Editörün SeçimiRöportaj

Beni Öldürseniz Bile Burada Kalmaktan İyidir

PJAK’ta Çocukların Örgüte Katılması, Hapis, İşkence ve Ölümlerin Gizlenmesine İlişkin Bir Görgü Tanığının Anlatımı

Karlı ve güneşsiz bir gün. İran’ın Kürdistan eyaletindeki sınır kentlerinden birinde, İran Kürdistanı İnsan Hakları İzleme Örgütü, Somaye Rahmani’nin evini ziyaret ediyor. Karın kapladığı dar bir sokağın sonunda bulunan sade evin çevresindeki sessizliği yalnızca rüzgârın sesi bozuyor. Somaye kapıyı açıyor ve bizi çay ve odun kokusunun yayıldığı bir odaya götürüyor. Babası, yılların emeği ve kederiyle beli bükülmüş yaşlı bir adam. Annesi ise PJAK’ta hayatını kaybeden evladının yasını tutan bir kadın. Ailenin anlatımına göre çocukları, kendilerine acı, kayıp ve yerinden edilmeden başka bir şey getirmeyen amaçların peşinden gitmiş. Görüşme başlayana kadar sessizce oturup yalnızca bakıyorlar. Ancak odadaki sessizlikte, bu anlatının merkezindeki her şey hissediliyor: Anlatıcının ifadesiyle, çocuklarını özgürlük adına onları yokluğa ve ölüme sürükleyen bir gruba emanet etmiş aileler.

Aşağıda yer alanlar, anlatıcının kendi sözleriyle aktardığı tanıklıklardır. İsimler, tarihler, yerler ve kendi gözleriyle gördüğünü söylediği olaylar, anlattığı ayrıntılarla birlikte aktarılıyor. Bu anlatıda, bir yerden başka bir yere nakil tarihinden bir kızın örgüt içindeki adına kadar her ayrıntının ayrı bir yeri var. Çünkü bir anıyı takip edilebilir ve daha ayrıntılı araştırmalar için belgelendirilebilir bir tanıklığa dönüştüren de bu ayrıntılardır. Görüşmede anlatılanlar, birbirinden kopuk olayların listesi değil; anlatıcının ifadesine göre çok sayıda kişinin hayatını etkileyen ve bazı durumlarda ölümle sonuçlanan olaylar ve deneyimler zinciridir.

Somaye Rahmani, 1988 yılında doğduğunu ve ailesinin dördüncü çocuğu olduğunu söylüyor. Anlattığına göre erkek kardeşi 2016 yılında PJAK’a katılmış ve IŞİD’le çatışmalarda hayatını kaybetmiş. Kardeşine çok bağlı olduğunu, ondan ayrı kalmaya dayanamadığını ve bu nedenle kendisinin de PJAK’a katıldığını belirtiyor. Örgüt hakkındaki bilgisi, o döneme kadar büyük ölçüde propaganda yayınlarına ve uydu televizyonlarına dayanıyormuş. Rahmani, bölgede insanların PJAK’ı ve diğer Kürt partilerini tanıdığını; bu grupların dağlarda bulunduğunu ve özellikle faaliyet yürüttükleri yerlere yakın köylerde yaşayanlarla ilişki kurduğunu söylüyor. Kendi ifadesine göre, bu grupların faaliyetleri yerel halk üzerinde de olumsuz etkiler yaratmıştı. Ancak Rahmani, kardeşinin ölümünden önce PJAK’ın düşünsel yapısı ve örgüt içindeki işleyişi hakkında doğrudan bilgi sahibi olmadığını belirtiyor.

Rahmani, örgüte katıldıktan ve “perverde” adı verilen eğitim sürecinden geçtikten sonra, bulundukları Asos bölgesinin İran’a yakın olduğunu fark ettiğini ve daha ilk gün kararından pişmanlık duyduğunu anlatıyor. Ona göre, orada karşılaştığı ilk şey “ikiyüzlülük” ve “fitne” olmuş. Söylemediği bir sözün kendisine atfedildiğini ve bu sözü, örgüt içinde çok yüksek bir konumda bulunduğunu belirttiği bir komutana söylediğinin ileri sürüldüğünü aktarıyor. Rahmani, kendilerine eleştiri yapma haklarının olduğunun söylendiğini, ancak uygulamada kimsenin eleştiri yapmaya cesaret edemediğini ifade ediyor.

Anlatımına göre, mevcut durumu eleştirdiğinde ya da kalmak istemediğini söylediğinde sert tepkilerle karşılaşıyormuş. Bir defasında açıkça orada kalmak istemediğini ve geri dönmek istediğini söylemiş; bunun üzerine kendisine yönelik müdahalenin dayak aşamasına kadar ilerlediğini belirtiyor. Rahmani, kendisine şu sözlerin söylendiğini aktarıyor: “Sen ne haddini biliyorsun ne de böyle bir şeyi yapabilirsin! Daha yeni geldin, dönmek mi istiyorsun?” Ayrıca İran’a dönmesi hâlinde başına gelebileceklerle ilgili anlatılanlarla korkutulduğunu söylüyor. Hem örgüttekilerden korktuğunu hem de içinde bulunduğu koşullarda hiçbir şeyden haberdar olmadığını, artık geri dönüşü zor bir durumun içine sürüklendiğini hissettiğini dile getiriyor.

Rahmani, bir kişi gitmek istediğini ciddi biçimde dile getirdiğinde önce onunla konuşulduğunu ve sakinleştirilmeye çalışıldığını anlatıyor. Bir süre kişinin yanında olunuyor, bazen ona çeşitli sorumluluklar veriliyor ve böylece kendisini önemli ve bir şeyler yapabilecek durumda hissetmesi sağlanıyormuş. Rahmani, bu yaklaşımı kişiyi ikna ederek ayrılmaktan vazgeçirme çabası olarak tanımlıyor. Bu süreçte özgürlük, demokrasi, kadın hakları ve bireysel haklar konusunda vaatlerde bulunulduğunu söylüyor.

Rahmani, 2017 yılında kalmak istemediğini bir kez daha dile getirdiğini ve kendi ifadesiyle, “Beni öldürseniz bile burada kalmaktan iyidir,” dediğini aktarıyor. Ailesiyle iletişime geçilmesini istemiş. Bu aşamada kendisi Kadi Cuki’ye gönderilmiş. Rahmani’nin tanıdığı, Hewrami dilini konuşan Zilan Taniya adlı bir kadın, onunla görüşeceğini ve belki sakinleşmesine yardımcı olabileceğini söylemiş.

Rahmani, kadınların bulunduğu bölüme geçtikten sonra oradakilerin kendisiyle fazla ilgilenmediğini, hatta kendisine “hain” dediklerini anlatıyor. Ardından Zilan Taniya gelerek bir süre onunla birlikte kalabileceğini, sakinleştikten sonra hâlâ dönmek istiyorsa kararını verip evine gidebileceğini söylemiş. Rahmani, bu dönemde Zilan Taniya’nın kendisine farklı davrandığını, şefkat gösterdiğini ve onunla ilgilendiğini; bu tutumun kendisini etkilediğini belirtiyor. Zilan Taniya’nın da bazı kişilerin davranışlarının doğru olmadığını söylediğini, ancak kendisinin koşullara uyum sağlaması, güçlü ve kararlı olması gerektiğini ifade ettiğini aktarıyor.

Ancak gerçek şu ki, bu aşamada amaç beni ne pahasına olursa olsun orada tutmaktı. Gerçekten kimsesizdim; yanımda kimse yoktu ve işkence görmekten ya da öldürülmekten korkuyordum. Bu nedenle, Zilan Taniya’nın bana gösterdiği yaklaşımı kabul etmişim gibi davranmak zorunda kaldım.

Rahmani’nin anlatısında tekrar tekrar değindiği konulardan biri, kardeşinin mezarını ziyaret etme isteği. Kardeşinin IŞİD’le çatışmalarda öldüğünü ve kendisine uzun süre mezarını ziyaret etmesine izin verileceğinin söylendiğini belirtiyor. Rahmani, defalarca kendisinin IŞİD’le savaşmak için değil, kardeşinin mezarını görmek için gitmek istediğini söylediğini anlatıyor. Başka kişilerin gönderildiğini, ancak kendi ifadesine göre onların orada daha çok gezip vakit geçirdiklerini söyleyerek kendisinin neden gönderilmediğini sorduğunu aktarıyor. Zilan Taniya’dan, ne şekilde olursa olsun kendisini kardeşinin mezarına götürmesi için söz aldığını belirtiyor.

Rahmani’nin anlatımına göre, 2018 baharında bir “perverde” döneminin ardından Suriye Kürdistanı’na gitmesine izin verilmiş. Yaz sonuna doğru, sonbaharın yaklaştığı dönemde bölgeye gittiğini, yaklaşık bir ay kaldığını ve kardeşinin mezarını ziyaret edebildiğini söylüyor. Ayrıca orada bir “Jineoloji konferansına” katıldığını, yaklaşık bir ay sonra yeniden İran Kürdistanı bölümüne gönderildiğini belirtiyor.

Rahmani, dönüşünün ardından “Jineoloji” bölümünde de sorunlarla ve kötü muamele olarak nitelendirdiği davranışlarla karşılaştığını anlatıyor. Aynı dönemde ameliyat olduğunu ve safra kesesinin alındığını belirtiyor. Ameliyattan sonra mide bulantısı ve çeşitli fiziksel sorunlar yaşadığını, vücudunun kolayca hastalandığını söylüyor. Kaldığı yerdeki suyun kirli olduğunu ve sağlık durumuna uygun olmadığını ifade ediyor.

Rahmani, kendi ifadeleriyle “sağlık bölümü” olarak adlandırılan birimin sorumlularının durumunu gördükten sonra başka bir yere nakledilmesi gerektiğine karar verdiğini aktarıyor. Sağlık bölümünde de uzun süredir iyi olmadığını söylediğinde ilk başta ciddiye alınmadığını, ancak kendisini muayene eden bir doktorun oradan ayrılması gerektiğini yazdığını belirtiyor. Doktorun, aynı yere geri dönmesi hâlinde hayatının tehlikeye girebileceğini ifade ettiğini söylüyor. Bunun ardından, kendi anlatımına göre, “Öz Savunma Komitesi” ile bağlantılı bir yere, Pençwin’e gönderilmiş.

Rahmani, oradaki koşulların kendisi için daha iyi olduğunu söylüyor. Kaldıkları yere yakın bir kaynak bulunduğunu, temiz su içmesine ve dinlenmesine izin verildiğini anlatıyor. Bir aydan biraz daha uzun süre ilaç kullandıktan sonra sağlık durumunun düzeldiğini, ardından yeniden “akademiye” gönderildiğini belirtiyor.

Rahmani’ye göre akademide, ideolojik açıdan sorunlu olduğu ve orada kalmak için yeterince ikna olmadığı söylenmiş; bu nedenle yeniden eğitim alması gerektiği belirtilmiş. Burada da kötü muameleyle karşılaştığını anlatıyor. Kendisi için özellikle rahatsız edici olan konulardan biri, Hewrami dilinde konuşmanın yasaklanmasıymış. Rahmani, burada Ronad Leyla adlı, Hewrami konuşan bir kızla tanıştığını; ancak sorumlular konuştuklarını anlamadığı için birbirleriyle Hewrami dilinde konuşmalarına izin verilmediğini söylüyor.

Rahmani, bu durumu kendisine anlatılan özgürlük anlayışıyla çelişkili bulduğunu belirtiyor. Bir yandan özgürlük için mücadele edildiğinin söylendiğini, diğer yandan başka bir kişiyle kendi ana dilinde konuşma hakkının bile bulunmadığını ifade ediyor. Bunun kendisinde sıkıntı ve hapsedilmişlik hissi yarattığını anlatıyor.

Rahmani’nin ifadesine göre, Türkiye ve Irak’ın farklı bölgelerinden gelen başka kişiler saatlerce kendi dillerinde konuşabiliyor ve kimse onları uyarmıyordu. Ancak kendisinin Hewrami dilinde konuşması olumsuz tepkilere yol açıyordu. Rahmani, o kızla neden konuşamadığını sorduğunda, kendilerine tek bir parti olduklarının ve herkes için mücadele ettiklerinin söylendiğini aktarıyor. Bu koşullarda, en temel haklarından biri olan ana dilini kullanma hakkının elinden alındığını hissettiğini belirtiyor.

Rahmani, eleştiri yaptığı zaman karşılaştığını söylediği tutumlara da değiniyor. İnsanlara eleştiri yapma haklarının olduğunun söylendiğini, ancak bir komutanı eleştiren kişilere sert tepkiler verildiğini ifade ediyor. Bu yaklaşımı ağır ve korkutucu olarak tanımlıyor; zaman zaman yaşadığı baskının kendisine işkence gibi geldiğini söylüyor. Bununla birlikte, doğrudan işkence konusunda kendisine soru yöneltildiğinde, kastının doğrudan dayak ya da fiziksel işkence olduğunu belirtiyor; ayrıca yoğun korkuya yol açtığını söylediği toplantılardan ve muamelelerden söz ediyor.

Rahmani, orada gerçek düşüncelerini ifade edemediğini hissettiğini anlatıyor. Abdullah Öcalan’ın sözlerinin mutlak ve eleştirilemez biçimde sunulduğunu, buna karşın bazı kişilerin kendi aralarında bu sözlerin bir kısmını sorgulayabildiğini düşündüğünü belirtiyor. Kendisi ise böyle düşünceleri dile getirmeye cesaret edemediğini söylüyor. Çünkü birkaç kez kendisine “münafık” ya da benzeri ifadeler kullanıldığını ve örgüt içinde ayrılık çıkarmak veya partiyi bozmak amacıyla gönderilmiş olabileceği izleniminin yaratıldığını aktarıyor.

Rahmani, fiziksel baskılardan da söz ediyor. İç hastalıkları ve diğer sağlık sorunları nedeniyle sağlıklı bir insan gibi çalışamadığını, buna rağmen kendisinden bir erkek kadar çalışmasının beklendiğini söylüyor. Bu beklentilerin ve kendisine yönelik davranışların ayrımcılığa uğradığını ve kendisine farklı muamele edildiğini hissettirdiğini belirtiyor.

Rahmani, sorumluların kendisini yerel halkla iletişim kurması için görevlendirdiği durumlarda Süryanice değil, Sorani Kürtçesini bilmesinden yararlanıldığını ve çevredeki köylerde yaşayanlarla konuşmasının istendiğini anlatıyor. Ancak geri döndüğünde Sorani konuşmasının da bazen olumsuz tepkilere yol açtığını ve kendisine gösteriş yapmaya çalıştığının söylendiğini belirtiyor. Rahmani, bu konuda da insanlardan uygulamada beklenenlerle söylemlerde dile getirilenler arasında fark gördüğünü ifade ediyor.

Rahmani, “Yaşam, Kadın ve Özgürlük” yaklaşımı hakkında da konuşuyor. Eğitimlerde ve kitaplarda kadın hakları konusunda anlatılanlarla kendi deneyiminin örtüşmediğini söylüyor. Ona göre kadınların hak ve karar verme özgürlüğüne sahip olması gerekiyor; ancak bulunduğu yerde kadınlardan fiziksel yeterlilik bakımından erkeklerle aynı olmaları bekleniyordu. Kadınlar arasında da yalan, iftira ve anlaşmazlık yaratma gibi davranışların bulunduğunu belirtiyor. Bunun, kendisine anlatılan birlik ve özgürlük anlayışıyla uyuşmadığını ifade ediyor.

Silahlı görevler konusunda Rahmani, kendisinin herhangi bir suikast ya da öldürme görevi üstlenmediğini, sağlık sorunları nedeniyle böyle bir işi yapabilecek durumda olmadığını söylüyor. Bu tür görevlere gönderilen kişileri şahsen tanımadığını da belirtiyor. Anlatımına göre, bu kişiler genellikle özel birimlerden seçiliyor ve herkes onları tanımıyordu.

Rahmani, kaçmaya çalışırken yakalanan herkesin öldürüldüğünü özellikle vurguluyor.

Rahmani, anlatımında bir hapishanenin varlığından da söz ediyor. İsmini “Esra” olarak hatırladığı bir kızdan bahsediyor. Esra’nın da orada bulunduğunu ve kalmak istemediğini belirtiyor. Rahmani’ye göre, bu isteğini dile getirmesinin ardından Esra yakalanmış, silahı elinden alınmış ve hapishaneye götürülmüş. Daha sonra Esra’yı gördüğünü ve kendisinin işkenceye maruz kaldığını, çok ağır biçimde eziyet gördüğünü anlattığını söylüyor. Rahmani’nin aktardığına göre Esra, sorgu sırasında hayatta kalabilmek ve serbest bırakılarak evine dönebilmek için sorumluların duymak istedikleri sözleri söylemek zorunda kaldığını ifade etmiş. Rahmani, Esra’nın nereli olduğunu kesin hatırlamadığını, bildiği kadarıyla Sakkız ya da Serdeşt’ten olduğunu söylüyor. Daha sonra İran’a döndüğünü duyduğunu, ancak kendisinin onu bir daha görmediğini belirtiyor.

Rahmani, tanık olduğunu ya da olaylara tanıklığa yakın bir konumda bulunduğunu söylediği iki intihar vakasını da anlatıyor. İlk olayda, kendisiyle aynı eğitim döneminde bulunan bir erkek, bir kıza ilgi duyduğu söylendikten ve kendisi bunu kabul etmedikten sonra, Rahmani’nin anlatımına göre gururu kırılmış ve iple intihar etmiş. Rahmani, daha sonra bu kişinin “şehit” olarak anıldığını ve kendisinden “Şehit İst” diye söz edildiğini aktarıyor.

İkinci olayda Rahmani, “Tepe Ronahi” olarak anılan ya da tam adını hatırlayamadığı bir yerde, erkeklerden birinin intihar ettiğinin kendilerine bildirildiğini söylüyor. Aktarılan bilgiye göre bu kişi bir komutanla tartışmış ve ardından kendi silahıyla kendisini vurmuş.

Rahmani’nin aktardığı bir başka olay, Irak topraklarına nakil sırasında üç gün sonra kimliği ve koşulları belirsiz biçimde hayatını kaybeden bir kızla ilgili. Rahmani, daha sonra bu kızın silahla vurularak öldüğünün kendilerine söylendiğini ve kendisinin intihar etmiş olabileceğini düşündüğünü belirtiyor. Bununla birlikte, oradaki kişiler arasında kızın öldürülmüş olabileceğine ilişkin söylentiler de bulunduğunu aktarıyor. Rahmani, gerçekte ne olduğunu bilmediğini özellikle vurguluyor.

Rahmani’nin anlatımına göre, söz konusu kızın anne ve babasına, kızlarının “Asos Eğitim Merkezi”nde bombardıman sırasında öldüğü söylenmiş. Rahmani, 2018 yılında ya da o yıllara yakın bir dönemde kızın babasını gördüğünü ve babasının kendisine, kızından söz ederek onun “şehit” olduğunu söylemesi için kamera karşısına çıkmasının istendiğini anlattığını belirtiyor. Rahmani, bu bilgiyi kızın babasından duyduğunu ve ölümün gerçek koşulları hakkında kesin bilgi sahibi olmadığını ifade ediyor.

Rahmani, başka bir kızın ailesiyle ilgili bir olayı da aktarıyor. Kendi anlatımına göre kızın anne ve babası, kızlarını görmek için Kadi Cuki’ye gelmiş. Sorani Kürtçesi bildiği için Rahmani’den aileyle konuşması istenmiş. Rahmani, kızın babasının, örgüt üyelerinin evlerine gelerek kızını yanlarında götürdüğünü ve artık onun orada kalmasını istemediğini söylediğini aktarıyor. Babaya göre kızı henüz çok gençti, eğitimine devam ediyordu ve kandırılmıştı.

Rahmani, o sırada kızı kendisinin görmediğini, anne ve babasına yalnızca fotoğrafının gösterildiğini söylüyor. Aileye, kız “perverde” dönemindeyse kendisini görmelerinin mümkün olmayabileceğini; aile üzgün görünürse ya da kızlarını geri almak istediklerini belli eden bir davranışta bulunursa görüşmeye de izin verilmeyebileceğini anlattığını belirtiyor. Rahmani, bu kuralları son derece katı bulduğunu ve aile bağları, sevgi ve evlilikle bağdaşmadığını düşündüğünü ifade ediyor.

Rahmani, anne ve babanın gece gündüz orada kaldığını, ancak sonunda istediklerini elde edemediklerini söylüyor. Kendisi o dönemde uzun süre orada bulunmadığı için aileye daha önce nasıl davranıldığını bilmediğini de ekliyor.

Rahmani, anlatımının başka bir bölümünde askerî eğitimden söz ediyor. Kalaşnikof, “vejş”, “bikisi” ve el bombası eğitimi aldığını, çeşitli silahlarla eğitim gördüğünü belirtiyor. Suikast eğitimi konusunda kendisine soru yöneltildiğinde ise “Merkezî Özel Bölüm”e işaret ediyor ve bu tür görevler için eğitilmesi planlanan kişilerin özel bölümlere gönderildiğini söylüyor.

Rahmani, Irak’taki deneyiminin ardından yabancı bir ülkede yaşamanın gençler ve kadınlar için ne kadar zor olabileceğini anladığını, insanların güvenliğe ihtiyaç duyduğunu ifade ediyor. İran’a döndüğünde kendisine sert davranılmadığını, ancak idari işlemlerden ve sorgulamalardan geçtiğini belirtiyor. Oraya gitmenin bir hata olduğunu düşündüğünü ve yaptıklarından pişmanlık duyduğunu söylüyor. Kendi ifadesiyle hem gençliğini kaybetmiş hem de anne babasına ve ailesine haksızlık etmiş.

Rahmani, döndükten sonra insanların kendisine bakışının da değiştiğini hissettiğini anlatıyor. Bazı insanların, bir süre “uygunsuz işler” yapıldığını düşündükleri bir yerde bulunduğunu bildiğini ve bu nedenle eski itibarını ve toplumsal konumunu kaybettiğini düşündüğünü belirtiyor.

Rahmani, son olarak kızlara seslenerek kendi yaptığı hatayı kimsenin tekrarlamaması gerektiğini söylüyor. Devlet yetkililerinden gençlerin sorunlarını anlamalarını isteyen Rahmani, gençlerin yaşadığı sorunların bir bölümünün aile içindeki koşullardan kaynaklandığını düşünüyor. PJAK gibi grupların propagandasının da gençleri etkilediğini belirterek, gençlerin propaganda yoluyla örgüte katılmasının önlenmesi gerektiğini savunuyor.

Rahmani, bu grupları nasıl tanıdığı konusunda da bölgede yaşayanların Kürt partileri hakkında propaganda yayınları, uydu kanalları ve dağlık alanlardaki varlıkları aracılığıyla bilgi edindiğini söylüyor. Kendi örgüte katılmasından önce özellikle kardeşini görebilme umuduyla “Newroz TV” gibi kanalları izlediğini anlatıyor. Kardeşinin öldüğü haberini de sonunda uydu yayınları ve Newroz TV aracılığıyla öğrendiğini belirtiyor.

Rahmani’ye göre grupların propagandası yalnızca haber yayınlarıyla sınırlı değildi; izleyicileri etkilemek amacıyla videolar, müzikler ve şarkılar da kullanılıyordu. Hewrami dilinde söylenen ve propaganda amacı taşıdığını düşündüğü bir şarkıyı hatırlıyor, ancak sözlerini tam olarak anımsamıyor.

Bu görüntülü görüşme, Somaye Rahmani’nin baba evinde, konuşmacının bilgilendirilmiş ve özgür iradeye dayalı rızasıyla gerçekleştirilmiştir. Görüşmenin video kaydı, saha notları ve destekleyici belgelerle birlikte İran Kürdistanı İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün arşivinde saklanmaktadır. Söz konusu materyaller, resmî talep üzerine ve gizlilik ilkesi korunarak araştırmacılar, yazarlar, insan hakları savunucuları, akademisyenler, belgesel yapımcıları ve gazetecilerle paylaşılabilir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu