Sınıf ortamı yerine silahlı bir grubun kampına adım atan bir çocuk, yalnızca güvenlik riskleriyle karşı karşıya kalmaz; her şeyden önce en temel haklarından biri olan eğitim hakkı ve doğal gelişim fırsatından mahrum bırakılır. Bu nedenle uluslararası hukuk, 18 yaşın altındaki bireylerin devlet dışı silahlı gruplar tarafından silah altına alınmasını basit bir askeri ya da güvenlik meselesi olarak görmez. Aksine bu durum; çocuğun eğitimini, ruh sağlığını, aile yaşamını, kimliğini ve geleceğini aynı anda dinamitleyen açık bir çocuk hakları ihlalidir.
Çocukluk ve ergenlik dönemi, bireyin karakterinin, becerilerinin ve geleceğinin şekillendiği en kritik evredir. Onların silahlı yapılara entegre edilmesi bu doğal süreci tamamen kesintiye uğratır; çocuğu okul, aile ve sosyal çevre gibi onun gelişimi için tasarlanmış ekosistemlerden koparır. Böyle bir denklemde çocuk, hakları korunması gereken bir birey olarak değil, siyasi veya askeri bir çarkın kullanışlı bir unsuru olarak konumlandırılır. Bu bakış açısı, çocuğun insan onuru ve temel haklarına yönelik en ağır saldırılardan biridir; çünkü korunması gereken bir varlık, olgunluk ve sorumluluk sınırlarını aşan amaçlar için bir araca dönüştürülmektedir.
Birleşmiş Milletler (BM) Çocuk Haklarına Dair Sözleşme, eğitim hakkı ilkesini çocukların en temel haklarından biri olarak tanır ve devletlere bu hakka erişimi güvence altına alma yükümlülüğü yükler. Buna ek olarak, Çocukların Silahlı Çatışmalara Katılmasına İlişkin İhtiyari Protokol, devlet dışı silahlı gruplar tarafından 18 yaşından küçüklerin askere alınmasını veya çatışmalarda kullanılmasını kesin bir dille yasaklar. BM de “çocukların silah altına alınması ve kullanılmasını” çocuk haklarına yönelik en ağır altı ihlalden biri olarak listelemiştir. Küresel deneyimler, bir çocuğun silahlı yapılara dahil olmasının neredeyse her zaman eğitim hayatının sonu anlamına geldiğini net bir şekilde ortaya koymaktadır.
Eğitimden mahrum kalmak, bu bağlamda sadece okula gidememekle sınırlı değildir. Silahlı bir gruba katılan çocuk; ideolojik-askeri eğitimlere, örgütsel baskılara, yaşam tarzı değişikliklerine, aileden kopmaya ve yaşına kesinlikle uygun olmayan rolleri üstlenmeye zorlanır. Çocuk doğrudan çatışmalara girmese bile, askeri bir yapının içinde bulunması onu şiddet, korku ve psikolojik kapasitesini aşan sorumluluklarla baş başa bırakır.
Bu yıkıcı sürecin izleri, çocuk örgütten ayrıldıktan sonra bile silinmez. Eğitim hayatının en verimli yıllarını kaybeden pek çok çocuk, geri döndüğünde akademik gerilik, okula uyum sağlayamama, iletişim sorunları ve derin psikolojik travmalarla boğuşur. Dolayısıyla, çocukların silah altına alınması geçici bir mağduriyet değil, bireyin gelecekteki sosyal, akademik ve ekonomik haritasını tamamen değiştiren kalıcı bir darbedir.
Geçmiş yıllarda yayımlanan BM raporları ve bağımsız insan hakları kuruluşlarının belgeleri, bölgedeki bazı Kürt silahlı grupların 18 yaş altı çocukları bünyesine kattığına dair çok sayıda somut vaka kaydetmiştir. Bu raporlarda YPG, YPJ, Suriye Demokratik Güçleri (SDF) ve PKK gibi yapıların çocuk devşirme faaliyetleri belgelenirken; hiçbir siyasi, askeri veya lojistik gerekçenin çocukların silahlandırılmasını haklı çıkaramayacağı vurgulanmaktadır. Bazı yapıların çocuk alımına son verme yönünde taahhütlerde bulunduğu durumlarda dahi BM, her bir ihlal vakası için izleme ve hesap verebilirlik mekanizmalarının işletilmesi gerektiğinin altını çizmektedir.
