İran Kürdistanı İnsan Hakları Gözlemevi (IKHRW) tarafından elde edilen bilgi ve raporlara göre, Irak Kürdistan Bölgesi’nde ikamet eden veya çalışan bazı İranlı siviller, bölge yönetiminin “Asayiş” olarak bilinen güvenlik güçleri tarafından gözaltına alınmıştır. Bu raporlara göre söz konusu gözaltılar, şeffaf ve yasal bir yargı sürecine dayanmaksızın, muğlak iddia ve bahanelerle gerçekleştirilmiştir.
Bu raporları daha endişe verici kılan husus ise, bu kişilerin PAK (Kürdistan Özgürlük Partisi) adlı silahlı gruba zorla transfer edildikleri iddiasıdır. PAK, geçtiğimiz yıllarda insan hakları ihlalleri, üyelerin özgürlüklerinin kısıtlanması, ideolojik baskılar ve şeffaf olmayan devşirme yöntemleri gibi konularda çok sayıda suçlamayla karşı karşıya kalmış bir gruptur. Bu durum, uluslararası insan hakları hukukunun ve hatta uluslararası insancıl hukukun çok katmanlı ihlali anlamına gelebilir.
Uluslararası hukukun temel ilkelerine göre, hiçbir güvenlik veya devlet makamı, gözaltına alınan kişileri yasal bir süreç dışında devlet dışı silahlı bir aktöre teslim etme hakkına sahip değildir; özellikle de zorlama, kötü muamele, zorunlu askeri eğitim veya ayrılma özgürlüğünden mahrum bırakılma riski olduğunda bu durum kabul edilemez.
Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin (ICCPR) 9. maddesi, keyfi gözaltı yasağını vurgular ve devletleri her türlü hürriyetten yoksun bırakma işlemini adli ve yasal denetim altında tutmakla yükümlü kılar. Ayrıca aynı sözleşmenin 8. maddesi, her türlü zorla çalıştırmayı veya zorunlu hizmeti yasaklamaktadır.
Bireylerin silahlı bir gruba zorla transfer edilmesi, hukuki açıdan “silahlı aktöre yasa dışı teslimat” ve hatta milis gruplar için devşirme sürecine dolaylı katılım olarak değerlendirilebilir. Raporların, kişilerin bu gruba transferi karşılığında mali teşvikler ve ödemeler yapıldığına dair iddialar içermesi, meseleyi daha hassas hale getirmekte ve organize yolsuzluk ile cezai sorumluluk boyutlarını gündeme getirmektedir.
Devlet sorumluluğu açısından, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY), Asayiş güçlerinin eylemlerini sadece “memurların bireysel davranışı” olarak nitelendiremez. Devletlerin uluslararası sorumluluk kuralları uyarınca, resmi güvenlik güçlerinin her türlü eylemi yönetim yapısına ve ev sahibi devlete atfedilir. Bu nedenle, hem IKBY hem de Irak merkezi hükümeti, bu iddialar karşısında hesap verebilirlik, bağımsız inceleme ve bu tür davranışların tekrarlanmasını önleme sorumluluğuna sahiptir.
Bu konu, Irak’ın İran’a karşı güvenlik taahhütleri açısından da dikkat çekicidir. Bağdat, daha önce İran ile yapılan güvenlik anlaşmaları çerçevesinde, Irak topraklarındaki İran karşıtı silahlı grupların faaliyetlerini kısıtlamayı ve onları silahsızlandırmayı taahhüt etmişti. IKBY’ye bağlı güvenlik birimlerinin bu grupların insan kaynağını güçlendirmeye yönelik hamleleri, Irak devletinin resmi taahhütleriyle doğrudan çelişki oluşturabilir.
Uluslararası standartlara göre, gözaltına alınan her birey ailesiyle iletişim kurma, avukata erişim ve suçlamalar hakkında bilgilendirilme hakkına sahip olmalıdır. Kişilerin bu mekanizmaların dışında silahlı bir gruba transfer edilmesi, zorla kaybedilme, yasa dışı gözaltı ve insan onurunun ihlaline zemin hazırlayabilir.
İran Kürdistanı İnsan Hakları Gözlemevi (IKHRW), bu dosya hakkında ek bilgiler, belgeler ve daha fazla tanıklık topladığını duyurmuştur. Resmi kurumlar ile silahlı aktörler arasındaki iş birliğine karşı sessiz kalmak hukukun üstünlüğünü zayıflatacağından, uluslararası insan hakları örgütlerinin ve BM Özel Raportörlerinin bu iddialar hakkında bağımsız ve şeffaf bir soruşturma yürütmesi zaruridir.





