Ben Mahabadlı bir kızım. Yıllardır ne yüzümde görünen ne de haberlerde yer bulan açık bir yarayla yaşıyorum. Bugünlerde, sanal alemde bir kızın darp edildiği videonun yayılmasının ardından İran polisinin hızla harekete geçip şüpheliyi gözaltına aldığını gördüğümde bir yandan sevindim; çünkü hiçbir kadın şiddet mağduru olmamalı ve hiçbir tacizci kendini güvende hissetmemeli. Ancak diğer yandan, boğazımda eski bir düğüm yeniden düğümlendi.
Kendi kendime sordum: Ben kadın değil miyim? Kürt kızları bu toprakların kızları değil mi? Neden sıra bize geldiğinde herkes susuyor?
Ben başımdan geçenleri İran Kürdistanı İnsan Hakları İzleme Örgütü (IKHRW) ile paylaştım. Kendi ifadelerimle, ömrümün birkaç yılını silahlı bir yapı olan Kürdistan Özgürlük Partisi (PAK) içinde geçirdim; hatırlamaktan bile korktuğum yıllar… Anlatımım yayımlandı, konuşmalarımın yer aldığı video yüksek takipçili kanallarda paylaşıldı ve on binlerce kişi tarafından izlendi. Artık kimse “haberimiz yoktu” diyemez.
Ben şikayetçi oldum. Şikayetim İran’da kayda geçti. Erbil mahkemesine de gittim ve şikayetimi orada da dile getirdim. Peki sonra ne oldu? Kimse benimle ilgilenmedi. Ne bir gazeteci, ne bir yetkili, ne de her gün kadın haklarından bahseden onca insan…
Medyada toplumun kadına yönelik şiddete karşı daha duyarlı hale geldiğini okuduğumda kendime soruyorum: Hangi toplum? Hangi kadınlara karşı? Bazen toplumun duyarlılığının daha çok büyük şehirlerde ve ülkenin merkezinde yaşayan kadınlara yönelik olduğunu hissediyorum. Fakat kurban Kürt bir kızsa ve hikayesi PAK, Komala, İran Kürdistan Demokrat Partisi (İKDP), PJAK veya Xebat gibi silahlı Kürt partileriyle bağlantılıysa, aniden herkes susuyor; sanki bizim acımız daha değersizmiş gibi.
Ben sadece bir kişiyim, ama yalnız değilim. Bu silahlı partilerin bazılarında yaşadıkları acı tecrübeleri asla dile getirmeyen nice kızlar ve erkekler var. Bazıları hayatını kaybetti ve artık anlatacak bir fırsatları yok. Bazıları ise korkudan hala susmayı tercih ediyor.
Bana göre, bu anlatılar ciddiye alınmadıkça ve mağdurların iddiaları hakkında bağımsız ve tarafsız bir soruşturma yürütülmedikçe, adalet birçoğumuz için sadece bir kelimeden ibaret kalacak. Ben Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) yetkililerine de sitemliyim; çünkü bu partilerin yıllardır o bölgenin sınırları içinde faaliyet gösterdiğine inanıyorum ve mağdurlar olarak, dile getirilen şikayet ve iddialara daha etkili bir şekilde yanıt verilmesini ve bunların soruşturulmasını bekliyoruz.
Kendi acımı başkasının acısıyla kıyaslamak istemiyorum. Şiddet, nerede ve kime karşı olursa olsun kınanmalıdır. Ancak, diğer mağdurlar için oluşan empati ve hak arayışının Kürt kızları ve erkekleri için de var olmasını arzuluyorum. Bir gün İran halkının, etnik köken ve yaşadığı yer fark etmeksizin yetkililerden Kürt silahlı partilerinin mağdurlarının sesini duymasını ve şikayetlerinin ciddiyetle takip edilmesini talep etmesini diliyorum.
Ben bugün sadece kendimden bahsetmiyorum. Hikayesini anlatmaya hala cesaret edemeyen tüm kızlardan bahsediyorum. Yıllardır geçmişin kabusuyla yaşayan erkeklerden bahsediyorum. Adalet bekleyen ailelerden bahsediyorum.
Eğer İran’da hiçbir kadın şiddet kurbanı olmayacaksa, bu arzu Tahran’dan Mahabad’a, her büyük şehirden her sınır köyüne kadar eşit derecede geçerli olmalıdır. Adalet, merkez ile taşra arasında ayrım yapmadığında anlam kazanır.
Birinin bana nereli olduğumu sormayacağı, sadece neler yaşadığımı ve benim için nasıl adalet aranabileceğini soracağı o günün gelmesini hala umutla bekliyorum.





