Makale

Devlet Dışı Aktörler Hukuki Boşluktan Yararlandığında

Devlet dışı silahlı grupların uluslararası kuvvet kullanma yasağı kapsamında hesap verebilirliği üzerine bir inceleme

Glasgow Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kamu Uluslararası Hukuku Öğretim Üyesi Dr. Mohammad Ghazi Janabi’nin “Prohibiting the Use of Force by Non-State Actors: Time to Move to International Regulation” başlıklı makalesi, 2024 yılında Atâtôt: Revista Interdisciplinar de Direitos Humanos dergisinin 5. cilt 1. sayısında yayımlanmıştır.

Janabi, kamu uluslararası hukuku araştırmacısı olup çalışma alanları insan hakları, insancıl hukuk, uluslararası ceza hukuku, uluslararası barış ve güvenlik ile devlet dışı aktörlerin rolünü kapsamaktadır. Atâtôt, Brezilya’daki Goiás Eyalet Üniversitesi tarafından yayımlanan hakemli, açık erişimli ve disiplinler arası bir insan hakları dergisidir. Dergi yalnızca uluslararası hukukla sınırlı kalmayıp insan hakları, demokrasi, anayasal meseleler ve toplumsal hak mücadelelerini de ele almaktadır.

Makale, silahlı çatışmaların değişen doğasıyla birlikte önemi artan bir soruyla başlamaktadır: Devlet dışı bir aktör askeri ölçekte güç kullanabiliyor, sınırları aşabiliyor, bölgeleri fiilen kontrol edebiliyor ve birden fazla ülkedeki sivillerin güvenliğini etkileyebiliyorsa, bu yapının davranışlarını düzenlemek halen sadece devletlerin iç hukukuna mı bırakılmalıdır?

Yazar, ağırlıklı olarak devletler arası ilişkilerde şekillenen geleneksel kuvvet kullanma yasağı kurallarının; silahlı grupların, terör örgütlerinin ve hatta bazı özel askeri şirketlerin ulusal sınırları aşan etkiler yaratabildiği bir gerçeklikle karşı karşıya olduğunu savunmaktadır. Makalenin özetinde DEAŞ, Boko Haram ve Wagner Özel Askeri Şirketi, devlet dışı aktörlerin rol ve kapasitelerindeki bu dönüşümü göstermek için verilen örnekler arasında yer almaktadır.

Yazar daha sonra her türlü şiddet eylemi ile uluslararası hukuk anlamındaki “kuvvet kullanımı” arasında bir ayrım yapmaktadır. Tartışılan konu, belirli bir yoğunluk ve örgütlenme eşiğini aşan ve uluslararası hukuki sonuçlar doğurabilen eylemlerdir. Makale ardından, devlet dışı aktörlerin askeri eylemlerinin hangi koşullarda uluslararası barış ve güvenliğe tehdit, silahlı saldırı veya saldırı ve işgal benzeri sonuçlar doğuran davranışlar olarak değerlendirilebileceğini incelemektedir.

DEAŞ örneği bu bölümde önemli bir yere sahiptir; ancak makalenin konusu bununla sınırlı değildir. DEAŞ, toprak kontrolü sağlama ve geniş çaplı silahlı güç kullanma kapasitesine sahip devlet dışı bir aktör karşısında mevcut kuralların yeterliliğini test etmek için somut bir örnek olarak kullanılmaktadır.

Makalenin temel argümanlarından biri, devlet dışı silahlı aktörlerin eylemlerinin pratikte zaten uluslararası hukukun alanına girmiş olmasıdır. BM Güvenlik Konseyi, çeşitli vakalarda silahlı grupların ve terör örgütlerinin eylemlerini uluslararası barış ve güvenliğe tehdit olarak değerlendirmiş; silahlı gruplar da dahil olmak üzere çatışmanın taraflarına çatışmaların durdurulması, barış anlaşmalarına uyulması, insan hakları ve uluslararası insancıl hukuk ilkelerine riayet edilmesi yükümlülüklerini getirmiştir. Böylece yazar, devlet merkezli geleneksel kuvvet kullanma yasağı ile silahlı grupların fiili eylemleri arasındaki boşluğun mutlak olmadığını; uluslararası hukukun bu aktörlerin uluslararası etkilerine yanıt verdiğini göstermektedir.

Makale son olarak önemli ve tartışmalı bir hukuki öneri sunmaktadır: Hukuka aykırı kuvvet kullanımı, sırf bunu gerçekleştiren yapı bir devlet değil diye uluslararası düzenleme alanının dışında tutulmamalıdır.

Janabi, BM Şartı Madde 2(4) hükmünün açıkça devletleri hedef aldığını vurgulamakla birlikte; devlet dışı grupların aktör niteliği, eylemlerinin sınır ötesi sonuçları, bazı eylemlerinin silahlı saldırı olarak nitelendirilebilme imkanı ve temel insan hakları kurallarına uyma yükümlülüklerinin, bunların davranışlarının uluslararası düzeyde düzenlenmesi için ciddi bir zemin oluşturduğunu savunmaktadır.

Makalenin ulaştığı sonuç, uluslararası hukuk sisteminin devlet dışı aktörleri hukuka aykırı kuvvet kullanımı karşısında hesap verebilir kılacak bir yol bulması gerektiğidir. Bu süreç, belirli durumlarda bu grupların liderlerinin ve mensuplarının savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar nedeniyle bireysel sorumluluklarıyla da kesişmektedir.

Bu tartışmanın silahlı gruplarla ilgili vakalar açısından önemi tam da bu noktada ortaya çıkmaktadır. Mesele yalnızca belirli bir suçun işlenmesinden sonra grubun sorumluluğu değildir; makale daha öncelikli bir soru sormaktadır: Devlet dışı bir aktörün örgütlü ve yaygın kuvvet kullanımı da uluslararası düzeyde bir düzenlemeye ve hesap verebilirliğe tabi tutulmalı mıdır?

Bu soru; çocuk savaşçı kullanımı, zorla kaybetmeler, kadına yönelik şiddet, cinayet, işkence ve diğer örgütlü şiddet biçimlerine ilişkin vakalarla doğrudan bağlanmaktadır. Çünkü bu ihlallerin incelenmesini münferit bir suç seviyesinin ötesine taşımakta; silahlı grupların yapısına, kapasitesine ve güç kullanma biçimlerine dikkat çekmektedir.

Makale, her silahlı grubun sorumluluğunu otomatik olarak kanıtlamaksızın önemli bir boşluğa dikkat çekmektedir: Silahlı şiddeti başlatma, yayma ve sürdürme ile sınır ötesi sonuçlar yaratma kapasitesine sahip bir aktör, sırf “devlet” unvanına sahip olmadığı için uluslararası kısıtlama ve hesap verebilirlik mekanizmalarının dışında mı kalmalıdır? Yazarın yanıtı olumsuzdur.

İşte bu soru, makaleyi devlet dışı silahlı grupların sorumluluğunu yeniden okumak ve kuvvet kullanımı, insan hakları ihlalleri ile uluslararası sorumluluk arasındaki bağı incelemek için önemli bir çerçeveye dönüştürmektedir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu