ABD ve İsrail tarafından Urmiye-Selmas yolundaki sivil bir aileye düzenlenen saldırı sonucunda, bir ailenin birkaç kısa saniye içinde yok oluşunun acı tablosu ortaya çıktı. Bu aile, “Tepebaşı” köyündeki akraba ziyaretinden dönerken saldırının hedefi oldu.
Urmiye Organize Sanayi Bölgesi Yakınındaki İnsani Facianın Detayları
İlk raporlara göre, saldırı sonucunda araç içindeki 9 aile üyesi dönüş yolunda hayatını kaybetti. Ayrıca, çevredeki diğer araçlarda bulunan 7 kişi yaralandı ve durumlarının ağır olduğu bildirildi. Görgü tanıkları, saldırı anında güzergahta normal trafik akışının olduğunu ve bitişik araçlarda çok sayıda sivilin bulunduğunu ifade etti.
Urmiye-Selmas yolu Organize Sanayi Bölgesi yakınlarında gerçekleşen bu saldırı, temel insan haklarının ve Uluslararası İnsancıl Hukuk’un (UİH) açık bir ihlalidir. Hayatını kaybedenlerin askeri faaliyetlerle hiçbir ilgisi olmayan siviller olması, onları “Ayrım Gözetme” (Distinction) ilkesinin tam koruması altına almaktadır.
Hukuki Analiz: Cenevre Sözleşmeleri 1. Protokol İhlali
Uluslararası İnsancıl Hukuk çerçevesinde, sivil şahıslara yönelik saldırılar her ne koşulda olursa olsun yasaktır. 1977 Cenevre Sözleşmeleri 1. Ek Protokolü’nün 48. maddesine göre, çatışmanın tarafları her zaman askeri hedefler ile sivil hedefler arasında ayrım yapmak zorundadır. Sivil hayatların, özellikle de çocukların can güvenliğinin hiçe sayıldığı her türlü doğrudan saldırı, bu ilkenin temelden ihlalidir.
Ayrıca, bu protokolün 51(2) maddesi uyarınca, “Sivil halk ve sivil kişiler saldırı hedefi yapılamaz.” Orantılılık (Proportionality) ilkesine dayanarak, beklenen askeri avantajın çok üzerinde sivil kayba yol açacağı öngörülen hiçbir saldırı icra edilmemelidir.
Sivil Aileye Yönelik Saldırı Savaş Suçu mudur?
Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Roma Statüsü’nün 8. maddesine göre, sivil halka ve sivil hedeflere yönelik her türlü kasti saldırı Savaş Suçu olarak kabul edilebilir. Kamu yolunda gerçekleşen bu saldırı anında meşru bir askeri hedefin bulunmaması, bu hadiseyi savaş suçları kapsamına sokmaktadır ve bağımsız hukuki ve adli incelemeler gerektirmektedir.
Sonuç olarak, bu tür olayların uluslararası hukuka tam uyumun aciliyetini gösterdiği vurgulanmalıdır. Uluslararası toplum, bu suçların faillerinin hesap vermesini talep etmeli ve benzer faciaların tekrarlanmaması için etkili çözüm yolları sunmalıdır.





