İran Kürdistanı İnsan Hakları Gözlemevi (IKHRW), bazı silahlı Kürt partilerinin liderlerinin Hollanda Parlamentosu’nda konuşma yapmak üzere davet edilmesinden derin endişe duyduğunu belirterek şu temel soruyu sormaktadır: Avrupa, tüm insan hakları ihlali kurbanları karşısında tek bir standart mı uyguluyor, yoksa çifte standartlar kurbanların adalet önünde eşitliği ilkesinin yerini mi aldı?
Geçtiğimiz yıllarda, çok sayıda İranlı Kürt vatandaşı, özel davacı sıfatıyla, Komala da dahil olmak üzere bazı silahlı Kürt gruplarının üyeleri ve liderleri aleyhine İran adli makamları nezdinde şikayette bulunmuştur. Bu şikayetler; cinayet, adam kaçırma, haraç alma, silahlı şiddet kullanımı, sivil hakların ihlali ve diğer cezai suçlara ilişkin iddiaları içermektedir. Yayınlanan bilgilere göre, bu davaların bazılarında yargı kararları çıkmış ve uluslararası adli iş birliği talepleri başlatılmıştır.
Şüphesiz ki, temel bir ilke olan masumiyet karinesi, bir kişinin nihai bir mahkeme kararı çıkana kadar suçlu sayılmamasını gerektirir. Ancak bu aynı ilke, kurbanların och özel davacıların iddialarının ciddiyetle dinlenmesini ve şüphelilerin adli hesap verebilirlikten muaf tutulmamasını da şart koşar.
Avrupa Birliği her zaman cezasızlıkla mücadele (Combatting Impunity), kurbanların adalete erişim hakkı, hukukun üstünlüğü ve insan hakları ihlalcilerinin hesap verebilirliği üzerinde durmuştur. Ayrıca Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) uyarınca devletler, ağır suçlara ilişkin güvenilir iddialar karşısında etkili ve tarafsız soruşturmaları kolaylaştırmak ve ciddi suçlamalarla karşı karşıya olan kişilere güvenli bir sığınak (safe haven) sağlamaktan kaçınmakla yükümlüdür.
Bu açıdan bakıldığında, mağdurların sesine kulak tıkıyarak, çok sayıda adli dava ve kurban şikayetiyle karşı karşıya olan kişilere resmi veya yarı resmi davetler göndermek endişe verici bir mesaj iletmektedir: Siyasi veya medya statüsü, hukuki hesap verebilirlik gerekliliğinin önüne geçebilir. Böyle bir yaklaşım, tüm kurbanların adalet önünde eşitliğine dayanan evrensel insan hakları felsefesiyle bağdaşmamaktadır.
İran Kürdistanı İnsan Hakları Gözlemevi (IKHRW); Hollanda Parlamentosu, Avrupa Parlamentosu, Avrupa Komisyonu ve ilgili kurumlardan şunları talep etmektedir:
-
Avrupa kurumlarında kürsü verilen kişilerin geçmişleri, iddiaları ve mevcut şikayetleri hakkında titiz ve bağımsız bir inceleme yapılması.
-
Davet edilen kişilere görüşlerini sunma fırsatı verildiği ölçüde, İranlı Kürt kurbanların ve özel davacıların seslerinin de duyulması.
-
Yetkili makamlardan adli iş birliğine yönelik resmi talepler alınması durumunda, bunları uluslararası yükümlülüklere, iç hukuka ve adil yargılanma standartlarına uygun olarak değerlendirilmesi.
-
Ciddi insan hakları ihlalleriyle suçlanan kişiler için bir “fiili dokunulmazlık” algısı yaratabilecek her türlü eylemden kaçınılması.
Sonuç olarak İran Kürdistanı İnsan Hakları Gözlemevi (IKHRW), bu açıklamanın ne ifade özgürlüğüne bir muhalefet ne de siyasi diyalogun reddi olduğunu vurgulamaktadır. İtirazımız, kurbanların haklarının bazen siyasi mülahazalar uğruna marjinalleştirilmesine neden olan çifte standartlara yöneliktir. Eğer Avrupa kendisini insan hakları alanında küresel bir öncü olarak görüyorsa, bu ilkelerin siyasi eğilim, etnik köken veya statüye bakılmaksızın herkes için eşit şekilde uygulandığını göstermelidir.
Adalet, ancak hiçbir kurbanın coğrafi sınırların veya siyasi mülahazaların kendisinin sesini duyurma ve adalete erişim hakkını elinden aldığını hissetmediğinde bir anlam ve itibar kazanır.





