Editörün SeçimiMakale

İran Savaş Ateşi İçinde; Uluslararası Hukuk Hâlâ Yaşıyor mu?

İran, ABD ve İsrail arasındaki çatışmaların ortasında sivillerin yaşam mücadelesi ve uluslararası insancıl hukukun küresel krizler karşısındaki sessizliği üzerine derin bir analiz.

Yazar: Dr. Ali Farahmand

ABD ve İsrail ile İran arasındaki savaşın başlamasıyla yeni bir aşamaya giren gerilim, her geçen gün daha geniş insani, çevresel ve yıkıcı boyutlar kazanıyor. Bu noktada en çok endişe verici olan şey, sadece askeri gelişmeler değil; aynı zamanda savaşa karar vermeyen ve onun gölgesinde yaşamayı seçmeyen milyonlarca sıradan insanın umudunun, psikolojik güvenliğinin ve gelecek inancının erozyona uğramasıdır.

Yıllardır dünya insan hakları, insan onuru ve barış sloganlarını tekrarlıyor, ancak tarihi dönüm noktalarında en çok göze çarpan şey, sivillerin acılarına karşı sessizlik veya seçici tepkiler oluyor. Bugün de bu savaşın asıl bedelini her gün siren sesleri, patlamalar ve yarın korkusuyla uyanan çocuklar, kadınlar, yaşlılar, hastalar, yardım görevlileri ve aileler ödüyor.

Askeri stratejiler veya siyasi hesaplar hakkında konuşmak niyetinde değilim; ne uzmanlık alanım bu yönde ne de bu yazının amacı bu. Benim sözüm uluslararası örgütlere, insan hakları kuruluşlarına, barış savunucularına, dünya liderlerine ve parlamento temsilcilerinedir. Belki bu ses onların hepsine ulaşmayacak ama insan vicdanı böyle bir acıya kayıtsız kalamaz.

Irak, Afganistan, Libya ve Suriye deneyimleri hâlâ dünyanın gözü önünde duruyor. Siyasi görüş farklılıkları bir yana, bir gerçek hiç değişmedi: Savaşların en büyük kurbanları sıradan insanlardır. Okulu sığınakla değiştiren çocuklar, tedaviye erişimini kaybeden hastalar, evlerini ve geleceklerini kaybeden aileler ve kaygı, güvensizlik ve psikolojik travmalarla büyüyen bir nesil.

Uluslararası insancıl hukuk tam da böyle günler için hazırlanmıştır. 1949 Cenevre Sözleşmeleri ve ek protokolleri; askeri hedefler ile siviller arasında ayrım yapılması, orantılılık ilkesi, saldırılarda önlem alınması ilkesi ile sağlık merkezlerinin, yardım görevlilerinin ve sivillerin hayatta kalması için hayati önem taşıyan altyapıların özel olarak korunması gerekliliğini vurgulamıştır. Hiçbir askeri gereklilik, bu ilkelerin göz ardı edilmesine meşruiyet kazandırmaz.

Sivilleri veya sivil hedefleri kasten hedef alan her türlü saldırı veya sivillere vereceği öngörülen zararın beklenen askeri avantaja kıyasla orantısız olduğu bir saldırı, uluslararası insancıl hukukun ciddi bir ihlali olarak incelenebilir ve hukuki ile fiili unsurların tespitine bağlı olarak savaş suçu sayılabilir. Bu konu bağımsız ve tarafsız uluslararası mekanizmalar tarafından soruşturulmalıdır.

Sivil, yardım, sağlık veya eğitim merkezlerine yönelik belgelenmiş saldırı raporlarına dayanarak, uluslararası toplum, çifte standart uygulamadan bağımsız ve şeffaf bir soruşturma açılmasını ve olası faillerden hesap sorulmasını talep etmekle yükümlüdür. İnsan hakları, mağdurlar siyasi mülahazalara göre sınıflandırılmadan, tüm insanlar için ve tüm coğrafyalarda eşit olarak uygulandığında geçerlilik kazanır.

Dünya; çocukların sadece istatistiklerde yer aldığı, okulların askeri hedeflere dönüştüğü, hastanelerin güvenliğini kaybettiği ve yardım görevlilerinin korunmak yerine şiddet kurbanı olduğu bir noktaya gelmemelidir. Eğer bu tür olaylar sıradanlaşırsa yıkılacak olan sadece binalar olmayacaktır; insanlığın adalete, uluslararası hukuka ve evrensel vicdana olan güveni de yerle bir olacaktır.

İran, tıpkı diğer ülkeler gibi, sivillerinin hayatının siyasi bir pazarlık konusu olmamasını bekleme hakkına sahiptir. Hiçbir siyasi veya askeri anlaşmazlık, bir çocuğun hayatının değerini azaltamaz. Sıradan insanların hayatlarının yıkıntıları üzerine inşa edilen hiçbir askeri zafer, insanlık için bir zafer sayılmaz.

Bugün dünyanın her zamankinden daha fazla ahlaki cesarete ihtiyacı var; insancıl kuralların ihlalini, failinin gücüne bakmaksızın kınamak, bağımsız soruşturmalar talep etmek, mağdurları desteklemek ve uluslararası hukuku yazılış amacına, yani savaşı meşrulaştırmak yerine insanı korumak olan asıl konumuna geri döndürmek için cesarete.

Eğer bugün sivillerin acıları karşısında sessiz kalırsak, yarın artık hukuka, adalete ve insan onuruna dayalı bir dünyadan söz edemeyiz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu