Makale

Kalıcı Barış Arayışında; İranlı Kürt Partilerinin Geleceği ve Silahlı Çatışmayı Sonlandırma Fırsatları

Kürdistan Bölgesi'ndeki Muhalif Kürt Partilerinin Karşılaştığı Yeni Zorlukların Analizi, Trump'ın Açıklamalarının Güvenlik Denklemlerine Etkileri ve Uluslararası Deneyimlerden İlham Alarak Silahlı Çatışmadan Siyasi Çözümlere Geçiş Fırsatlarının İncelenmesi

Yazar: Adel Karim, Iraklı Kürt Araştırmacı ve Hukukçu – Almanya’da İkamet Eden

Irak Kürdistan Bölgesi’nde konuşlu İranlı muhalif Kürt partilerinin karşılaştığı zorluklar, son yıllarda yeni ve karmaşık bir aşamaya girmiştir. Bu süreç, eski Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump’ın, İran içerisine aktarılmak üzere silah gönderilmesinden açıkça bahsettiği açıklamalarıyla daha ciddi boyutlar kazanmıştır; bölgenin siyasi atmosferinde geniş yankı uyandıran bu açıklamalar, gözlerin her zamankinden daha fazla bu partilerin bölgesel denklemlerdeki rolü ve konumuna çevrilmesine neden olmuştur. Her ne kadar bu partilerin bazıları, bu iddiaları reddederek veya farklı şekilde yorumlayarak bunun siyasi ve psikolojik sonuçlarından uzaklaşmaya çalışsa da, bu gelişmelerin PJAK eksenli bir Kürt partileri koalisyonunun oluşumuyla eş zamanlı gerçekleşmesi, İran’ın güvenlik hassasiyetlerini gözle görülür biçimde artırmıştır.

PJAK ve onun PKK ile ilişkisi her zaman çeşitli tartışma ve analizlerin konusu olmuştur. Bu görüşlerin doğruluğundan veya yanlışlığından bağımsız olarak gerçek şu ki, İran bu gelişmeleri kendi güvenlik mülahazaları çerçevesinde değerlendirmekte ve sonuç olarak Irak Kürdistan Bölgesi’nde konuşlu İranlı Kürt partilerine yönelik askeri, güvenlik ve diplomatik baskılar eşi benzeri görülmemiş bir aşamaya gelmiştir.

Bugün bu partilerin karşı karşıya kaldığı sürecin, yıllar önce Irak’taki Halkın Mücahitleri Örgütü (MEK) için yaşanan ve nihayetinde bu örgütün Irak topraklarından kademeli olarak çıkarılmasıyla sonuçlanan süreci bir ölçüde andırdığı görülmektedir. Eğer böyle bir analiz doğruysa, İranlı muhalif Kürt partileri şu anda siyasi tarihlerinin en zorlu dönemlerinden biriyle karşı karşıyadır.

Belki de bu hareketlerin tarihindeki iki önemli stratejik hatanın, mevcut durumun oluşmasında diğer tüm faktörlerden daha fazla rol oynadığı söylenebilir: Birincisi, bu partilerin bir kısmının İran-Irak Savaşı döneminde Saddam Hüseyin hükümetiyle iş birliği yapması; ikincisi ise son dönemdeki bölgesel gerilimler sırasında Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail dahil olmak üzere bazı dış aktörlere yakınlaşması veya onlarla aynı çizgide yer almasıdır. Bu partilerin siyasi motivasyonları ve hesapları ne olursa olsun, bu tür yaklaşımlar İran kamuoyunda ve ülkenin güvenlik hesaplarında kendilerine ağır bedeller getirmiştir.

Mevcut durumun hızlandırıcısı olarak iki faktörün rol oynadığı görülmektedir: Birincisi, bir yanda İran, diğer yanda ABD ve İsrail arasındaki askeri gerilimlerin artmasıyla eş zamanlı olarak, PJAK’ın öncü bir rol üstlendiği Kürt partileri koalisyonunun kurulması; ikincisi ise Trump’ın açıklamalarında da yankı bulan, bu gruplara silah gönderildiğine dair iddiaların ortaya atılmasıdır. Bu faktörlerin birleşimi, bu partilerin siyasi ve kurumsal geleceğinin her zamankinden daha fazla belirsizlik ve riskle karşı karşıya kalmasına neden olmuştur.

Irak Kürdistan Bölgesi’ndeki çeşitli kaynaklardan edindiğim bilgilere göre, mevcut koşullar bu partiler için oldukça zorlu olarak nitelendiriliyor. Raporlar, genel merkez ve üslerinin önemli bir kısmının tahliye edildiğini, bazılarının ise saldırılara maruz kaldığını gösteriyor. Üyelerin farklı bölgelere dağılması, geçici ve zorlu koşullarda yaşamak zorunda kalmaları ve bu durumdan kaynaklanan geçim sıkıntıları, özellikle kadınlar ve çocuklar için ciddi insani endişeler yaratmaktadır.

Irak Kürdistan Bölgesi’nden bir yetkiliyle yaptığım görüşmede, İranlı Kürt partilerinin yöneticilerine kalıcı bir çözüm bulunması adına Kürdistan Bölgesi topraklarından gönüllü olarak ayrılma seçeneğini değerlendirmelerinin tavsiye edildiğini belirtti. Yetkiliye göre, bazı ülkelerle yapılan görüşmelerde bu partilerin tanınmış bazı isimlerinin kabul edilmesi ihtimali gündeme gelmiştir. Ayrıca daha alt düzeydeki üyeler için ise gönüllü geri dönüş ve durumlarının üzerinde mutabık kalınan mekanizmalar aracılığıyla netleştirilmesi fikri tartışılmıştır. Yetkili, İran tarafıyla yapılan temaslarda bu kişilere karşı daha esnek bir yaklaşım sergilenmesi yönünde taleplerin iletildiğini iddia etti. Bununla birlikte, bu iddiaların bağımsız bir şekilde doğrulanması hâlâ gereklidir.

Kesin görünen o ki, Irak Kürdistan Bölgesi de mevcut durumun devam etmesini pek istememekte ve bu uzun ve maliyetli dosyayı sonlandıracak bir formül bulmayı arzulamaktadır. Buna karşılık İran da uzun süredir bu grupların askeri faaliyetlerine son verilmesi gerektiğinin altını çizmektedir. Böyle bir ortamda, siyasi ve barışçıl bir çözüme doğru ilerlemek için benzeri görülmemiş bir fırsat doğmuştur.

Bu açıdan bakıldığında, Irak Kürdistan Bölgesi’nin onlarca yıldır süren gerilim ve silahlı çatışmayı sona erdirmek için sunduğu arabuluculuk teklifi dikkate alınabilir. Dünyadaki çeşitli deneyimler göstermiştir ki, en uzun çatışmalar bile nihayetinde diyalog ve uzlaşı için siyasi irade oluştuğunda bir sonuca bağlanmaktadır.

Bu alandaki dikkat çekici bir örnek, Kürdistan İşçi Partisi’nin (PKK) Türkiye hükümetiyle yıllarca süren kanlı çatışmaların ardından tarafların önüne Kürt sorununun siyasi çözümü için yeni bir yol açan, gönüllü silahsızlanma ve silahlı mücadeleyi sonlandırma sürecidir. Her ne kadar bu süreç hâlâ zorluklar ve belirsizliklerle karşı karşıya olsa da, silahlı çatışmadan diyaloga geçişin temel ilkesi bölge için önemli bir deneyim olarak kabul edilmektedir.

Dünyada benzer başka örnekler de yaşanmıştır. Kuzey İrlanda’daki İrlanda Cumhuriyet Ordusu (IRA), onlarca yıl süren şiddetin ardından Hayırlı Cuma Anlaşması çerçevesinde silahsızlanma ve siyasi katılım yolunu kabul etti. Aynı şekilde Kolombiya’daki FARC örgütü de yarım asırdan fazla süren iç savaşın ardından barış anlaşması imzalayarak silahsızlanma ve yasal siyasi faaliyet sürecine girdi. Bu deneyimler, silahlı mücadeleden siyasi rekabete geçişin, her ne kadar zorlu ve zaman alıcı olsa da, siyasi ve sosyal taleplerin takibinde daha az maliyetli ve daha insani bir yol olabileceğini göstermektedir.

Sonuç olarak, İranlı Kürt partilerinin hedefleri, performansları ve geçmişleri hakkındaki görüş ayrılıklarından bağımsız olarak, insan hayatının korunması, şiddetin yayılmasının önlenmesi ve diyalog fırsatlarının yaratılması öncelikli olmalıdır. Eğer bugün bu çatışmanın arabuluculukla ve barışçıl yollarla çözülmesi için bir fırsat doğmuşsa, bundan yararlanılması tüm tarafların ve özellikle de yıllarca süren gerilim, çatışma ve istikrarsızlığın bedelini herkesten daha fazla ödeyen Kürt bölgesi halkının yararına olabilir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu