İran ve Irak’ın gerilimli sınırları boyunca, resmi raporlara nadiren yansıyan hikayeler yaşanmaktadır; yoksulluktan, zorla evlendirilmekten veya toplumsal baskıdan kaçmak için özgürlük umuduyla dağların yolunu tutan, ancak sonunda ayrılmanın girmekten katbekat daha zor olduğu yapıların içinde kapana kısılan kadınların hikayeleri.
“Setareh Zadehsh” ve erkek kardeşinin anlatısı, yalnızca kişisel bir deneyim değil; Irak Kürdistan Bölgesi’nin sınır bölgelerinde konuşlu bazı devlet dışı silahlı grupların insanları örgüte katma, kontrol altında tutma ve alıkoyma mekanizmalarına açılan bir penceredir.
Siyasetin, savaşın ve etnik kimliğin yıllardır iç içe geçtiği Zagros Dağları’nın eteklerinde, devlet dışı silahlı gruplar yalnızca jeopolitik çatlaklardan beslenmemekte; aynı zamanda toplumsal yarıklardan da güç almaktadır. Yoksulluk, zorla evlendirme, eğitimden mahrumiyet, ailevi çöküş ve depresyon, örgüte eleman toplamanın gayriresmi yollarına dönüşmüştür; bu süreç “Setareh”in dosyasında da açıkça görülmektedir.
Setareh, sınır bölgelerindeki sosyal aktivistlerin ifadesine göre geleneksel toplumlardaki kadınlar ve genç kızlar için hâlâ acı bir gerçeklik olan zorla evliliği 16 yaşında tecrübe etti. Eğitimden ve bireysel bağımsızlıktan mahrum bırakıldığı bir ortamda, dağdaki yaşamı bir “özgürleşme” ve “bireysel kimliğin yeniden inşası” olarak sunan anlatılarla karşılaştı. Birçok radikal ve silahlı grubun odaklandığı nokta tam da burasıdır: Psikolojik ve toplumsal kırılganlıkları ideolojik bağımlılığa dönüştürmek.
Ancak sınır karargahlarına ulaştıktan sonra yaşananlar, başlangıçtaki tablodan taban tabana zıttı. Bu yapılarda bulunmuş kişilerin ifadelerine göre, özgürce ayrılma, aileyle bağımsız iletişim kurma ve hatta grubun ideolojisini sorgulama hakkı pratikte ciddi kısıtlamalarla karşı karşıya kalmaktadır. Gruplardan ayrılan pek çok kişi; katı disiplin sistemlerinden, sürekli ideolojik eğitimlerden ve dış dünyayla olan duygusal bağları koparmaya yönelik psikolojik baskılardan bahsetmektedir.
Bu süreçte Setareh’in erkek kardeşinin kaderi, dosyaya daha karmaşık bir boyut kazandırmaktadır. O, siyasi bir motivasyonla değil, yalnızca kız kardeşini bulup geri getirmek amacıyla bu yola çıkmış; ancak kendisi de aynı yapının içinde mahsur kalmıştır. Bu örüntü, daha önce bazı Kürt silahlı gruplarına ilişkin raporlarda da gözlemlenmiştir: Bağlılığı pekiştirmek ve üyelerin ayrılmasını önlemek için ailevi ve duygusal bağların kullanılması.
İnsancıl hukuk perspektifinden bakıldığında bu durum yalnızca bir güvenlik veya siyaset meselesi değildir. Asıl konu; bireysel özgürlük hakkı, ayrılma hakkı, aileyle iletişim kurma hakkı ve bireylerin psikolojik ile askeri istismardan korunmasıdır. Bir kişi özgürce iletişim kurma imkanı olmadan, ailesine bağımsız erişimi bulunmadan ve silahlı yapıyı terk etme seçeneği sunulmadan tutulduğunda, mesele “siyasi üyelik” seviyesini aşarak temel insan hakları alanına girmektedir.
Geçtiğimiz yıllarda yayınlanan bazı uluslararası raporlar, bölgedeki devlet dışı silahlı grupların küçük yaştakileri örgüte katması ve üyelerin ayrılma özgürlüğünü kısıtlaması konusundaki endişeleri gündeme getirmiştir. Human Rights Watch tarafından yayınlanan raporlar ve Birleşmiş Milletler ile ilgili belgeler, devlet dışı çatışmalarda savunmasız kişilerin araçsallaştırılması tehlikesini defalarca vurgulamıştır. Ayrıca Geneva Call, geçmiş yıllarda bazı Kürt grupların çocuk askerlerin kullanılmasını yasaklayan taahhütlerine ilişkin belgeler yayınlamıştır; bu durum, bölgedeki silahlı yapılara küçük yaştaki kişilerin alınması konusunda ciddi endişelerin varlığını göstermektedir.
Böyle bir tabloda devletlerin sorumluluğu göz ardı edilemez. Uluslararası hukukun bilinen ilkelerine göre Irak hükümeti, kendi topraklarında egemenliği sağlamak ve yasa dışı silahlı faaliyetleri önlemekle sorumludur. Aynı zamanda, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) de fiilen idari veya güvenlik kontrolü altında bulundurduğu bölgelerdeki insani güvenlikten siyasi ve hukuki olarak sorumludur. Sınır bölgelerindeki kampların ve kapalı askeri yapıların faaliyetlerini sürdürmesi; denetim, hesap verebilirlik ve hukukun üstünlüğünün uygulanma düzeyi hakkında ciddi sorular doğurmaktadır.
Uluslararası düzeyde ise tepkiler genellikle temkinli ve sınırlı kalmıştır. Bu temkinli yaklaşımın bir kısmı, bölgenin karmaşık siyasi dinamiklerinden ve bazı Kürt grupların Orta Doğu güvenlik denklemlerindeki rolünden kaynaklanmaktadır. Ancak insan hakları açısından, hiçbir jeopolitik mülahaza bireylerin temel haklarının göz ardı edilmesini haklı çıkaramaz; özellikle de söz konusu olan kadınlar, çocuklar ve savunmasız bireyler olduğunda.
Setareh’in dosyası, yalnızca dağdan dönen bir kadının hikayesi değildir. Bu dosya, daha büyük bir döngünün resmini ifşa etmektedir: Toplumsal yaraların, radikal yapılar için hammaddeye dönüştüğü ve insanların “üyelik” ile “esaret” arasındaki sınırda gözden kaybolduğu bir döngü.
Setareh’in sivil hayata geri dönüşü bu hikayeyi sonlandırmamaktadır; zira erkek kardeşi ve daha pek çok kişi belirsizlik içinde kalmaya devam etmektedir. İnsan hakları örgütleri ve uluslararası hukukçular için temel amaç, gruplara karşı sadece siyasi pozisyon almak değil, siyasi çıkarlara kurban edilmemesi gereken ilkeleri savunmaktır: Ayrılma hakkı, aileyle iletişim kurma hakkı, savunmasız kişilerin istismar edilmesinin önlenmesi ve askeri yapılarda insanların zorla veya hileyle konumlandırılması yasağı.
Eğer uluslararası toplum bu tür davalar karşısında sessiz kalırsa, asıl soru “Setareh”e ne olduğu değil, bu döngünün ciddi bir insan hakları krizi olarak kabul edilmesi için daha kaç “Yıldız”ın (Setareh) kaybolması gerektiği olacaktır.
Kaynaklar ve Referanslar
-
Human Rights Watch — Orta Doğu’daki insan hakları ve devlet dışı silahlı grupların durumuna ilişkin raporlar ve belgeler.
-
Amnesty International — Silahlı çatışmalarda insan hakları ihlalleri, yasa dışı gözaltılar ve bireysel haklara ilişkin belgeler ve raporlar.
-
United Nations — Uluslararası insancıl hukuk, sivillerin korunması ve çocuk askerlerin kullanılmasının önlenmesine ilişkin BM belgeleri.
-
Geneva Call — Devlet dışı silahlı grupların çatışmalarda çocukların kullanılmasını yasaklayan taahhütlerine ilişkin belgeler.
-
Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme (ICCPR).
-
Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ve Çocukların Silahlı Çatışmalara Katılmasına İlişkin İhtiyari Protokol.
-
Bireysel özgürlük, zorla çalıştırma yasağı ve ailevi iletişim hakkına ilişkin uluslararası insancıl hukukun temel ilkeleri.