Bu adli ve insani standart, İranlı Kürt silahlı gruplar için de tamamen aynı şekilde geçerlidir. Son yıllarda ailelerin beyanları, medya organları ve bazı insan hakları örgütleri; PJAK, İran Kürdistan Demokrat Partisi (İKDP) ve Komala’nın bazı kolları gibi grupların gençleri ve çocukları saflarına kattığına dair raporlar yayımlamıştır. İranlı Kürt grupların faaliyetlerini gizli tutma eğilimi ve kamuoyunun bilinçlenmesini engellemeye yönelik yoğun bilgi sansürü nedeniyle belgelenmiş vaka hacmi bazı bölgesel dosyalar kadar geniş olmasa da, çocuk hukuku açısından kriter son derece nettir: 18 yaşın altındaki herhangi bir birey silahlı bir yapı tarafından devşirildiğinde, eğitim hakkı başta olmak üzere güvenlik, gelişim ve sağlıklı bir çocukluk yaşama hakları doğrudan gasp edilmiş olur.
Bu tür yapılara dahil edilen İranlı çocuk ve gençler için mesele sadece birkaç yıllık okul kaybı değildir; karakterlerinin, yeteneklerinin ve geleceğe bakışlarının şekillendiği yaşta hayat çizgilerinin zorla değiştirilmesidir. Okulundan ve ailesinden koparılan bir ergen, örgütsel itaatin ve askeri rollerin bireysel ihtiyaçların önüne geçtiği bir dünyaya hapsedilmektedir. Bu kırılma, öğrenme, beceri kazanma ve entelektüel bağımsızlık inşa etme yıllarının ağır ipotekler altında geçmesine neden olmakta ve etkileri ömür boyu sürmektedir.
Çocuklerin silahlı gruplar tarafından devşirilmesi, sıradan bir örgütsel veya askeri tasarruf olarak geçiştirilemez. Bu sürecin asıl kurbanı, henüz böyle bir seçimin uzun vadeli sonuçlarını analiz edecek zihinsel ve hukuki olgunluğa erişmemiş olan çocuklardır. Çocukların bu yapılarda kullanılması, masum çocukluk dönemi ile yetişkinler dünyasının vahşi gerçekleri arasındaki sınırı yok eder. Bilgi edinmesi, sorgulaması ve kendi geleceğini inşa etmesi gereken çocuk; askeri eğitimin ve hayati tehlikelerin eğitimi gölgelediği bir ortama itilir.
Bu durumun yarattığı tahribat sadece bireyle sınırlı kalmayıp toplumsal yapıyı da derinden sarsmaktadır. Eğitim ve gelişim döneminin bir kısmını silahlı ortamlarda geçiren bir nesil, topluma geri döndüğünde eğitime devam etme, istihdam yaratma, sağlıklı sosyal ilişkiler kurma ve normal hayata adapte olma konularında büyük krizler yaşamaktadır. Bu bağlamda, çocuk askerlerin yasaklanması ve bu uygulamanın önüne geçilmesi sadece bir güvenlik hamlesi değil; toplumun sosyal geleceğini savunmak ve çocuklerin normal bir yaşam sürme hakkını korumaktır.
Uluslararası mekanizmalar, son yıllarda çocuk asker sorununu çözmenin sadece onları silahlı gruplardan çıkarmakla bitmediğini defalarca deklare etmiştir. Bu çocukların ailelerine dönmesi, eğitime yeniden erişmesi, psikolojik destek alması ve kayıp yıllarını telafi etme fırsatına kavuşması elzemdir. Çünkü okul, sadece bilgi aktarılan bir kurum değil; çocuğun kimliğini, toplumsal güvenini ve geleceğini yeniden inşa ettiği en hayati sosyal alandır.
Uluslararası insancıl hukuk standartları uyarınca, Kürt silahlı grupların çocuk ve gençleri kullanması her şeyden önce çocuk hakları penceresinden değerlendirilmelidir. Sınıfta olması gerekirken silahlı bir yapının saflarına katılan her çocuk, yalnızca eğitimden değil, çocukluğundan ve bağımsız bir gelecek inşa etme imkanından mahrum bırakılmaktadır. Eğitim hakları, ancak hiçbir çocuğun, yaşadığı coğrafya veya siyasi koşullar ne olursa olsun, okul sıraları yerine silahlı grupların mevzilerinde yer almadığı bir dünyada gerçek anlamda güvence altına alınabilir.
Yazar: Tahereh Nouri





