Donald Trump’ın İran karşıtı Kürt silahlı gruplara silah gönderdiğine dair son itirafı, konuşmasının en önemli eksenlerinden birini oluşturmaktadır. Bu konu, uzun süredir “İran Kürdistanı İnsan Hakları Gözlemevi” (IKHRW) tarafından uluslararası platformlarda ve insan hakları örgütlerinde dile getirilen ve uyarısı yapılan bir meseleydi. Bu itiraf, siyasi bir duruşun ötesinde, İran’ın ulusal egemenliğinin ihlal edildiğine ve terörizmin donatıldığına dair hukuki bir belgedir.
İsrail İzleri ve Ocak 2026 Olayları
İsrail’in İran’a yönelik hasmane eylemlerde ABD ile olan iş birliği ve silah sevkiyatına dair itiraflar göz önüne alındığında, İsrail’in de bu gruplar için ana silah tedarikçilerinden biri olduğu sonucuna varılabilir. Bu çerçevede, İran’da Ocak 2026’da meydana gelen olaylar sırasında, İlam ve Kirmanşah dahil olmak üzere bazı Kürt bölgelerinde sivil halka yönelik kimliği belirsiz kişilerce silahlı saldırılar düzenlendi. Bu olayların ardından resmi makamlarca defalarca, bu silahlı eylemlerin Kürt silahlı grupları ve onlara bağlı unsurlar tarafından gerçekleştirildiği açıklandı; bu durum, dış aktörlerin bu grupları donatmadaki rolü varsayımını güçlendirmektedir.
Terörle Mücadelede Hükümet Yaklaşımına Eleştiri
Buna rağmen, bu konu İran hükümeti tarafından gereken ciddiyetle takip edilmedi. Her ne kadar İran, son çatışmalar sırasında Irak Kürdistan Bölgesi’ndeki bazı silahlı grup karargâhlarını füze ve İHA’larla hedef almış olsa da, bu bölgedeki organize terörizmle mücadeledeki ihmaller hala eleştiri konusudur. Bu ihmal, doğrudan İran’ın batı sınırlarının ve Kürt nüfuslu bölgelerin güvenliğini etkilemiştir.
Buna karşılık Türkiye, muhalif Kürt grupların silahlı eylemlerini engellemek için “önleyici saldırı” stratejisini kullanmış ve tehdidi yayılmadan önce dizginlemeye çalışmıştır. Artık Trump’ın da bu güçlerin silahlandırıldığını fiilen kabul etmesiyle, İran’dan askeri önlemlerin yanı sıra hukuki ve uluslararası kapasitesini kullanarak bu grupların küresel platformlarda mahkûm edilmesi için dosyalar açması beklenmektedir.
Söylemdeki Çelişki: Sivil Faaliyet mi, Silahlı Varlık mı?
Dikkat çekici bir nokta, bu silahlı grupların bir kısmının Kürt bölgelerinde kendilerini siyasi parti ve sivil aktivist olarak tanıtmaya çalışmaları ve faaliyetlerinin askeri mahiyetini inkâr etmeleridir. Bu bağlamda, İran Kürdistan Demokrat Partisi (İ-KDP) Genel Sekreteri Halid Azizi‘nin Amerika’nın Sesi (VOA) ile yaptığı ve grubun karargâhlarının sivil faaliyetlerle meşgul olduğunu iddia ettiği röportaja değinilebilir. Oysa üst düzey ABD’li yetkililerin bu grupları silahlandırdığına dair itirafları, bu tür iddialarla bariz bir çelişki oluşturmaktadır. Diğer birçok grup lideri de benzer röportajlarda askeri kimliklerini inkâr etmeye çalışmıştır; ancak bu iddialar ne sahadaki kanıtlarla ne de dış yetkililerin bu grupların teçhiz edilmesine dair açıklamalarıyla örtüşmektedir.
Stratejik Sonuç ve Öneri
ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü mevcut savaşın sonucundan bağımsız olarak, İran İslam Cumhuriyeti bu silahlı grupların askeri varlıklarını sürdürmelerine izin vermemelidir. Çatışmaların sona erdirilmesi için ilan edilen şartlar çerçevesinde, bu grupların tamamen silahsızlandırılması ana taleplerden biri olarak öne sürülmelidir. Bu talep, ulusal güvenliğin pekiştirilmesinde ve sınır bölgelerinin istikrarında etkili bir rol oynayabilir.





