Kermandşah‘ta 16 yaşındaki Hana Rekan adındaki bir kız çocuğunun silahla vurularak öldürülmesi, yalnızca münferit bir adli vaka ya da ailevi bir trajedi değildir. Yayımlanan raporlar, bu cinayetin yanı sıra aile içinde süregelen bir şiddet geçmişi, Hana’ya yönelik ağır kısıtlamalar ve eğitim hakkından mahrum bırakılma gibi durumların varlığına işaret etmektedir. Bu iddiaların resmi soruşturmalarda doğrulanması halinde, Hana’nın vakası hayati bir soruyu gündeme getirecektir: Mevcut koruma mekanizmaları, ölüm gerçekleşmeden önce çocuklara yönelik şiddeti tespit edip engelleyebilecek kapasitede midir?
İnsan hakları kaynaklarından edinilen bilgilere göre, İran İnsan Hakları Örgütü (HRANA) ve Hengaw raporlarında, Hana’nın babası olan Mücteba Rekan cinayetin birincil şüphelisi olarak yer almaktadır. Hana İnsan Hakları Örgütü de genç kızın ölümünü doğrulamıştır. Bazı kaynaklar, zorla evlilik baskısı ve Hana’nın geleceği hakkında alınan kararlara karşı çıkmasının bu olayın muhtemel arka planını oluşturduğunu bildirmektedir. Ancak, resmi soruşturmalar tamamlanana kadar cinayet nedeninin kesin bir olgu olarak değerlendirilmemesi gerekmektedir. Asıl önemli olan, bu olayın aile içi şiddet, çocuk koruma ve kamu kurumlarının öngörülebilir riskleri önleme sorumluluğu bağlamında ele alınmasıdır.
Yaşam hakkı, temel insan haklarının başında gelir. İran, Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi‘ne taraftır ve sözleşmenin 6. maddesi her insanın doğal yaşam hakkını tanır. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi, yaşam hakkına ilişkin 36 Sayılı Genel Yorum‘da, bireylerin hayatına yönelik öngörülebilir bir tehdit bulunduğunda, devletlerin özel şahıslardan gelen tehditlere karşı da makul ve gerekli koruma tedbirlerini almakla yükümlü olduğunu açıkça belirtmiştir. Bu yükümlülük, hassas durumları nedeniyle ev içi şiddet ve toplumsal cinsiyete dayalı şiddet mağdurları ile çocuklar için özel bir önem taşımaktadır.
Soruşturmalar, Hana’nın cinayet öncesinde sürekli şiddete, tehditlere veya sağlığını ve hayatını tehlikeye atan muamelelere maruz kaldığını gösterirse, mesele sadece faillin cezai sorumluluğuyla sınırlı kalmayacaktır. Sorumlu kurumların bu riski tespit edip edemediği ve şiddetin tırmanmasını önleyecek orantılı koruma tedbirlerinin alınıp alınmadığı incelenmelidir. Burada özen yükümlülüğü (Due Diligence) kavramı devreye girer: Devlet, özel kişilerin işlediği tüm suçlardan doğrudan sorumlu olmasa da, bir çocuğun hayatına yönelik ciddi ve öngörülebilir bir tehdit karşısında tamamen pasif kalamaz.
Hana öldüğünde 16 yaşındaydı ve uluslararası hukuk uyarınca bir çocuktu. İran, Çocuk Haklarına Dair Sözleşme‘ye taraftır ve bu sözleşme devletleri, çocukları aile ortamı da dahil olmak üzere her türlü şiddet, zarar ve istismardan korumakla yükümlü kılar. Eğitimden mahrum bırakma, sosyal ilişkilere getirilen ağır kısıtlamalar ve fiziksel şiddet, kanıtlandığı takdirde sadece “özel aile meseleleri” olarak değerlendirilemez. Bu davranışlar çocuğun güvenliğini ve yaşamını tehlikeye attığı an, kamu sorumluluğu ve yasal koruma alanına girer.
Bu nedenle, Hana Rekan vakasındaki soruşturma yalnızca silahın ateşlendiği anla sınırlı kalmamalıdır. Geçmişteki şiddet raporları, şüphelinin silaha erişimi, kolluk kuvvetleri, okullar veya sosyal hizmetlerle geçmişteki olası temaslar kapsamlı bir şekilde araştırılmalıdır. İran Kürdistanı İnsan Hakları İzleme Örgütü (IKHRW) şu adımların atılmasını talep etmektedir:
-
Hana Rekan cinayetine ilişkin bağımsız, tarafsız ve kapsamlı bir soruşturma yürütülmesi.
-
Yasal süreç hakkında şeffaf ve resmi bilgilerin kamuoyuyla paylaşılması.
-
Cinayet öncesinde Hana’ya yönelik şiddet ve tehdit geçmişinin ve risk belirtilerinin bağımsız şekilde incelenmesi.
-
Şüphelinin silaha erişim koşullarının ve olası ihmallerin araştırılması.
-
Tehdit altındaki diğer aile üyelerine derhal koruma sağlanması.
-
Çocuk koruma kurumlarının risk değerlendirme ve takibindeki olası ihmallerinin belirlenmesi.
-
Erken uyarı, acil koruma ve kurumlar arası sevk mekanizmalarını içeren önleyici sistemlerin güçlendirilmesi.
-
İran Ceza Kanunu’nun 301. Maddesi başta olmak üzere, babanın veya dedenin çocuğu öldürmesi durumunda Kısas cezasını kaldıran yasal düzenlemelerin gözden geçirilmesi ve cezasızlığın önüne geçilmesi.
Hana Rekan dosyası sadece “bir kızın babası tarafından öldürülmesi” anlatısına indirgenmemelidir. Bu vaka, adalet sisteminin ve çocuk koruma mekanizmalarının etkinliği için hayati bir sınav niteliğindedir. Bu tür olaylarda hesap verebilirlik yalnızca cinayet sonrası verilecek cezeyle değil, ölüm gerçekleşmeden önce bir çocuğun hayatını kurtarmak için ne yapıldığıyla ölçülür.




