Editörün SeçimiRöportaj

Erbil’de Güzellik Salonunda Çalışmaktan Asit Saldırısı Tehdidine

Samira Sufi’nin KDP-I Destekçi Kartı Anlatımı

Batı Azerbaycan’dan 32 yaşındaki kuaför ve dövme sanatçısı Samira Sufi, geçen yıl daha iyi bir iş ve gelir elde etmek amacıyla Erbil’e gittiğini söylüyor. Sufi’ye göre yaklaşık bir ay sürmesi planlanan bu yolculuk, yaklaşık altı ay devam etti. Bu süre boyunca oturum meselesi, çalışmaya devam etme ve İran Kürdistanı Demokrat Partisi (KDP-I) ile kurulan ilişki birbirine bağlandı. Sonunda partinin destekçi kartını almak, Erbil’de kalabilmesinin bir parçası hâline geldi. Sufi’nin anlatımına göre bu süreç yalnızca oturum sorununu çözmekle kalmadı; daha sonra KDP-I peşmergelerinden olduğunu söylediği bir erkek tarafından asit saldırısı tehdidi, evlilik baskısı, ailesine yönelik tehditler ve para talebi ile karşı karşıya kalmasına yol açtı.

Bu görüntülü röportaj, Batı Azerbaycan’daki şehirlerden birinde Samira Sufi’nin evinde kaydedildi. Sufi, Irak’a gitmeden önce KDP-I hakkında hiçbir bilgisinin olmadığını ve siyasi faaliyet yürütmek ya da silahlı bir gruba katılmak amacıyla Erbil’e gitmediğini söylüyor. Amacı çalışmak ve gelirini artırmaktı.

Sufi, yolculuk öncesinde kendi şehrinde kuaförlük yaptığını, ancak iyi bir gelir elde edemediğini söylüyor. Instagram üzerinden Erbil’de bir güzellik salonunda çalışan Fehime adlı bir kadınla tanıştığını anlatıyor. Sufi’nin aktardığına göre Fehime, müşterilerin kuaförlük ve dövme konusundaki becerilerini görmesi için onu çalışmak üzere Erbil’e gitmeye davet etti. Sufi, Erbil’e vardıktan sonra sahibi Frank adlı bir kadın olan bir güzellik salonunda çalışmaya başladığını; gündüzleri salonda çalıştığını, geceleri ise Fehime’nin evine gittiğini söylüyor.

Bu seyahatin kısa sürmesi planlanıyordu, ancak yaklaşık bir ay sonra oturum meselesi gündeme geldi. Sufi, çalışmaya devam edebilmesi için oturum iznine sahip olması gerektiğinin kendisine söylendiğini aktarıyor. Oturum almak için başvuruda bulunduğunu, ancak Irak Kürdistan Bölgesi Asayiş güçlerinin pasaportunu inceledikten sonra kendisine Irak’a yasal yollardan giriş yaptığı için oturum veremeyeceklerini söylediğini belirtiyor. Ayrıca oturum almak istiyorsa İran’dan Irak’a yasa dışı yollarla girmiş olması ya da peşmerge güçlerine katılması gerektiğinin kendisine söylendiğini ifade ediyor.

Sufi, o dönemde ne peşmerge olduğunu ne de Irak’a yasa dışı yollardan girme niyetinin bulunduğunu söylüyor. Ancak Erbil’de kalabilmek ve çalışmaya devam edebilmek için oturum durumuna bir çözüm bulmak zorunda olduğu bir durumla karşı karşıya kaldığını anlatıyor.

Tam bu dönemde Sufi’nin aktardığına göre Frank ve Fehime onu KDP-I’ye tanıttı ve parti destekçi kartı alması konusunda ısrar etti. Sufi, başlangıçta bu kartın ne olduğunu dahi bilmediğini söylüyor: “O kartın ne olduğunu bile bilmiyordum.”

Sufi, KDP-I’nin üslerinden birine gittiğini anlatıyor. Burada kendisine geçmişi ve Irak’ta bulunma nedeni hakkında araştırma yapılması gerektiği söylenmiş ve yaklaşık bir ay sonra destekçi kartını teslim alması için kendisiyle iletişime geçilmiş. Sufi, güzellik salonunda birlikte çalıştığı kişilerin Erbil’de kalmasını istediğini ve işindeki becerileri nedeniyle onu partiye tanıttıklarını söylüyor.

Sufi’nin ifadelerinden, partiyle kurduğu ilişkinin siyasi faaliyet üzerinden değil, Erbil’de çalışmaya ve kalmaya devam etmesinin oturum durumuna bağlı hâle geldiği bir koşulda ortaya çıktığı anlaşılmaktadır. Sufi, güzellik salonunda birlikte çalıştığı kişilerin destekçi kartı alması konusunda ısrar ettiğini ve Irak’a yeni geldiği, oturum masraflarını karşılayacak yeterli parası bulunmadığı bir dönemde bu yolu izlediğini söylüyor.

Ancak destekçi kartı onun için oturum izni sağlamadı.

Sufi, kartı aldıktan sonra pasaportuyla birlikte Asayiş’e başvurduğunu anlatıyor. İddiasına göre görevliler belgelerini gördükten sonra Irak’a girişinin yasal olduğunu ve parti destekçi kartının oturum izni verilmesi için dayanak oluşturamayacağını bildirdi. Sufi, kendisine ya yasa dışı yollardan Irak’a girmiş olması ya da İran Kürdistanı Demokrat Partisi’nin resmî peşmergesi olması gerektiğinin söylendiğini aktarıyor.

Sufi, o dönemde oturum izni olmadan kalmanın kendisi için ayda yaklaşık 40 milyon tümen para cezası anlamına geldiğini ve bu miktarı ödeme gücünün bulunmadığını söylüyor. Bunun sonucunda Irak’ta daha uzun süre kalmak zorunda kaldığını ve bu masraflardan kaynaklanan borcunun da arttığını anlatıyor.

Sufi’nin anlatımı önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Kendisinin ifadesine göre, KDP-I ile daha önce hiçbir bağlantısı veya tanışıklığı bulunmadan, yalnızca çalışmak amacıyla Erbil’e giden bir kadın nasıl oldu da çalışmaya devam edebilmek için silahlı bir grubun destekçi kartını almaya yönlendirildi, ancak aynı kart onun yasal oturum statüsü kazanmasını sağlayamadı?

Sufi’nin anlatımından ayrıca, Kürdistan Bölgesi’ndeki mevcut uygulamanın, en azından kendi durumunda, oturumunu sürdürmesi veya yasal olarak geri dönmesi için açık bir yol sunmak yerine kendisini iki seçenek arasında bıraktığı görülmektedir: Oturum statüsü olmadan kalmak ve ağır maliyetlere katlanmak ya da geri dönmek ve kendisine göre Irak’taki çevresinin sürekli söz ettiği risklerle karşılaşmak. Yasal yollarla geri dönmek için girişimde bulunduğunda dahi Asayiş görevlilerinin yasal geçişine izin vermediğini ve sonunda İran’a gayriresmî bir güzergâhtan dönmek zorunda kaldığını söylüyor.

Sufi’nin anlatımına göre şu soru da gündeme geliyor: Böyle bir uygulama, Irak Kürdistan Bölgesi’ne çalışmak ve yaşamak amacıyla giden İranlıları fiilen giriş ve çıkışlarda yasa dışı yolları kullanmaya yöneltebilir mi? Bu rapor, bölge makamlarının resmî belgelerine veya yanıtına sahip olmadan, örgütlü bir politikanın varlığına ilişkin bir iddiayı kanıtlayamaz. Ancak Sufi’nin anlattığı deneyim, bölge yetkililerinin oturum kriterleri, yasal giriş yapan kişilerin statüsü ve bu kişilerin yasal yollarla geri dönmelerinin neden engellendiği konusunda açık bir açıklama yapmasını gerektiren sorular ortaya koymaktadır.

Aynı zamanda Sufi’nin KDP-I’ye nasıl tanıtıldığına ilişkin anlatımı da başka bir soru doğuruyor. Sufi, çalışma ortamında tanıştığı Fehime ve Frank adlı kadınların kendisini partiye tanıttığını ve destekçi kartı alması konusunda ısrar ettiğini söylüyor. İfadelerine göre bu tanıştırma, Erbil’de çalışmaya ve kalmaya devam edebilmesi konusunda oturum sorunu yaşadığı dönemde gerçekleşti.

Bu açıdan Sufi’nin deneyimi, çalışma ortamları ve günlük ilişkilerin bazı durumlarda İranlı gençleri ve kadınları Kürt silahlı partilerinin siyasi ve silahlı yapılarına yaklaştıran kanallara dönüşebileceği ihtimalini gündeme getirebilir. Bununla birlikte, Fehime ve Frank’ın bu girişiminin kişisel bir davranış mı olduğu, yoksa insanların bu yapılara kazandırılması amacıyla örgütlü bir mekanizmanın parçası mı olduğu konusunda eldeki anlatım tek başına kesin bir sonuca ulaşmaya yeterli değildir.

Geri dönme korkusu da Sufi’nin anlatımının önemli bir bölümünü oluşturuyor. Sufi, destekçi kartını aldıktan sonra babasına artık İran’a dönemeyeceğini söylediğini, çünkü tutuklanabileceğini, hapse atılabileceğini hatta idam edilebileceğini düşündüğünü anlatıyor. İddiasına göre Irak’ta görüştüğü kişiler, İran’a dönen kişilerin başına gelenler hakkında kendisiyle sürekli konuşuyor ve hatta İran’da cezaevinden çıktıktan sonra intihar ettiği söylenen kişilerden söz ediyordu.

Ancak babası onu geri dönmeye teşvik ediyor ve bütün işleri kendisinin takip edeceğini söylüyordu.

Yaklaşık altı ayın ardından Sufi İran’a dönmeye karar verdi. Resmî güzergâhtan İran’a girmeyi planladığını, ancak Asayiş görevlilerinin yasal geçişine izin vermediğini söylüyor. Sonunda gayriresmî bir güzergâhtan ve Dolatu bölgesinden İran’a döndü.

İranlı görevlilerin kendisine yönelik tutumu, Irak’ta daha önce İran’a dönüş konusunda oluşturulan tablodan farklıydı. Sufi, karakol görevlilerinin kendisine saygılı davrandığını söylüyor. İfadesine göre geceye kadar orada kaldı ve kendisine kötü muamele yapılmadı. Görevlilerin hatta kendisine, “Korkma, sen de bizim kız kardeşimizsin. Kendi vatanına döndün.” dediklerini aktarıyor.

Daha sonra evine döndü. Sufi, Irak’ta duyduğu uyarıların aksine İran’da kendisine yönelik şiddet uygulanmadığını ve ailesinin de kendisine kötü davranmadığını söylüyor.

Ancak İran’a dönmesi, yaşadığı baskıların sonu olmadı.

Sufi, Erbil’de bulunduğu dönemde KDP-I peşmergelerinden olduğunu söylediği bir erkeğin kendisine yaklaştığını anlatıyor. Bu kişinin kendisini İran’dan casusluk yapmak amacıyla gelmekle suçladığını; nasıl destekçi kartı alabildiğini, ancak peşmerge olmadığını ve aynı zamanda güzellik salonunda çalıştığını sorguladığını söylüyor.

Aynı zamanda bu erkek, Sufi’den kendisiyle evlenmesini istiyordu.

Sufi, bu talebi kabul etmediğinde tehditlerin başladığını söylüyor. Aktardığı tehditlerden biri şöyleydi: “Dışarı çıkarsan yüzüne asit atarım.”

Yaklaşık üç ay boyunca gece yapılan telefon görüşmeleri, hakaretler, aşağılayıcı suçlamalar ve ev ile güzellik salonu arasındaki gidiş gelişlerinde korku içinde yaşadığını söylüyor. Samira, baskının kendisini dışarı çıkmaktan korkacak kadar etkilediğini ve bu kişinin kendisine bizzat saldırmasından ya da başka birini asit saldırısı gerçekleştirmesi için göndermesinden endişe ettiğini anlatıyor.

Bu bölümdeki anlatım, konuyu kişisel bir anlaşmazlığın ötesine taşıyor. Çalışmak amacıyla Erbil’e giden bir kadın, kendi anlatımına göre evlilik baskısı ve fiziksel zarar tehdidiyle karşı karşıya kaldı; tehditlerin ise KDP-I üyesi veya peşmergesi olduğunu söylediği bir kişi tarafından yöneltildiğini belirtiyor.

Sufi’nin aktardığına göre taciz ve tehditler İran’a dönmesinin ardından da devam etti. Erkek, Instagram üzerinden onunla iletişim kurdu ve kız kardeşlerine ve diğer aile üyelerine mesajlar gönderdi. Sufi, bu kişinin kendisiyle evlenmez ve İran’a dönerse evlerine el bombası atacağını ve herkesi öldüreceğini söyleyerek ailesini tehdit ettiğini belirtiyor.

Sufi, bu tehditler hakkında İranlı görevlilere de bilgi verdiğini söylüyor.

Ayrıca bu kişinin kendisinden 40 milyon tümen istediğini ve kendisini rahat bırakması için bu parayı ödediğini anlatıyor. Sufi’nin aktardığına göre parayı ödedikten sonra tacizler sona erdi ve yaklaşık beş ya da altı aydır bu kişiden herhangi bir telefon almadı.

Bununla birlikte Sufi’ye göre o dönemin etkileri hâlâ günlük yaşamında devam ediyor. Uykuya dalmakta zorlandığını ve pazara ya da evin dışına çıktığında genellikle babasının veya erkek kardeşinin kendisine eşlik ettiğini söylüyor: “Tek başıma dışarı çıkamıyorum.”

Sufi, röportajın başka bir bölümünde özel yaşamından da söz ediyor. Henüz öğrenim gördüğü 14 yaşında evlendiğini ve yaklaşık altı yıl eşiyle birlikte yaşadığını söylüyor. Bu evlilikten bir çocuğu olduğunu belirten Sufi, ayrılığın ardından aile içi anlaşmazlıklar ve eski eşiyle yaşadığı sorunlar nedeniyle çocuğunu görmesinin de zorlaştığını anlatıyor.

Hayatının bu bölümü, kişisel tercihlerindeki kırılganlık ve sınırlılıkların Irak’a gitmeden önce de yaşam deneyiminin bir parçası olduğunu gösteriyor. Ancak Erbil’de yaşananlar bu kırılganlığa başka bir katman ekledi: çalışmanın oturum statüsüne bağımlı hâle gelmesi, silahlı bir grubun destekçi kartını almaya yönlendirilmesi, geri dönme korkusu ve ardından aynı partinin güçlerinden olduğunu söylediği bir kişinin tehdit ve baskısıyla karşılaşması.

Sonuç olarak Samira Sufi’nin anlatımı, yalnızca bir destekçi kartının hikâyesinden ibaret değildir. Bu, daha iyi iş ve gelir elde etmek amacıyla kendi şehrinden ayrılan ancak kendi tanıklığına göre, çalışma, oturum, bir silahlı grupla ilişki ve İran’a dönme korkusu arasında sıkıştığı bir ortamda bulunan bir kadının hikâyesidir. Bu süreçte, kendisine göre kalmak ve çalışmaya devam etmek için bir yol olması beklenen destekçi kartı ne oturum sorununu çözdü ne de kendisine güvenlik sağladı; aksine, yine kendi anlatımına göre daha sonra kendisine yönelik şüphe ve baskının unsurlarından biri hâline geldi.

Bu rapor, Samira Sufi’nin kişisel deneyimini ve tanıklığını kayıt altına almaktadır. Bununla birlikte, anlatımının özellikle kişilerin partiye nasıl tanıtıldığı, çalışma ortamlarının bu bağlantıdaki rolü, oturum durumu ve sonrasındaki baskılarla ilgili ayrıntıları, silahlı grupların kendileriyle ilişki kuran kişilere yönelik destek, insan kaynağı temini ve sorumlulukları konusunda ciddi sorular ortaya koymaktadır.

Bu görüşmenin video ve ses kayıtları İran Kürdistanı İnsan Hakları İzleme Örgütü arşivinde bulunmaktadır. Gerekli olması hâlinde resmî talep üzerine, gizlilik korunarak hukukçular, yazarlar, belgeselciler ve insan hakları savunucularıyla paylaşılabilir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu