Editörün SeçimiRapor

Kürdistan: Savaş Alanı mı, Halkın Evi mi?

Trump'ın Silah İddialarına İlişkin Son BBC Persian Raporunun İnsan Hakları Boyutunun Analizi; Sivillerin İnsani Güvenliğinin Jeopolitik Senaryolara Tercih Edilmesinin Gerekliliği

BBC Persian’ın, Donald Trump’ın İranlı protestoculara “Kürtler aracılığıyla” silah gönderildiği iddialarına ilişkin son raporu, ayrıntılarının doğruluğu veya yanlışlığından bağımsız olarak, endişe verici bir gerçeği bir kez daha gözler önüne seriyor: Bölgedeki birçok güvenlik ve jeopolitik senaryoda Kürdistan, milyonlarca sivilin yaşadığı bir yer olarak değil, bir operasyon coğrafyası olarak görülüyor.

Bu anlatılarda Kürdistan halkı genellikle yok sayılmaktadır; öne çıkan unsurlar sınır hatları, silahlı gruplar, askeri araçlar, üsler, tüneller ve savaş senaryolarıdır. Sanki Kürt şehirleri ve köyleri, yalnızca daha büyük bir operasyon haritasının parçalarından ibarettir.

Jiyar Gol’ün raporu, bölgeye dair pek çok güvenlik raporu gibi, “belağatlı kaynaklar”, “raporlar” ve “güvenilir yetkililer”e yapılan atıflarla doludur; 4×4 araçların ve silahların satın alınmasından, ABD, İsrail ve bazı Kürt gruplarının İran ile bir çatışmaya girme olasılığına dair planlarına kadar. Ancak bu senaryoların bir kısmı gerçek olsa bile, asıl soru hâlâ yanıtsızdır: Bu projelerin insani maliyetini kimler üstlenecekti?

Tüm bu analizlerde, sınır bölgelerindeki sıradan insanlardan neredeyse hiç bahsedilmiyor; her silahlı çatışmanın ilk kurbanı olan ailelerden, kolberlerden, çocuklardan, okullardan, kentsel altyapıdan ve bu tür gerilimlerde genellikle güvensiz bölgelere dönüşen köylerden söz edilmiyor. Orta Doğu’daki geçmiş yılların deneyimleri, etnik ve sınır bölgelerinin bölgesel ve uluslararası güçlerin rekabet alanına dönüştürülmesinin, her şeyden önce o bölgelerdeki sakinlerin insani güvenliğini yok ettiğini defalarca göstermiştir.

Raporun bazı bölümlerinde, saldırıların başlamasının ardından Kürt partilerinin İran’daki Kürt şehirlerine girme olasılığından bahsediliyor ve bazı askeri merkezlerin düşmesinin bir protesto dalgası veya çöküş yaratabileceği varsayımı öne sürülüyor. Ancak bu tür senaryolarda, genellikle sonrasındaki doğacak sonuçlar hakkında sessiz kalınmaktadır: kent savaşı, iç çatışma, tutuklama dalgaları, güvenlik misillemeleri, halkın yerinden edilmesi ve silahlı şiddetin yayılması. İşte tam da bu sessizlik, insan hakları kuruluşlarının dikkatini çekmelidir.

Gerçek şu ki, birçok bölgesel projede, silahlı Kürt grupları bir kez daha büyük güçler, bölge devletleri ve güvenlik rekabetleri arasında sıkışıp kaldıkları bir konuma itilmektedir. Bir gün “saha müttefiki” olarak tanıtılırken, ertesi gün siyasi mülahazalar veya bölgesel anlaşmalar nedeniyle aynı destekler kesilmektedir. Suriye, Irak ve hatta bölgedeki son gelişmeler göstermiştir ki, dış güçler yerel güçleri genellikle yalnızca kendi kısa vadeli çıkarlarıyla örtüştüğü sürece desteklemektedir.

Öte yana, medyanın bir kısmı da farkında olmadan bu durumun normalleşmesine hizmet ediyor; sanki grupların silahlandırılması, savaşın sınır bölgelerine taşınması veya toplumsal protestoların askeri projelere dönüştürülmesi doğal ve yönetilebilir bir durummuş gibi yansıtılıyor. Oysa insan hakları perspektifinden bakıldığında, ilk ilke bir toplumu jeopolitik bir baskı aracına dönüştüren senaryolar tasarlamak değil, sivillerin hayatını korumak ve şiddet sarmalının büyümesini engellemek olmalıdır.

Sosyal medyadaki genel tepkiler ve kullanıcı tartışmaları bile, Kürtlerin “araçsallaştırılmasına” yönelik endişelerin yalnızca siyasi analistlerle sınırlı olmadığını gösteriyor. Birçok Kürt ve İranlı kullanıcı, Kürdistan’ın bir vekalet savaşı alanına dönüşmesi ve çatışma bittikten sonra halkın kendi kaderine terk edilmesi riskinden bahsetmiştir.

Nihayetinde, asıl mesele sadece silah gönderilmesi iddiası ya da perde arkası temaslar değildir. Mesele, İran üzerinde baskı kurmak amacıyla tasarlanan senaryoların çoğunda Kürdistan’ın neden insani bir toplum olarak görülmeden önce potansiyel bir “cephe” olarak tanımlandığıdır.

Kürdistan halkının insani güvenliği bu denklemlerin merkezine alınmadığı sürece, adı ister rejim değişikliği, ister güvenlik mücadelesi, isterse jeopolitik rekabet olsun, her proje sıradan insanları bir kez daha büyük aktörlerin rekabetine kurban etme riski taşıyacaktır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Ayrıca Bakınız
Kapalı
Başa dön tuşu