeni insan hakları yaklaşımı üç temel ilkeye dayanmaktadır: Çocukların silah altına alınmasını önlemek, mağdurları korumak ve rehabilite etmek, çocukları askeri amaçların bir aracı haline getirenlerden hesap sormak.

Bugün silahlı grupların sorumluluğunun ölçütü yalnızca savaş alanındaki davranışları değildir; en savunmasız bireylere, yani çocuklara nasıl davrandıkları da onların meşruiyetinin ve hukuki sorumluluklarının ayrılmaz bir parçasıdır. Geleneksel çocuk savaşçı tanımının ötesine geçmek, çocuk istismarının daha gizli biçimlerine yönelik hukuki hassasiyeti genişletmek anlamına gelir; silah sesleri olmadan gerçekleşebilen, ancak etkileri mağdurların hayatında yıllarca süren istismar biçimlerine.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu