Rapor

İran’ın Hayati Altyapısının Sistematik Yıkımı: Sivillere Yönelik Savaş Suçu

İran Kürdistanı İnsan Hakları Gözlemevi (IKHRW) Muhabiri Bildiriyor: Devam eden silahlı çatışmalar çerçevesinde, ABD ve İsrail’in 28 Şubat 2026’dan bu yana İran topraklarına düzenlediği saldırılar, Uluslararası İnsancıl Hukukun temel ilkelerinin sistematik ihlalinin bariz bir örneğidir. Başlangıçta askeri tesisleri hedef alma iddiasıyla başlayan bu saldırılar, hızla sivil hedeflere, sivil konutlara ve ülkenin hayati ekonomik altyapısına yayılmıştır.

Bu tür eylemler sadece askeri ve sivil hedefler arasındaki “Ayrım Gözetme” ilkesini ihlal etmekle kalmamakta, aynı zamanda saldırıda “Orantılılık” ve “İhtiyat” ilkelerini de ayaklar altına alarak birçok durumda savaş suçlarına yol açmaktadır.

Ayrım Gözetme İlkesinin İhlali ve Yerleşim Alanlarına Saldırılar

En belirgin ihlallerden biri, yoğun nüfuslu yerleşim alanlarının doğrudan veya dolaylı olarak hedef alınmasıdır. Raporlar, İranlı yetkililere yönelik suikast operasyonları sırasında çok katlı konutların operasyon alanı olarak seçildiğini göstermektedir. Bu saldırılar, aralarında kadın ve çocukların بھی bulunduğu yüzlerce sivilin ölümüyle sonuçlanmıştır.

1977 Cenevre Sözleşmeleri 1. Ek Protokolü’nün 48. maddesine göre, çatışmanın tarafları her zaman sivil halk ile muharip unsurlar ve sivil mülkler ile askeri hedefler arasında ayrım yapmak zorundadır. Askeri niteliği olmayan konutlara saldırmak, beklenen askeri avantajla kıyaslandığında aşırı sivil kaybına yol açabilecek her türlü saldırıyı yasaklayan aynı protokolün 51. maddesinin açık ihlalidir.

Ayrıca Tahran, Kerec, İsfahan ve Şiraz gibi şehirlerde askeri tesislere komşu evlerin gördüğü yaygın hasar, “İhtiyat İlkesi”nin (1. Protokol, Madde 57) ihlalidir. “Minab Kız İlkokulu”na düzenlenen ve çoğunluğu çocuk 170’den fazla sivilin ölümüyle sonuçlanan saldırı, bu ilkelerin hiçe sayılmasının en somut örneğidir. Bu eylem, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Roma Statüsü’nün 8. maddesi uyarınca savaş suçu olarak takip edilebilir.

Sivil Halkın Hayatta Kalması İçin Temel Olan Altyapıların Hedef Alınması

Saldırıların bir diğer boyutu ise ülkenin ekonomik ve hayati altyapısına odaklanmasıdır. Büyük bağlantı köprüleri (Kerec-Tahran B1 Köprüsü gibi), çelik fabrikaları (Mübareke ve Huzistan Çelik gibi), enerji üretim merkezleri, su ve kanalizasyon tesisleri hedef alınmıştır.

Bu eylemler, sivil mülklerin ancak askeri harekata etkili bir katkı sağlaması durumunda hedef alınabileceğini belirten 1. Protokol’ün 52. maddesini doğrudan ihlal etmektedir. Sivil halkın temel ihtiyaçlarını karşılaması için zorunlu olan altyapılar, 1. Protokol’ün 54. maddesi uyarınca özel koruma altındadır. Bu madde, gıda kaynakları, içme su tesisleri ve elektrik şebekeleri gibi “sivil halkın hayatta kalması için vazgeçilmez olan nesnelere” yönelik her türlü saldırıyı yasaklamakta ve aç bırakmayı veya mahrumiyeti bir savaş yöntemi olarak kullanmayı savaş suçu saymaktadır.

İnsani Sonuçlar ve Uluslararası Sorumluluk

İran Kızılayı verilerine göre 90.000’den fazla konutun, 760 okulun ve 300 sağlık merkezinin yıkılması; (4. Cenevre Sözleşmesi, Madde 33 uyarınca yasaklanan) bir Toplu Cezalandırma modelini göstermektedir. Bu eylemler insancıl hukuku ihlal etmenin yanı sıra İran’daki insani krizi derinleştirmiş ve milyonlarca insanı yerinden etmiştir.

Uluslararası hukuk açısından bu saldırılar meşru bir dayanaktan yoksundur. BM Şartı’nın 2. maddesinin 4. fıkrası, kuvvet kullanımını yasaklamaktadır. Güvenlik Konseyi yetkisi veya meşru müdafaa (Madde 51) durumu olmaksızın gerçekleştirilen bu operasyonlar, birer “Saldırı Suçu” niteliğindedir. Mütecaviz devletler, maddi ve manevi zararları tazmin etmekle yükümlüdür (Devletlerin Sorumluluğu İlkesi). Uluslararası toplum, erga omnes (herkese karşı) yükümlülükleri gereği bu ağır ihlallere tepki vermek zorundadır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu