Yazar: Tahereh Nouri
Giriş
Son yirmi yılda, Batı İran’ın güvenlik denklemlerinde rol oynayan gruplardan biri Kürdistan Özgür Yaşam Partisi’dir (PJAK). Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile olan ideolojik ve örgütsel bağları nedeniyle PJAK, bölge analistlerinin her zaman ilgisini çekmiştir. Ancak, uluslararası terör listelerinde yer alan ve silahlı eylem geçmişi olan gruplara “parti” sıfatını yakıştırmanın kusurlu bir yaklaşım olduğunu kabul etmek gerekir.
Örgütün Ocak 2026 olaylarındaki performansı ve ABD-İsrail koalisyonunun İran’a karşı yürüttüğü son savaşa yönelik tutumu, siyasi ve güvenlik davranışına dair karmaşık ve çok katmanlı bir tablo sunmaktadır. Ülkenin son yıllardaki en çetrefilli güvenlik dönemlerinden birinde, bu grubun davranışı her zamankinden daha fazla eleştirel bir okumaya ihtiyaç duymaktadır. Kendini “halkın haklarının savunucusu” olarak tanıtan bir grubun, kritik dönemeçlerde şeffaf bir rol oynamaması, aksine ikili bir tutumla belirsizliği ve güvensizliği artırması dikkat çekicidir. Gerçek şu ki PJAK, ne Ocak 2026 olaylarında sorumluluk sahibi göründü ne de dış saldırılara karşı net bir pozisyon aldı. Bu ikircikli yapı, grubun mahiyeti, hedefleri ve söylemsel samimiyeti hakkında ciddi sorular doğurmaktadır.
PJAK’ın Arka Planı ve Oluşumu
PJAK, kendisini “İran’daki Kürtlerin haklarını elde etmeyi” amaçlayan Kürt hareketinin bir kolu olarak tanıtmaktadır. Bununla birlikte, pek çok gözlemci PJAK’ın fiilen PKK’nın geniş yapısının bir parçası olduğuna ve ideolojik olarak Abdullah Öcalan’ın düşüncelerini takip ettiğine inanmaktadır. PJAK, başlangıcından itibaren silahlı bir yaklaşım benimsemiş; medya ve sosyal ağları kullanarak kendini sosyo-politik bir hareket gibi göstermeye çalışsa da askeri niteliği her zaman baskın kalmıştır.
Stratejiler ve İlan Edilen Hedefler
Resmi açıklamalarında PJAK; “demokratik özyönetim”, “azınlık hakları” ve “cinsiyet eşitliği” gibi kavramlara vurgu yapmaktadır. Bu kavramlar, Öcalan tarafından formüle edilen “Demokratik Konfederalizm” ideolojisinden ödünç alınmıştır. Ancak eleştirenler, bu sloganların büyük ölçüde propaganda amaçlı olduğunu, pratikte ise örgütün kimliğini askeri ve güvenlik eylemlerinin belirlediğini savunmaktadır. Örgüt içindeki şüpheli kadın ölümleri, eski üyelerin anıları ve çocuk asker kullanımı konusundaki karanlık sicili, PJAK’ın iddialarını ciddi bir kuşkuyla karşı karşıya bırakmaktadır.
Ocak 2026 Olaylarında PJAK’ın Rolü
Bazı analizlerde “iç istikrarsızlık” olarak nitelendirilen Ocak 2026 olayları, PJAK dahil silahlı grupların rolünü değerlendirmek için bir dönüm noktası olmuştur. Bu dönemde Batı İran’da hareketliliğin arttığına dair raporlar yayınlandı. Bazı kaynaklar, grubun iç karışıklıktan faydalanarak sınır bölgelerinde asker kaydırma ve dijital propaganda gibi faaliyetlerde bulunduğunu bildirdi.
Ancak asıl önemli nokta şudur: PJAK, gerçek bir çatışmanın bedelini ödemeden krizin içinde yer almaya çalışmıştır. Mevcut verilere göre, PJAK’ın geniş çaplı ve sürdürülebilir bir çatışma evresine girdiğini doğrulayan bağımsız bir kanıt bulunmamaktadır. Bu durum, bilinçli bir seçim olan “Sınırlı Eylem” modeli olarak yorumlanabilir; yani ciddi riskleri üstlenmeden ortamdan faydalanma çabası. Bu durum şu faktörlerden kaynaklanıyor olabilir:
Operasyonel kısıtlamalar ve İran devlet güçlerinin artan hazırlık düzeyi;
Uzun vadeli kapasiteyi korumaya yönelik siyasi hesaplar;
Bölgesel bağımlılıklar ve PKK’nın makro stratejileriyle koordinasyon.
PJAK’ın İkili Davranışı: Eşik Altı Faaliyet
PJAK’ın bu dönemdeki tutumu bir tür “ihtiyatlı aktivizm” olarak tanımlanabilir. Örgüt bir yandan sahnede kalmaya çalışırken, diğer yandan topyekûn bir savaşa girmekten kaçınmıştır. Güvenlik literatüründe bu model “Eşik Altı Faaliyet” (Sub-threshold Activity) olarak bilinir; yani geniş çaplı savaş seviyesinin altında kalarak siyasi ve güvenlik etkisi yaratmaya yönelik eylemler.
Analitik bir bakış açısıyla bu, PJAK’ın güç dengesini değiştirmekten ziyade karmaşık bir ortamda risk yönetimi ve hayatta kalmaya odaklandığını göstermektedir. Örgüt; iç, bölgesel ve uluslararası baskılara aynı anda yanıt vermesi gereken “çok katmanlı bir sahada” oynamaktadır. Bu davranış güçten ziyade taktiksel bir muhafazakârlığın göstergesidir. Mücadele ettiğini iddia eden ancak belirleyici anlarda gerçek meydandan kaçınan bir grup, aslında sadece kenarda oynamaktadır.
İran’a Yönelik Savaş Karşısındaki Manidar Sessizlik
Mart 2026’da ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla birlikte PJAK gibi grupların net bir duruş sergilemesi bekleniyordu. Ancak görülen tek şey sessizlik ya da kapalı pozisyonlar oldu. Bu sessizlik sadece “ihtiyat” olarak geçiştirilemez; bu aslında siyasi sorumluluktan kaçıştır. Eğer PJAK liderleri örgütü siyasi bir aktör olarak görüyorlarsa, halkın kaderini doğrudan etkileyen topyekûn bir savaş karşısında tarafsız kalamazlar. Bu şartlar altındaki tarafsızlık, aslında duruşsuzluktur.
Bu sessizlik üç açıdan analiz edilebilir:
Kamuoyu Tepkisinden Kaçınma: Dış tehdit anlarında kamuoyunun yerli silahlı gruplara karşı hassasiyeti artar. Dış düşmanla zımni bile olsa herhangi bir uyum, ağır bir toplumsal bedel getirebilir.
Bölgesel ve Ağsal Düşünceler: Geniş bir ağın parçası olarak PJAK, diğer bölgesel aktörlerle olan ilişkilerini gözetmek zorundadır.
Stratejik Önceliklendirme: Örgütün odak noktasını İran içindeki uzun vadeli hedeflerinde tutması ve ana faaliyet alanı dışındaki çatışmalardan kaçınması ihtimal dahilindedir.
“Aktif Riskten Kaçınan” Aktör Olarak PJAK
PJAK’ın davranışını anlamak için “Aktif Riskten Kaçınma” kavramı kullanılabilir. Bu çerçevede bir aktör ne pasiftir ne de aşırı saldırgan; aksine varlığını sürdürmeye ve çatışma maliyetlerini kontrol etmeye çalışırken potansiyel fırsatları kaçırmamaya çalışır. PJAK, 2026’da tam olarak bu modeli sergilemiştir.
Yıllardır “halkın hakları”, “demokrasi” ve “özgürlük”ten bahseden bu söylem, ancak kritik anlarda karşılık bulduğunda anlam kazanır. İşte burada çelişki belirginleşmektedir: İçeride sınırlı ve kontrollü varlık, dışarıda ise sessizlik. Bu kombinasyon parlak bir stratejinin değil, hedeflerdeki şeffaflık eksikliğinin işaretidir. Bu grup değişim mi istiyor, yoksa sadece hayatta kalmayı mı?
“Gri Bölge” Stratejisinin Sonuçları
Bu davranışın birkaç önemli sonucu vardır:
Gri Güvenlik Durumunun Sürekliliği: Sınırlı ama sürekli eylemler, sınır bölgelerinde “ne savaş ne barış” durumu yaratabilir. PJAK aslında barış ile savaş arasındaki **”Gri Bölge”**de oynamaktadır. Bu, kısa vadede hayatta kalmaya yardımcı olsa da uzun vadede örgütün inandırıcılığına ağır zarar verir.
Güvenlik Politikalarında Artan Karmaşıklık: Ne tam olarak sahaya giren ne de tamamen çekilen bir grup, kamuoyu nezdindeki yerini yavaş yavaş kaybeder. İzleyici sonunda şunu sorar: Bu grup tam olarak nerede duruyor? Bağımsızlık mı, bağımlılık mı?
Kamuoyu Algısı Üzerindeki Etki: Dış savaş sırasındaki sessizlik ile içerideki sınırlı faaliyet birleşince ortaya çelişkili bir imaj çıkmaktadır. Ayrıca PJAK’ın gerçek özerkliği sorusu güçlenmektedir. Eğer kararlar bölgesel tasarımların bir parçasıysa, o zaman sessizlik bağımsız bir seçim değil, dışarıdan kurgulanmış bir planın parçasıdır.
Sonuç
PJAK’ın 2026 gelişmelerindeki performansı, örgütün “Risk Yönetimi” ve “Sorumluluk Almadan Hayatta Kalma” mantığıyla hareket ettiğini göstermektedir. Ocak olaylarındaki rolü göz ardı edilemese de bu rol, büyük ölçekli bir askeri çatışmadan ziyade psikolojik harp, tahrik ve propaganda düzeyinde kalmıştır. Öte yandan, mevcut savaş sırasındaki sessizliği, siyasi ve toplumsal maliyetlerden kaçınma arzusunu yansıtmaktadır.
Sonuç olarak PJAK’ın davranışı, bölgedeki devlet dışı silahlı grupların “Gri Bölge”de varlıklarını sürdürmek için hibrit taktikler kullanma eğilimini yansıtmaktadır. Bu grubu doğru analiz etmek için, onu tek başına bir aktör olarak değil; çok seviyeli çıkarların, baskıların ve fırsatların kesiştiği karmaşık bir bölgesel ağın parçası olarak görmek gerekir.





