Çatışma bölgelerinde, en zorlu insan hakları sınamalarından biri yalnızca şiddetin meydana gelmesi değil, aynı zamanda ailelerin hakikate erişim hakkıdır.
Yakınları kaybolan aileler için bilgi eksikliği bazen olayın kendisi kadar acı vericidir; çünkü aileler umut, korku ve kurumlar arasındaki güvensizlik kıskacında sıkışıp kalmaktadır.
Kürtçe yapılan bir röportajda bir tanık, bir gencin kaybolması etrafında gelişen karmaşık sürece dair bir anlatı sundu. Bu anlatıda, PKK ile bağlantılı kişilerin aile üyelerinden, daha sonra insan kalıntılarının bulunduğu bir bölgeye gitmelerini istediği iddia edilmektedir.
Tanık, kalıntıların bulunmasından önce söz konusu bölgenin İHA/dron ile incelendiğini ve ardından kendisinden bu bölgeye gitmesinin istendiğini iddia ediyor. Ayrıca kendisinin ve ailesinin güvenlik kaygıları nedeniyle akrabalarını yanında götürmekten kaçındığını ifade etmektedir.
Bu anlatı, bağımsız soruşturmalar sonucunda ne ölçüde doğrulanırsa doğrulansın, hayati bir insan hakları meselesini gündeme getirmektedir: Tüm silahlı aktörlerin kaybolan kişilerin kaderi ve aileleri karşısında hesap verebilirlik zorunluluğu.
Uzun süreli çatışmalarda, silahlı gruplar genellikle kendilerini yalnızca siyasi veya askeri hedefler çerçevesinde tanımlamaya çalışırlar; ancak insan hakları hukuku çok farklı bir sınır çizmektedir.
Siyasi bir amaca sahip olmak veya silahlı mücadele iddiasında bulunmak, hiçbir yapıyı yaşam hakkı, zorla kaybettirmenin yasaklanması, ailelerin hakikati bilme hakkı ve hesap verebilirlik ilkesi gibi temel insan hakları yükümlülüklerinden muaf tutmaz.
Tanık anlatısındaki endişe verici husus, bir “senaryo” iddiaları ve kaybolan kişinin kaderine ilişkin önceden belirlenmiş bir anlatı oluşturma çabasıdır. Bu tür iddialar doğruysa, mesele tek bir bireysel dosya olmaktan çıkar; mağdurların ve ailelerinin güç yapıları, silahlı gruplar ve güvenlik odaklı mekanizmalar arasında sıkıştığı sistematik bir kalıbın göstergesi olabilir.
İran Kürdistanı İnsan Hakları İzleme Örgütü (IKHRW) daha önceki raporlarında da benzer bir endişeyi vurgulamıştı: Silahlı grupların sınır bölgelerindeki faaliyetleri ve etkili yargısal denetimin bulunmayışı, bir cezasızlık döngüsü yaratabilir. Çocuk asker devşirme, savunmasız bireylerin araçsallaştırılması ve bağımsız denetim mekanizmalarının eksikliği ile ilgili dosya deneyimleri, mağdurların çoğu zaman sesleri duyulmayan ilk kesim olduğunu göstermektedir.
Kürt silahlı gruplarına, bilhassa PKK ve ona yakın yapılara yönelik insan hakları eleştirilerinin ana eksenlerinden biri, iç işleyişte şeffaflık eksikliği, hesap verebilirlik mekanizmalarının olmaması ve kararlarının bağımsız denetime kapalı olmasıdır.
Siyasi meşruiyet arayışındaki örgüt ve hareketler, yalnızca direniş ve mücadele söylemine dayanamazlar; aksine diğer tüm aktörler gibi insan hakları ihlali iddiaları karşısında hesap vermek zorundadırlar.
Geçmiş yıllarda, çocukların askeri yapılarda kullanılması, gençlerin devşirilmesi, kamplardaki sıkı kontrol ve insan hakları örgütlerinin bağımsız erişiminin engellenmesi gibi konular aktivistler ve sivil toplum kuruluşları tarafından defalarca dile getirilmiştir.
Bu endişelere verilecek doğru yanıt, siyasi inkâr veya eleştirmenleri suçlamak değil; bağımsız denetim ve tarafsız soruşturma ilkelerini kabul etmektir.
Bu tür dosyalarda insan haklarının amacı soruşturmadan önce hüküm vermek değil, mağdurların unutulmasını önlemektir. Bir kişi kaybolmuşsa, ailesinin hakikati öğrenme hakkı vardır. Bir silahlı gruba yönelik suçlama varsa, o grup adil yargılanma hakkı çerçevesinde kendisini savunabilir; fakat bağımsız soruşturma ve adalet kurumlarının yerini alamaz.
Burada temel mesele yalnızca bir isim veya örgüt değil; insanların hakikat ve adalete erişim hakkıdır.
Gelecekte siyasi veya toplumsal bir rol üstlenmek isteyen her silahlı grup, kalıcı meşruiyetin silahtan değil, insan haklarına bağlılıktan ve hesap verebilirliği kabul etmekten geçtiğini anlamalıdır.
Tanık anlatısı, kamuoyu ve insan hakları kurumları önüne ciddi bir soru koymaktadır: Zorla kaybettirme, şüpheli ölümler ve silahlı grupların eylemleri hakkındaki iddiaların siyasi mülahazalardan uzak, bağımsız ve şeffaf biçimde incelenmesini sağlayacak hangi mekanizma mevcuttur?
Bu sorunun yanıtı, Kürdistan bölgesindeki tüm çatışma tarafları için bir sınavdır; zira mağdurlar için adalet asla siyasi hesaplara kurban edilemez.





