Son günlerde Kürt silahlı gruplarının bazı üye ve liderleri hakkında tutuklama kararları çıkarılması, iade talepleri ve Interpol kırmızı bülteni takibine ilişkin haberlerin yayımlanması, İran’ın Kürt bölgelerindeki silahlı şiddet kurbanlarının, yaralıların ve mağdurların ailelerinin yıllardır süren talebi olan davalarda yargısal hesap verebilirlik yönünde önemli bir adımdır.
İran Kürdistanı İnsan Hakları Gözlemevi (IKHRW), hukuk çerçevesinde, insan hakları standartlarına, adil yargılanma ilkelerine uyarak ve davanın tüm taraflarının haklarını güvence altına alarak kurbanlar için adaletin sağlanmasına yol açan her türlü yasal ve yargısal adımı memnuniyetle karşılamaktadır. Aynı zamanda bu kurum, bir yargı sürecinin başlatılmasının adalete giden yolda yalnızca ilk adım olduğunu; kararların etkili bir şekilde infaz edilmesinin, uluslararası adli iş birliğinin, kurbanların zararlarının tazmin edilmesinin ve şiddetin tekrarlanmayacağının güvence altına alınmasının bu sürecin ayrılmaz parçaları olduğunu vurgulamaktadır.
Yıllardır İran’ın Kürt illerindeki yüzlerce aile; suikastlar, silahlı saldırılar, patlamalar, adam kaçırmalar ve mayın döşemeler; sınır sakinlerine, yardım ekiplerine, kamu hizmeti çalışanlarına, öğretmenlere, işçilere ve diğer sivil vatandaşlara yönelik eylemler sonucunda sevdiklerini kaybetmiş ya da bu şiddet olaylarının kalıcı fiziksel, psikolojik, ekonomik ve sosyal etkileriyle yaşamaktadır. Bu ailelerin çoğu, bugüne kadar etkili bir yargı sürecinde gerçeği talep etme, faillerin kanun önünde hesap verdiğini görme ve zararlarının tazmini için yasal haklarından yararlanma fırsatı bulamamıştır.
Uluslararası insan hakları hukuku, uluslararası ceza hukuku ve Birleşmiş Milletler içtihatları, ağır insan hakları ihlallerinin ve ciddi suçların kurbanlarını bağımsız hak sahipleri olarak tanımaktadır. BM Genel Kurulu tarafından 2005 yılında kabul edilen “Uluslararası İnsan Hakları Hukukunun Ağır İhlalleri ve Uluslararası İnsancıl Hukukun Ciddi İhlallerine Maruz Kalan Kurbanların Çözüm ve Tazminat Hakkına İlişkin Temel İlkeler ve Kurallar”, kurbanların adalete etkili erişim, gerçeğin ortaya çıkarılması, tazminat, rehabilitasyon, itibarın iadesi ve tekrarlanmayacağına dair güvence haklarını açıkça vurgulamaktadır.
Ayrıca, devletlerin Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi (ICCPR) kapsamındaki yükümlülükleri uyarınca, hükümetler yaşama hakkı, kişi güvenliği ve diğer temel hakların ihlali konusunda etkili, bağımsız ve tarafsız soruşturmalar yürütmek, olası failleri kovuşturmak ve kurbanların etkili yargı yollarına erişimini sağlamakla yükümlüdür. Bu yükümlülük siyasi bir tercih değil, devletlerin hukukun üstünlüğünü güvence altına alma sorumluluğunun bir parçasıdır.
Bu çerçevede, İran İslam Cumhuriyeti ile Irak Cumhuriyeti arasındaki adli iş birliği kapasitelerinin kullanılması özel bir önem taşımaktadır. Adli yardımlaşma, bilgi transferi, şüphelilerin ve hükümlülerin iadesi, adli makamlar arasındaki iş birliği ve iki ülke arasındaki güvenlik anlaşmalarının uygulanması alanındaki ikili anlaşmalar, sınır ötesi bir nitelik kazanan davaların ilerletilmesi için önemli hukuki zeminler sunmaktadır. Bu taahhütlerin titizlikle yerine getirilmesi, adli davalarda aranan kişilerin güvenli limanlar bulmasını engelleyebilir.
Uluslararası düzeyde ise Uluslararası Kriminal Polis Teşkilatı’nın (Interpol) kapasiteleri de dahil olmak üzere sınır ötesi cezai iş birliği mekanizmalarının kullanılması, firari şüphelilerin takibinde devletler arası iş birliği sisteminin bir parçası olarak kabul edilmektedir. Interpol kırmızı bülteni tek başına doğrudan bir tutuklama kararı veya mahkumiyet hükmü olmasa da, aranan kişilerin yerlerinin tespit edilmesi, ev sahibi ülkelerin iç hukukuna göre geçici olarak gözaltına alınmaları ve iade ile ilgili hukuki süreçlerin başlatılması için önemli bir araçtır. Bu süreçte de masumiyet karinesi, savunma hakk, yargının bağımsızlığı ve adil yargılanma güvencelerine her zaman saygı gösterilmelidir.
Aynı zamanda, aranan kişilerin topraklarında bulunduğu veya bu davalarla bağlantılı varlıkların, mali, medya ve örgütsel faaliyetlerin kendi yetki alanlarında yer aldığı hükümetlerin; ikili anlaşmalardan doğan yükümlülükler, adli iş birliği ilkeleri ve uluslararası ilişkilerdeki iyi niyet kuralları uyarınca, adli talepleri titizlikle, hızla ve tarafsızca incelemesi beklenmektedir. Cezasızlıkla mücadele, ülkelerin yargı sistemleri arasında etkili bir iş birliği olmaksızın mümkün olmayacaktır.
Diğer taraftan, adaletin tesisi yalnızca cezai kovuşturma ile sınırlı kalmamalıdır. Kurbanların davaların gidişatından haberdar olma, yargılama sürecine etkili bir şekilde katılma, maddi ve manevi zararlarının giderilmesi, kendilerine gerekli tıbbi, psikolojik ve sosyal destek hizmetlerinin sunulması hakları vardır. Bu haklar çok sayıda uluslararası belgede tanınmakta ve onarıcı adaletin (restorative justice) önemli bir bölümünü oluşturmaktadır.
IKHRW, adaletin ancak kurbanların—siyasi ve güvenlik rekabetlerinin değil—odak noktasının merkezine yerleştirildiğinde bir anlam ifade edeceğine inanmaktadır. Onlarca yıllık silahlı şiddet, her şeyden çok Kürdistan’ın sıradan halkına acı çektirmiştir; anne babalarından mahrum kalan çocuklar, ailelerinin geçim yükünü omuzlayan kadınlar, yaşam, eğitim ve kalkınma fırsatlarını kaybeden gençler ve yıllarca kayıp ve güvensizlik acısıyla yaşayan aileler.
Bu nedenle, başlatılan sürecin ciddiyet, şeffaflık ve bağımsızlıkla sürdürülmesi, hiçbir siyasi, güvenlik veya konjonktürel mülahazanın kurbanların haklarının gerçekleşmesini engellememesi beklenmektedir. Hesap verebilirlik ilkesi, vatandaşların haklarını ciddi şekilde ihlal eden tüm faillere, ayrım gözetmeksizin ve istisnasız olarak uygulanmalıdır; çünkü seçici adalet, gerçek adalet değildir.
İran Kürdistanı İnsan Hakları Gözlemevi, kurbanların ailelerinin ve silahlı şiddetten zarar gören herkesin yanında yer alarak, bu davaların nihai bir sonuca ulaşılıncaya, yargı kararlarının etkili bir şekilde uygulanmasına, ilgili yerli ve uluslararası kurumların tam iş birliğine, kurbanların zararlarının tazmin edilmesine ve şiddetin tekrarlanmayacağının güvence altına alınmasına kadar takip edilmesini talep etmektedir. Kürdistan’ın geleceği silahların devam etmesinde değil; hukukun üstünlüğünde, insan onuruna saygıda, hesap verebilirlikte, adalette ve gelecek nesillerin haklarının güvence altına alınmasında şekillenecektir.
Bu hedefe ulaşılması, acı çeken Kürdistan halkının, özellikle de yıllardır şiddetin bedelini ödeyen çocukların, kadınların ve gençlerin haklarının ve ideallerinin her türlü siyasi mülahazanın üzerinde tutulmasını gerektirmektedir. Onlar için adalet, dönemsel bir talep değil, temel ve vazgeçilemez bir haktır.
Yazar: Dr. Yazdan Pourshams





