Rapor

Tebriz’in Kanlı Trajedisi

24 Mart 2026 tarihinde, saat 01:41 sularında şehir sükunet içindeyken; Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’e atfedilen hava saldırıları, Tebriz’in Karabaği Sokağı‘nı bir kül yığınına çevirdi. Gecenin en karanlık saatinde gerçekleşen bu saldırı, bir insani faciaya yol açtı:

  • Kurban Bilançosu: En az 9 sivil hayatını kaybetti (3 kadın, 2 çocuk ve 4 erkek).

  • Yaralılar: 28 vatandaş hastanelere kaldırıldı.

  • Maddi Yıkım: 20 konut tamamen çöktü; ayrıca İmam Hüseyin mahallesinde elektrik altyapısı ve kamu hizmetleri ağır hasar görerek yüzlerce kişinin hayatını felç etti.

Tebriz saldırısı

Yarım Kalan Hayatların Hikayesi: Rakamların Ötesi

Bu faciadaki her rakamın ardında yürek burkan bir hikaye yatıyor:

  • Anne Fedakarlığı: Tavanın çöktüğünü fark eden bir anne, kendini çocuğuna siper etti; kendisi can verdi ancak son nefesine kadar evladını kucağında korudu.

  • Helma; Tek Kurtulan: Bir anda tüm ailesini (4 kişi) kaybeden bir yaşındaki bebek. Enkaz altından sadece onun yaralı bedeni sağ çıkarılabildi.

  • Fatma ve Mehya: Bu saldırının kurbanı olan iki küçük kız kardeş. İkinci sınıf öğrencisi Fatma’nın cansız bedeni saatler süren aramanın ardından bulunduğunda, kurtarma ekipleri gözyaşları içinde başında bekledi; çünkü son ana kadar onun yaşadığına dair bir umut taşıyorlardı.

Uluslararası İnsancıl Hukuk (UİH) İhlalleri Analizi

Sivillere yönelik bu saldırı, birçok uluslararası kuralın açık ihlalidir:

  • Ayrım Gözetme İlkesinin İhlali (Distinction): Cenevre Sözleşmeleri 1. Ek Protokolü’nün 48. maddesi uyarınca, çatışmanın tarafları askeri hedefler ile sivilleri ayırt etmek zorundadır. Hiçbir askeri hedefin bulunmadığı tamamen sivil bir sokağın vurulması, bu ilkenin kökten ihlalidir.

  • Orantısız Saldırı Yasağı (Proportionality): 51 (5) (b) maddesi uyarınca, sivil kayıpların beklenen askeri avantajdan çok daha fazla olduğu saldırılar yasaktır. Çocukların uykularında katledilmesinin hiçbir askeri gerekçesi olamaz.

  • İhtiyat İlkesinin İhlali (Precaution): 57. maddeye göre, saldıran taraf sivil zararı önlemek için mümkün olan tüm önlemleri almalıdır; böylesine ağır bir can kaybı, bu kuralın tamamen hiçe sayıldığını göstermektedir.

  • Çocuk Hakları Sözleşmesi İhlali: Fatma ve Mehya’nın ölümü, silahlı çatışmalarda çocukların özel olarak korunmasını vurgulayan Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 38. maddesinin ihlalidir.

Cezai Sorumluluk ve Savaş Suçu

Saldırıların kasten yapılması ve hedefler arasında ayrım gözetilmemesi nedeniyle bu olay, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) Roma Statüsü’nün 8 (2) (b) maddesi uyarınca “Savaş Suçu” olarak kovuşturulabilir. Sivil konutların kasten yıkılması ve kadın ile çocukların öldürülmesi, bu suçun hem maddi hem de manevi unsurlarını tamamlamaktadır.

Sonuç

Tebriz faciası sadece istatistiklerden ibaret değildir; enkaz altında gömülen hayatlardır. “Devletlerin Uluslararası Sorumluluğu” doktrini gereğince, fail devletler hukuken hesap vermeli ve bir şafak vaktinde hayatları çalınan “Helma” gibi hayatta kalanların zararlarını tazmin etmelidir.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu