Editörün SeçimiMakale

Mustafa Hicri’nin Avrupa Parlamentosu Konuşmasına Bir Eleştiri

Anlatı ve Gerçeklik Arasındaki Paradoks

“İran Kürdistanı Demokrat Partisi” adlı silahlı grubun Genel Sekreteri Mustafa Hicri, 15 Nisan 2026 Çarşamba günü Avrupa Parlamentosu Dışişleri Komitesi’nde İran konulu bir konuşma yaptı. Sayın Hicri ve benzeri Kürt gruplar kendilerini Kürt meselelerinde tek söz sahibi olarak gördükleri için, bu tür önemli uluslararası kurumlarda dile getirdikleri sözlerin incelenmesi büyük önem arz etmektedir.

Hicri, konuşmasında İran’ın tarihi süreçlerine değinerek devlet yapısının sivil yoldan uzaklaştığını, merkeziyetçi ve otoriter bir yöne evrildiğini iddia etti. Konuşmasını Kürtçe yapan Hicri, bu eylemini İran’da bu dile yönelik on yıllardır süren “inkar ve kısıtlamalara” bir tepki olarak nitelendirdi. Önerdiği çözüm modelini federal, demokratik ve seküler bir sistem olarak tanımlayan Hicri, İran’ın “tek bir millet” olmadığını, farklı milliyetlerin birleşimi olduğunu savundu.

İran Kürdistanı İnsan Hakları İzleme Örgütü, bir insan hakları kuruluşu olarak bu beyanları nesnel ve hukuki bir bakış açısıyla analiz ederek Sayın Hicri’ye altı temel soru yöneltmektedir:

1. Kürtçe İnkarı İddiası ve Medya/Eğitim Gerçekleri

Mustafa Hicri, Avrupa Parlamentosu’nda “Kürtçenin son yüz yıldır İran’da inkar edildiğini ve resmen tanınmadığını” iddia etti. Ancak sahadaki gerçekler farklı bir tablo sunmaktadır:

  • Eğer Kürtçe inkar ediliyorsa, Kürdistan Üniversitesi‘nde lisans düzeyinde “Kürt Dili ve Edebiyatı” bölümü nasıl resmi olarak eğitim vermektedir? Bu bölümün 2015 yılından bu yana faaliyette olduğunu ve resmi eğitim sisteminin bir parçası olduğunu bilmiyor mu?

  • İran’da Kürdistan Eyaleti Televizyon Kanalı‘nın bulunması ve bu kanalda günlük olarak yerel haberler, kültürel ve sanatsal programlar, Kürt müziği, diziler ve belgesellerin yayınlanması bu “inkar” iddiasıyla nasıl bağdaşmaktadır?

  • Ayrıca Kirmanşah (Zagros Kanalı), İlam ve Batı Azerbaycan kanallarında da Kürtçenin farklı lehçelerinde geniş çaplı yayınlar yapılmaktadır. Sayın Hicri bu akademik ve medya faaliyetlerinden gerçekten habersiz mi, yoksa uluslararası kamuoyuna gerçek dışı bir anlatı mı sunmak istiyor?

2. Dış Saldırılar Karşısında Sessizlik; “Kadın, Yaşam, Özgürlük” Sloganı Nerede?

Sayın Hicri’nin resmi “X” (eski adıyla Twitter) sayfası incelendiğinde derin bir çelişki göze çarpmaktadır. Kendisini “Kadın, Yaşam, Özgürlük” sloganının savunucusu olarak tanımlayan Hicri, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik 40 gün süren askeri saldırıları boyunca tamamen sessiz kalmıştır!

  • Bu saldırılarda hayatını kaybeden yüzlerce sivil kadının canı, tek bir tweet veya kınama mesajı kadar değerli değil miydi?

  • Binlerce İranlı sivilin hayatını kaybettiği bir süreçte, neden bu konuda tek bir kelime etmedi? Kürtlerin yoğun yaşadığı bölgelerde bu saldırılar sonucu siviller ölmedi mi? Hicri’nin bu insanlara neden hiç değer vermediği ve konuşmasında onlara yer ayırmadığı sorgulanmalıdır.

  • Kendi yapısı içindeki üç silahlı militan için bildiriler yayınlayan bir grubun, binlerce sivil vatandaşın ölümü karşısında sessiz kalması nasıl açıklanabilir?

3. Ulusal Çeşitlilik Yokluğu İddiası ve Toplumsal Bütünlüğün Reddi

Hicri’nin konuşmasının bu bölümü, ya İran hakkında güncel bilgiye sahip olmadığını ya da kasıtlı olarak gerçeği çarpıttığını göstermektedir.

  • İran’da şu an ulusal ve etnik çeşitliliğe saygı duyulmadığını iddia etmek ne kadar gerçekçidir?

  • Dış müdahaleye karşı İran genelinde 50 gece boyunca süren sokak gösterileri, farklı etnik kökenlerin tek bir şemsiye altında toplandığının ve ulusal dayanışmanın bir kanıtı değil midir?

  • Hicri, İran’da ulusal ve kültürel çeşitliliğin varlığına inanmak için illa ki ülkenin parçalanması mı gerektiğini düşünmektedir?

4. Hukuki Bir Metinden Ziyade Kimlik Odaklı Siyasi Bir Bildiri

Bu konuşma, tarafsız bir hukuki veya bilimsel metin değil, “uluslararası ikna amaçlı kimlik odaklı bir siyasi bildiri” olarak analiz edilmelidir. Hukuki açıdan bakıldığında; azınlıkların dil ve kültür haklarının vurgulanması uluslararası insan hakları belgeleriyle (ICCPR gibi) uyumludur ve ilkesel olarak savunulabilir. Ancak bu durum günümüz İran’ında zaten mevcuttur. Hiç kimse Kürtçe, Beluçça veya Türkçe konuştuğu için hapse atılmamaktadır ve hatta bölgede özel Kürtçe dil kursları faaliyet göstermektedir.

5. Demokrasi ve Federalizm Arasındaki İlişki

Hicri, federalizmi demokrasinin tek yolu olarak sunmaktadır. Ancak Fransa, Almanya veya İsviçre gibi ülkelerin deneyimleri göstermektedir ki demokrasi hem merkezi hem de federal yapılarda gerçekleşebilir. Dolayısıyla demokrasi ile federalizm arasında zorunlu ve münhasır bir bağ yoktur; bu durum hukuki bir zorunluluk değil, siyasi bir tercihtir.

6. “Mağduriyet Odaklı” Anlatı ve Silahlı Eylemlerin Sorumluluğu

Hicri’nin anlatısı, siyaset sosyolojisinde “mağduriyet odaklı anlatı” olarak bilinen “baskı ve direniş tarihi” modeline dayanmaktadır. Bu anlatı grup içi dayanışmayı artırsa da gerçeklerin karmaşıklığını gölgelemektedir. Hicri şu soruları yanıtsız bırakmaktadır:

  • Kendi komutasındaki grubun içinde yüzlerce genç kız ve çocuk asker ne yapmaktadır?

  • Bu silahlı eylemlerin, Kürt bölgelerinin kalkınamamasında ve sınırların “güvenlikli/askeri bölge” haline gelmesindeki rolü nedir?

  • Neden bu grubun adı her zaman terör, ayrılıkçılık ve emniyet güçlerine saldırılarla anılmaktadır?

  • Trump’ın bazı Kürt grupların ABD’den silah aldığı iddiası karşısında neden sessiz kaldılar ve neden İran halkına yönelik saldırıları kınayan tek bir cümle kurmadılar?

Sonuç

Bu analiz, Mustafa Hicri’nin sözlerini somut örneklerle (Kürtçe eğitimi, yerel medya ve siyasi duruşlar) mercek altına almıştır. Kürt kimliğinin “tamamen inkar edildiği” iddiası ile mevcut akademik ve sosyal gerçekler arasında açık bir çelişki vardır. Resmi mekanizmaların varlığı, kültürel hakların eksiksiz olduğu anlamına gelmeyebilir; ancak mevcut İran’da Kürt haklarının tamamen yok sayılması, gerçekle örtüşmeyen siyasi bir iddiadır. En büyük çelişki ise, Kürt halkının haklarını savunduğunu iddia eden bir ismin, yabancı güçler tarafından İranlıların katledilmesini tek bir cümleyle dahi kınayamamasıdır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu