Editörün SeçimiRapor

Qeşm’den 2 Yaşındaki Sina Caferi: Savaşta Uluslararası İnsancıl Hukuk İhlalleri

Çocukların ve sivillerin askeri saldırılarda korunması bir seçenek değil, uluslararası hukukun sarsılmaz bir zorunluluğudur.

Her şeyden önce duygular, iddialar ve uluslararası hukuk kuralları arasında bir ayrım yapılmalıdır. Eğer bu olayın ayrıntıları ve saldırıyı gerçekleştiren tarafın kimliği henüz bağımsız kaynaklar veya resmi soruşturmalar tarafından kesin olarak belirlenmemişse, bu durum kanıtlanmış bir gerçek olarak sunulmamalıdır. Ancak bir askeri saldırıda, iki yaşındaki bir çocuğun ebeveynleriyle birlikte evinde hayatını kaybettiği iddiası doğru kabul edilirse, böyle bir olay uluslararası insancıl hukuk açısından derhal ve bağımsız bir soruşturma gerektirir. Savaş kurallarının ihlal edildiğinin kanıtlanması durumunda, bu durum uluslararası sorumluluk ve hatta sorumlular için cezai sorumluluk doğurabilir.

Savaşta çocuklar meşru hedef değildir.

Raporlara göre 29 Temmuz (8 Mordad) sabaha karşı Qeşm‘de düzenlenen saldırıda anne ve babasıyla birlikte hayatını kaybeden iki yaşındaki Sina Caferi‘nin cansız bedeninin görüntüsü, sadece acı bir fotoğraf değildir; aynı zamanda küresel vicdan ve uluslararası hukukun güvenirliği için bir sınavdır.

Her savaşta ilk kurban gerçektir; ancak çocuklar askeri saldırıların doğrudan kurbanı haline gelirse, artık sadece bir güvenlik kriziyle değil, uluslararası hukuk sisteminin işlevselliğine dair temel bir soruyla karşı karşıyayız demektir.

Uluslararası insancıl hukuk, özellikle Cenevre Sözleşmeleri ve savaşın geleneksel kuralları; askeri hedefler ile siviller arasındaki ayrım gözetme ilkesi, orantılılık ilkesi ve saldırılarda ihtiyat ilkesi üzerinde durur. Konutlar ve çocuklar, çatışmalara doğrudan katılmadıkları sürece özel koruma altındadır. Bu ilkelere uyulmadan sivillerin ölümüyle sonuçlanan her türlü saldırı; bağımsız, tarafsız ve şeffaf bir şekilde soruşturulmalı ve kuralların ihlali kanıtlanırsa failler hesap vermelidir.

İki yaşındaki bir çocuğun ölümü, hiçbir siyasi veya askeri argümanla normalleştirilemez. Hiçbir güvenlik hedefi, savaşın anlamını bile bilmeyen bir çocuğun hayatının değerinden daha önemli olamaz. Eğer uluslararası toplum bu tür olaylar karşısında sessiz kalırsa, bu sessizlik sadece siyasi bir duruş değil, dünya savaşlarının dehşetinden sonra sivilleri korumak için oluşturulan kuralların meşruiyetinin zayıflamasıdır.

Bu nedenle, Birleşmiş Milletler‘in ilgili mekanizmaları da dahil olmak üzere sorumlu uluslararası kuruluşların bu olayı bağımsız bir şekilde incelemek için acilen harekete geçmesi, kanıtları koruması, ihlalde bulunanların olası sorumluluklarını araştırması ve soruşturma sonuçlarını kamuoyuyla paylaşması gerekmektedir. Adalet, failin veya kurbanın kimliğinden bağımsız olarak, ayrım gözetmeksizin uygulandığında anlam kazanır.

Çocuklar savaş istatistiklerinin bir parçası haline gelmemelidir. Eğer dünya bugün onların ölümü karşısında kayıtsız kalırsa, yarın hiç kimse uluslararası hukukun hala masumları koruma gücüne sahip olduğunu iddia edemeyecektir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu