Yazar: Keivan Darabkhani (Kamu Hukuku Araştırmacısı)
İran Kürdistanı meselesinin analizinde, siyasi ve medyatik anlatılarda en sık düşülen hatalardan biri, İran’daki Kürt toplumunu silahlı ayrılıkçı gruplarla özdeşleştirmektir. Siyaset bilimi ve siyaset sosyolojisi perspektifinden bakıldığında bu analitik hata, “bir etnik toplumun toplumsal gerçekliği” ile “devlet dışı silahlı örgütlerin siyasi eylemi” arasındaki uçurumun göz ardı edilmesinden kaynaklanmaktadır.
Son birkaç on yılın tarihsel gelişimi; siyasi ve kültürel kimlikleri bakımından çoğulcu bir yapıya sahip olan İran Kürt toplumu ile silahlı mücadele stratejisiyle hareket eden gruplar arasında derin ve anlamlı bir mesafe olduğunu göstermektedir. Kamu politikası literatüründe ve güvenlik çalışmalarında bu durum “Siyasi Temsil Krizi” olarak adlandırılmaktadır.
Silahlı Grupların Jeopolitiği ve Kalkınma Maliyetleri
Kürt haklarını savunma sloganıyla silahlı mücadele alanına giren gruplar, pratikte sadece ilan ettikleri hedeflere ulaşamamakla kalmamış; aynı zamanda belirli dönemlerde bölgesel jeopolitik rekabetlerle eklemlenerek Kürtlerin yaşadığı bölgelere ağır güvenlik ve toplumsal maliyetler yükleyen bir konuma gelmişlerdir.
Bu maliyetler sadece güvenlik alanıyla sınırlı kalmayıp kalkınma ve sosyal boyutlarda da kendini göstermektedir. Sınır bölgelerinde güvensizliğin artması, ekonomik yatırım fırsatlarının azalması, sosyal sermayenin zayıflaması ve bazı uluslararası anlatılarda İran Kürt toplumuna dair yanlış bir imajın oluşması bu maliyetlerin başlıcalarıdır.
Teorik Çerçeve: Etnik Mobilizasyon ve Vekalet Savaşları
Siyaset biliminin teorik çerçevesinde, etnik silahlı hareketler genellikle şu modeller altında incelenir:
Birincisi, Etnik Mobilizasyon Teorisi: Etnik kimliklerin belirli koşullarda nasıl siyasi ve hatta askeri bir mobilizasyon aracına dönüştüğünü açıklar.
İkincisi, Devlet Dışı Silahlı Aktörler (NSAAs) Teorisi: Devletin resmi yapısı dışında askeri faaliyet yürüten organizasyonlara atıfta bulunur.
Üçüncüsü, Vekalet Savaşları Teorisi: Bölgesel veya uluslararası güçlerin, rakip devletlere baskı uygulamak için silahlı grupların kapasitesinden nasıl yararlandığını gösterir.
Ortadoğu analistlerinin çoğu, bölgedeki etnik silahlı hareketlerin önemli bir kısmının tam olarak bu üç olgunun kesişme noktasında durduğuna inanmaktadır: Bir yandan mobilizasyon için etnik kimlik unsuruna dayanmak, diğer yandan devlet dışı silahlı aktör formunda hareket etmek ve aynı zamanda bölgesel jeopolitik rekabetler çerçevesinde araçsallaştırılmak.
Tarihsel Deneyim: Mahabad Cumhuriyeti’nden Sınır Ötesi Sığınaklara
İran’daki Kürt siyasi hareketlerinin yaklaşık bir asırlık bir geçmişi vardır. Bu alandaki ilk örgütlü siyasi deneyimlerden biri, İkinci Dünya Savaşı’nın özel koşullarında ortaya çıkan ve jeopolitik dengelerin değişmesi ile Sovyet güçlerinin İran’dan çekilmesi sonucu hızla çöken 1945 yılındaki Mahabad Cumhuriyeti’dir.
Sonraki on yıllarda İran’da İ-KDP, Komala, PJAK, Khebat ve Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK) gibi çeşitli Kürt siyasi örgütleri kurulmuştur. Bu örgütlerin önemli bir kısmı askeri kanatlara sahip olmuş ve faaliyetlerini esas olarak sınır bölgelerinden veya Irak Kürdistan Bölgesi topraklarından organize etmişlerdir. Bu durum güvenlik literatüründe “Devlet Dışı Silahlı Aktörler İçin Sınır Ötesi Sığınaklar” kavramıyla analiz edilmektedir.
İran-Irak Savaşı: Eleştirel Bakış İçin Bir Dönüm Noktası
Bu grupların performansını değerlendirmek için en kritik dönemlerden biri, sekiz yıl süren İran-Irak Savaşı’dır. İran’daki Kürt halkının büyük bir kısmı ülkenin diğer etnik gruplarıyla birlikte İran’ın toprak bütünlüğünü savunmaya katılırken, bazı silahlı Kürt grupları farklı bir yol seçmiştir.
O dönemde bu grupların bir kısmı Irak topraklarına yerleşmiş ve bazı durumlarda Irak’taki Baas rejiminden mali, lojistik veya askeri destek almışlardır. Güvenlik çalışmalarında bu durum, devletlerin jeopolitik rekabetler çerçevesinde isyancı grupları araçsal olarak kullanmasının bir örneği olarak kabul edilir. Bu tarihsel deneyim, İran kamuoyunda ve hatta İran Kürt toplumunun bir kesiminde bu grupların yaklaşımına karşı eleştirel bir bakış açısının oluşmasında önemli rol oynamıştır.
Yapısal Parçalanmışlık ve Şiddetin Toplumsal Sonuçları
Örgütsel açıdan İran’daki Kürt silahlı akımlarının temel özelliklerinden biri, yapısal parçalanmışlık ve sık tekrarlanan bölünmelerdir. Örneğin Komala zaman içinde birçok siyasi ve ideolojik kola ayrılmış, İ-KDP de iç çekişmeler ve örgütsel bölünmelerle karşı karşıya kalmıştır.
İsyancı hareketlerle ilgili teorilerde, bu tür bir parçalanmışlık, siyasi etkinlik ve meşruiyetin azalmasında ana faktörlerden biri olarak kabul edilir; zira stratejik uzlaşı eksikliği hareketin örgütsel gücünü zayıflatır ve siyasi pazarlık gücünü düşürür.
Silahlı grupların sınır bölgelerindeki faaliyetlerinin devam etmesi tipik olarak şu toplumsal sonuçları doğurur:
Bölgenin Güvenlikleştirilmesi: Devletin askeri ve güvenlik varlığının kaçınılmaz artışı.
Ekonomik Kalkınmanın Duraksaması: Silahlı çatışmalara maruz kalan bölgelerde ekonomik yatırımların yüksek riskle karşılaşması.
Sosyal Bağlılığın Zayıflaması: Siyasi şiddetin yaşandığı bölgelerde göçün artması, sosyal güvenin azalması ve toplumsal bütünleşmenin zayıflaması.
Kürt Toplumunun Çoğulculuğu ve Uluslararası Hukuk Sınavı
Toplumsal gerçekliğin incelenmesi, İran Kürt toplumunun çok çeşitli siyasi, kültürel ve sosyal eğilimlere sahip çoğulcu bir toplum olduğunu göstermektedir. İranlı Kürtlerin önemli bir kısmı; yönetim ve siyasi kurumlardan kültürel, akademik ve ekonomik alanlara kadar ülkenin resmi yapıları içinde faaliyet göstermektedir.
Bu nedenle, etnisite alanındaki birçok araştırmacı, silahlı grupların davranış ve yaklaşımını tüm İran Kürt toplumuna genelleyerek yansıtmanın ciddi bir analitik hata olduğuna inanmaktadır.
Uluslararası kamu hukuku perspektifinden bu meselede iki temel ilke öne çıkar:
Kendi Kaderini Tayin Hakkı: Halkların siyasi kaderlerini belirleme hakkı.
Toprak Bütünlüğü İlkesi: Bu hakkın kullanımının bağımsız devletlerin egemenliğini ve toprak sınırlarını ihlal etmemesi gerektiğini vurgulayan ilke.
Uygulamada, uluslararası toplum ayrılıkçılığı yalnızca sömürgecilik, yabancı işgali veya yaygın yapısal ayrımcılık gibi özel koşullarda tanımaktadır. Bu nedenle dünyadaki çoğu etnik silahlı hareket ciddi bir uluslararası meşruiyet sorunuyla karşı karşıyadır.
Sonuç: Son birkaç on yıllık deneyim, İran Kürdistanı’ndaki silahlı ayrılıkçılık projesinin; İran Kürtleri arasında toplumsal uzlaşı eksikliği, gruplar arasındaki örgütsel parçalanmışlık ve dış desteğe olan bağımlılık gibi ciddi yapısal kısıtlamalarla karşı karşıya olduğunu göstermektedir. İran’daki Kürt meselesinin titiz bir analizi, Kürt toplumu ile silahlı ayrılıkçı akımlar arasında net bir ayrım yapılmasını gerektirir; bu ayrımın göz ardı edilmesi siyasi analizlerde, medyada ve kamu politikalarında vahim hatalara yol açabilir.





